USTA'dan şiirler
Moderatörler: barışhayranı, Mod
USTA'dan şiirler
ANNEM'e
Yine yoksun yanımda,yine sensizlik.
Koskoca dünya da yine sessizlik.
Hayatın bana yaptığı bu densizlik.
Kader mi,yazgımı,cezamı Annem.
***********************
İçimdeki acın bilki küçülmedi hiç.
Bıraktığın çocuksa bilki büyümedi hiç.
Sensiz bu dünya bilki kocaman bir hiç.
Senin yerin hiç dolmuyor Annem.
Yine yoksun yanımda,yine sensizlik.
Koskoca dünya da yine sessizlik.
Hayatın bana yaptığı bu densizlik.
Kader mi,yazgımı,cezamı Annem.
***********************
İçimdeki acın bilki küçülmedi hiç.
Bıraktığın çocuksa bilki büyümedi hiç.
Sensiz bu dünya bilki kocaman bir hiç.
Senin yerin hiç dolmuyor Annem.
Bir formül bulsam hayatı değiştirecek
Geçmiş güzel günlerime döndürecek
Önce anne mi döndürürdüm hayata
Etrafıma saramazdı ağlarını felek denen örümcek
Ya da sihirli bir değnek alsam elime
Bütün çektiklerimi atıversem geriye
Annem diye sarılsam o pamuk eline
Bu kadar karanlık olmazdı dünya önümde
Ne zaman içinde anne lafı geçen bir şiir
Ya da anne diye yakaran bir şarkı duysam
Gözüm dolar,yüreğim yanar,içim sızlar
Üstüme bir ağırlık çöker,içim erir
Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler çalardı radyodan
Sen ağlardın daha nağmeleri duymadan
Bak bende ağlıyorum anne,çünkü sen gittin doyamadan
Ana gibi yar,Bağdat gibi diyar olmaz demişler
Bak şimdi ne Bağdat kaldı diyar denecek
Ne yar gibi yar var,Ana denilecek
Hayat çok zalim anne,sonunda bana boyun eğdirecek
USTA
Geçmiş güzel günlerime döndürecek
Önce anne mi döndürürdüm hayata
Etrafıma saramazdı ağlarını felek denen örümcek
Ya da sihirli bir değnek alsam elime
Bütün çektiklerimi atıversem geriye
Annem diye sarılsam o pamuk eline
Bu kadar karanlık olmazdı dünya önümde
Ne zaman içinde anne lafı geçen bir şiir
Ya da anne diye yakaran bir şarkı duysam
Gözüm dolar,yüreğim yanar,içim sızlar
Üstüme bir ağırlık çöker,içim erir
Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler çalardı radyodan
Sen ağlardın daha nağmeleri duymadan
Bak bende ağlıyorum anne,çünkü sen gittin doyamadan
Ana gibi yar,Bağdat gibi diyar olmaz demişler
Bak şimdi ne Bağdat kaldı diyar denecek
Ne yar gibi yar var,Ana denilecek
Hayat çok zalim anne,sonunda bana boyun eğdirecek
USTA
SEN YOKTUN
Sen yoktun,ben büyürken
Sen yoktun,ben okurken
Sen yoktun,ben karne alırken
Sen yoktun,ben mezun olurken
Sen yoktun,ben askere giderken
Sen yoktun,ben yemin ederken
Sen yoktun,ben teskere alırken
Sen yoktun,ben sözlenirken
Sen yoktun,ben evlenirken
Sen yoktun,ben baba olurken
Sen yoktun,ben sevinirken
Sen yoktun,ben üzülürken
Sen yoktun,ben ağlarken
Sen yoktun,göz yaşlarım sel ken
Sen yoktun,herkes varken
Sen yoktun,sultanım ben biterken
Sen yoktun,Annem ben tek ken
Sen yoktun,sensizliğin varken
Sen yoktun,seni özlerken
Sen yoktun,hayat karmakarışık ken
Sen yoktun,yol gösterecekken
Sen yoktun,ben bir ışık ararken
Sen yoktun,Dünya karanlıkken
Sen yoktun,ben sana muhtaçken
Sen yoktun,ben sevgine açken
Ve sen yoktun,oğlunda yokken.
USTA
Sen yoktun,ben büyürken
Sen yoktun,ben okurken
Sen yoktun,ben karne alırken
Sen yoktun,ben mezun olurken
Sen yoktun,ben askere giderken
Sen yoktun,ben yemin ederken
Sen yoktun,ben teskere alırken
Sen yoktun,ben sözlenirken
Sen yoktun,ben evlenirken
Sen yoktun,ben baba olurken
Sen yoktun,ben sevinirken
Sen yoktun,ben üzülürken
Sen yoktun,ben ağlarken
Sen yoktun,göz yaşlarım sel ken
Sen yoktun,herkes varken
Sen yoktun,sultanım ben biterken
Sen yoktun,Annem ben tek ken
Sen yoktun,sensizliğin varken
Sen yoktun,seni özlerken
Sen yoktun,hayat karmakarışık ken
Sen yoktun,yol gösterecekken
Sen yoktun,ben bir ışık ararken
Sen yoktun,Dünya karanlıkken
Sen yoktun,ben sana muhtaçken
Sen yoktun,ben sevgine açken
Ve sen yoktun,oğlunda yokken.
USTA
ANNE NE YAPTIN
Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim?
Senden istemiyordum ne tacı ne sarayı
Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim.
Bir kere doğurdunsa sonra niçin büyüttün?
Kundakta beşikte de bir zahmetim mi vardı?
Koynundan niçin attın yavrunu bütün bütün.
Bilmiyor muydun ki o yalnızlıktan korkardı?
Sütünden tatlı mıdır anne sanki bu hayat?
Bana sorsana anne yaşamak bir hüner mi?
El aç yalvar gündüze geceye boyun uzat
Bu uğurda bir ömür çürütmeye değer mi?
Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim
Anne istemiyordum ne tacı ne sarayı
Anne karnında fazla yaramazlık mı ettim?
Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
Cahit Sıtkı TARANCI
Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim?
Senden istemiyordum ne tacı ne sarayı
Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim.
Bir kere doğurdunsa sonra niçin büyüttün?
Kundakta beşikte de bir zahmetim mi vardı?
Koynundan niçin attın yavrunu bütün bütün.
Bilmiyor muydun ki o yalnızlıktan korkardı?
Sütünden tatlı mıdır anne sanki bu hayat?
Bana sorsana anne yaşamak bir hüner mi?
El aç yalvar gündüze geceye boyun uzat
Bu uğurda bir ömür çürütmeye değer mi?
Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim
Anne istemiyordum ne tacı ne sarayı
Anne karnında fazla yaramazlık mı ettim?
Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
Cahit Sıtkı TARANCI
HAYAT
Ne yaptin bana hayat ?
Eskisi gibi derin nefesler alamıyorum
Başkaları gibi kalbimi dinleyemiyorum
İçimden gelenleri yapamıyorum..
Vuruyosun beni hayat
Dönüp dolaşıp vuruyosun aynı şeyleri yüzüme
Kaçamıyorum, atamıyorum, silemiyorum..
Biliyosun senden vazgeçemiyorum!
Ama
Ne mavilerin mavi gözümde
Ne yeşillerin yeşil
Tek bi renksin sanki..
Başka renge dönermisin birgün bilemem
İlk doğduğum gün neydi rengin_?
Yine öyle olur musun benim için
saf ve temiz kirlenmemiş....
RENGİN den alıntıdır.
Ne yaptin bana hayat ?
Eskisi gibi derin nefesler alamıyorum
Başkaları gibi kalbimi dinleyemiyorum
İçimden gelenleri yapamıyorum..
Vuruyosun beni hayat
Dönüp dolaşıp vuruyosun aynı şeyleri yüzüme
Kaçamıyorum, atamıyorum, silemiyorum..
Biliyosun senden vazgeçemiyorum!
Ama
Ne mavilerin mavi gözümde
Ne yeşillerin yeşil
Tek bi renksin sanki..
Başka renge dönermisin birgün bilemem
İlk doğduğum gün neydi rengin_?
Yine öyle olur musun benim için
saf ve temiz kirlenmemiş....
RENGİN den alıntıdır.
AH ULAN RIZA
Neden hala gelmedi, yoksa
Saati mi şaşırdı bu hıyar?
Gerçi hiç saati olmadı ama
En azından birine sorar.
Cebimde bir lira desen yok,
Madara olduk meyhaneye!
Ah eşek kafam benim,
Nasıl da güvendim bu hergeleye!
Gelse balığa çıkacaktık,
Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık.
Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp
Enteresan hayallere dalacaktık.
Bu sandalı geçen hafta denk getirip
Çalıntıdan düşürdük.
Arkadaşlar ısrar etti,
Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.
Saat sekizde gelecekti,
Bana birkaç milyon borç verecekti.
Yoksa o nemrut karısı kaçtı da
Onun peşinden mi gitti?
Eğer öyleyse yandık,
Gudubet gene yaptı yapacağını!
Geçen sene de merdivenden itip
Kırmıştı Rıza' nın bacağını.
Ağabey, kadında boy şu kadar;
Kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak!
Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
Ya horlarken Rıza' yı boğacak!
Bak şimdi acıdım, aşkolsun adama,
Ben olsam, vallahi baş edemem!..
Hele beş tane velet var ki boy-boy,
Allah'tan düşmanıma dilemem!
Aslında iyi çocuktur Rıza, efendi huyludur,
Herkesin suyuna gider.
Yoksa kalıba vursan hani,
Tek başına on tane adam eder!
Bir keresinde, hiç unutmam
Üç-beş zibidi haraca dadandı;
Rıza, sandalyeyi kaptığı gibi
Herifleri hastaneye kadar kovaladı!
Aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,
Aynı kafadaydık.
Orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu,
Biz, başka havadaydık.
Aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,
Aynı takımı tutardık.
Fener' in her maçında iddialaşıp
Millete az mı yemek ısmarladık!..
Bir tek askerde ayrıldık,
Bana Bornova düştü, ona Gelibolu.
Döner dönmez evlendirdiler,
En büyük salaklığı da bu oldu!..
Bense hiç düşünmedim, zaten param da yoktu.
Hep tek tabanca gezdim.
Benim beğendiğimi anam istemedi,
Onun gösterdiğini ben sevmedim.
Neyse bunlar derin mevzu...
Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek.
Ufaktan yol alayım
Anam evde yalnız, şimdi merakından ölecek!..
Gittim, vurup kafayı yattım;
Rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini.
Ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp
Hastaneye kavuşmadan can verdiğini!..
Vay be Rıza!..
Sonunda sen de düşüp gittin Azrail'in peşine!
Dün, boşuna günahını almışım,
Ne olur, kızma bu kardeşine!
Öğlen kahvede söylediler, Rıza öldü, dediler
Ne kolay söylediler!
Sanki dev bir taş ocağını
Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!
Ah dostum... o kocaman gövdene
O beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?
O zalim tabutun tahtalarını
Senin üstüne nasıl böyle çivilediler?
Yani sen şimdi gittin, yani yoksun,
Yani bir daha olmayacak mısın?
Yani bir daha borç vermeyecek,
Bir daha bira ısmarlamayacak mısın?
Peki beni kim kızdıracak,
Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
Peki, beni bu köhne dünyada
Senin anladığın kadar kim anlayacak?
Ulan Rıza... Ne hayallerimiz vardı oysa,
Ne acayip şeyler yapacaktık...
Totoyu bulunca dükkân açacak,
Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık.
Talih yüzümüze gülecekti be!..
Karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık.
Hafta sonu iki yavru kapıp
Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!
Ah ulan Rıza... Bu mahallenin,
Nesini beğenmedin de öte yere taşındın?
Ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki,
Benim en kral arkadaşımdın!..
Ah ulan Rıza... Ben şimdi,
Bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?
Senden ayrılacağımı sanma,
Bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim!..
YUSUF HAYALOĞLU
Neden hala gelmedi, yoksa
Saati mi şaşırdı bu hıyar?
Gerçi hiç saati olmadı ama
En azından birine sorar.
Cebimde bir lira desen yok,
Madara olduk meyhaneye!
Ah eşek kafam benim,
Nasıl da güvendim bu hergeleye!
Gelse balığa çıkacaktık,
Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık.
Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp
Enteresan hayallere dalacaktık.
Bu sandalı geçen hafta denk getirip
Çalıntıdan düşürdük.
Arkadaşlar ısrar etti,
Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.
Saat sekizde gelecekti,
Bana birkaç milyon borç verecekti.
Yoksa o nemrut karısı kaçtı da
Onun peşinden mi gitti?
Eğer öyleyse yandık,
Gudubet gene yaptı yapacağını!
Geçen sene de merdivenden itip
Kırmıştı Rıza' nın bacağını.
Ağabey, kadında boy şu kadar;
Kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak!
Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
Ya horlarken Rıza' yı boğacak!
Bak şimdi acıdım, aşkolsun adama,
Ben olsam, vallahi baş edemem!..
Hele beş tane velet var ki boy-boy,
Allah'tan düşmanıma dilemem!
Aslında iyi çocuktur Rıza, efendi huyludur,
Herkesin suyuna gider.
Yoksa kalıba vursan hani,
Tek başına on tane adam eder!
Bir keresinde, hiç unutmam
Üç-beş zibidi haraca dadandı;
Rıza, sandalyeyi kaptığı gibi
Herifleri hastaneye kadar kovaladı!
Aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,
Aynı kafadaydık.
Orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu,
Biz, başka havadaydık.
Aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,
Aynı takımı tutardık.
Fener' in her maçında iddialaşıp
Millete az mı yemek ısmarladık!..
Bir tek askerde ayrıldık,
Bana Bornova düştü, ona Gelibolu.
Döner dönmez evlendirdiler,
En büyük salaklığı da bu oldu!..
Bense hiç düşünmedim, zaten param da yoktu.
Hep tek tabanca gezdim.
Benim beğendiğimi anam istemedi,
Onun gösterdiğini ben sevmedim.
Neyse bunlar derin mevzu...
Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek.
Ufaktan yol alayım
Anam evde yalnız, şimdi merakından ölecek!..
Gittim, vurup kafayı yattım;
Rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini.
Ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp
Hastaneye kavuşmadan can verdiğini!..
Vay be Rıza!..
Sonunda sen de düşüp gittin Azrail'in peşine!
Dün, boşuna günahını almışım,
Ne olur, kızma bu kardeşine!
Öğlen kahvede söylediler, Rıza öldü, dediler
Ne kolay söylediler!
Sanki dev bir taş ocağını
Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!
Ah dostum... o kocaman gövdene
O beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?
O zalim tabutun tahtalarını
Senin üstüne nasıl böyle çivilediler?
Yani sen şimdi gittin, yani yoksun,
Yani bir daha olmayacak mısın?
Yani bir daha borç vermeyecek,
Bir daha bira ısmarlamayacak mısın?
Peki beni kim kızdıracak,
Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
Peki, beni bu köhne dünyada
Senin anladığın kadar kim anlayacak?
Ulan Rıza... Ne hayallerimiz vardı oysa,
Ne acayip şeyler yapacaktık...
Totoyu bulunca dükkân açacak,
Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık.
Talih yüzümüze gülecekti be!..
Karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık.
Hafta sonu iki yavru kapıp
Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!
Ah ulan Rıza... Bu mahallenin,
Nesini beğenmedin de öte yere taşındın?
Ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki,
Benim en kral arkadaşımdın!..
Ah ulan Rıza... Ben şimdi,
Bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?
Senden ayrılacağımı sanma,
Bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim!..
YUSUF HAYALOĞLU
Seni Seviyordum
Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi...
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi
İnsan hergün anımsar mı aynı gözleri
SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesten başkaydı işte...
Güldüğü zaman yukarıya bakardı;
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...
Ne güzeldiler sen bilmiyordun...
BEN SENİ SEVİYORDUM...
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu
Geri dönüyordu, çoğalarak
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteleyişim oluyordun
Kalp ağrısı oluyordun,
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk
Cesurduk...
Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller...
Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...
Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun
Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra
Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları
Derken bir gün uzaktan gördüm seni...
Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı
Kalbimi acıttı her zamanki gibi...
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun
Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi...
İclal Aydın
Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi...
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi
İnsan hergün anımsar mı aynı gözleri
SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesten başkaydı işte...
Güldüğü zaman yukarıya bakardı;
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...
Ne güzeldiler sen bilmiyordun...
BEN SENİ SEVİYORDUM...
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu
Geri dönüyordu, çoğalarak
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteleyişim oluyordun
Kalp ağrısı oluyordun,
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk
Cesurduk...
Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller...
Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...
Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun
Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra
Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları
Derken bir gün uzaktan gördüm seni...
Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı
Kalbimi acıttı her zamanki gibi...
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun
Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi...
İclal Aydın
Sessizce Gelirsin Son Sayfasına Hayatın.
sessizce gelirsin son sayfasına hayatın.
hüzün korkularını da yanında getirir.
gece bir başkadır artık sen,bir başka...
tarif edilecek kısa anlar dışında her şey boştur.
açarsın sonsuzluğun kapısını,
son limanda inecek son yolcunun da
sen olduğunun farkına varırsın.
kopmuşsundur artık.
bir ucundan yakalayabileceğin yıldızlar
çoktan bu şehri terk etmişlerdir.
korkuların biriktirdiği irkilmelerse bu saatlere özgüdür.
kalp atışları hızlanır,
adrenalin yükselir
ve vücudun her yanına sızan,
nereden ve nasıl geldiği çözülemeyen garipsi ışıklar,
beynin derinliklerinde havalanıp savaşmaya başlarlar.
oysa benim savaşım senle değil,
gündüz maskesi takmış karanlılarladır...
yangını söndürecek iklimler kayıtsız kalır çığlıklara.
koşup giden kum taneleri ise çaresiz seyreder yaşanılanları.
avutmak büyüsünü tam burada yitirir.
kanatları kırık kuşlar son bir gayretle havalanmaya çalışırlar.
ne o ışığa dokunabilir mavi,
ne de sessizce çok uzaklardan akan beyaz...
çok sene önce söylenen masallardan kaçar atlılar.
onları karşılamak için dökülürüz yollara.
her yanı sarar gülücükler.
birde o sevinçlerin getireceği
belki yıllarca üzerimizden atamayacağımız,
hep unutmak istediğimiz acılar...
senin varlığın tam burada geçer kitap da.
ne kadar kısa da olsa anlatılanlar,
seni anlamaya da ipuçları vermeyi ihmal etmez.
yırtmaya buradan başlarsın yüzünün saklı kalan yanını.
günah çıkarmak ucuz bir roman değildir artık...
delice esmeye başlar rüzgar.
dua okumak için çok geçtir.
ağaçlar yerinden kopar ve yılların ilahisi ansızın devrilir toprağa.
işte o rüzgarlar dolar saçlarına.
ve kentin en tenha yerinde ödenecek hesap olur gözlerin.
ne kadar da güzel olsa geçmiş.
yarını anmayan dudaklardan küçük bir fısıltı işitilir,
'o atlıların peşine takılıp gitmek hiç görülmedik vatandır.'
meyvesini yitirir ağaçlar.
taş sokaklardan yürümeye başlar ruhlar.
ve böyle zamanlarda delirir aşıklar....
mayısı da eklerse yazan
ne bu iki sevgiliyi saklayacak tenhalıklar kalır geride,
ne de bu iki sevgilinin kaderini birleştirecek yollar...
seninde böyle derinden hissedilen acıların var mıydı?
yoksa içinde biriktirdiklerin birer yalan mıydı?
ne zaman senden duymak istesen
başka bir anlatıcı karışıyordu hikayeye.
o zaman seni bir daha görmez oluyordum.
iklimlerim birbirine karışıyor hep bildik adamlar oluyordum.
o zaman seni öldürecek gibi oluyordum...
korkuyordum.
bana bir daha yüzünü dönme ne olur.
seni nereye gittiği bilinmeyen yollarda aramaktan yoruldum.
belki bilmiyorsundur ama,
gözlerim değil ayaklarımımdır tutuşan.
asırlardır bir gezgin gibi ararken seni,
kaybolan geçmişimden geriye kalan
koynumda asılı kalan yüzünün saklı kalan yanı
ve seni ele vermeyen rüzgarlar...
geçen onca yıllar boyunca hep bunu düşündüm.
tekrar geriye dönecek olsam beni bekleyecek biri olur mu diye.
o kadar yitirilmişliklerden sonra
geride birilerin varlığını bilmek cesaret veriyor insana.
oysa ben hiç geriye dönmedim.
geçen onca yıllar boyunca tek sığınak olarak yoları buldum yanımda.
geride ne seni bırakıyor oluyordum
nede çocukluğumun geçtiği köyüm geliyordu aklıma(!)...
ve bir gün yolların sonuna vardım.
mutlu muydum hiç bilemiyorum.
saatlerce orada kaldım.
ama geriye dönüp hiç bakmadım.
güneşin doğuşunu
seninde görmeni çok isterdim.
biliyordum ki şu an buradan çok uzaklarda
kütüphanenin tozlu raflarında okunmayı bekliyordun.
bende biliyordum ki tekrar geriye dönecek olsam
bir daha bu yollar olmayacaktı.
geceler olmayacak...
Alıntıdır!
sessizce gelirsin son sayfasına hayatın.
hüzün korkularını da yanında getirir.
gece bir başkadır artık sen,bir başka...
tarif edilecek kısa anlar dışında her şey boştur.
açarsın sonsuzluğun kapısını,
son limanda inecek son yolcunun da
sen olduğunun farkına varırsın.
kopmuşsundur artık.
bir ucundan yakalayabileceğin yıldızlar
çoktan bu şehri terk etmişlerdir.
korkuların biriktirdiği irkilmelerse bu saatlere özgüdür.
kalp atışları hızlanır,
adrenalin yükselir
ve vücudun her yanına sızan,
nereden ve nasıl geldiği çözülemeyen garipsi ışıklar,
beynin derinliklerinde havalanıp savaşmaya başlarlar.
oysa benim savaşım senle değil,
gündüz maskesi takmış karanlılarladır...
yangını söndürecek iklimler kayıtsız kalır çığlıklara.
koşup giden kum taneleri ise çaresiz seyreder yaşanılanları.
avutmak büyüsünü tam burada yitirir.
kanatları kırık kuşlar son bir gayretle havalanmaya çalışırlar.
ne o ışığa dokunabilir mavi,
ne de sessizce çok uzaklardan akan beyaz...
çok sene önce söylenen masallardan kaçar atlılar.
onları karşılamak için dökülürüz yollara.
her yanı sarar gülücükler.
birde o sevinçlerin getireceği
belki yıllarca üzerimizden atamayacağımız,
hep unutmak istediğimiz acılar...
senin varlığın tam burada geçer kitap da.
ne kadar kısa da olsa anlatılanlar,
seni anlamaya da ipuçları vermeyi ihmal etmez.
yırtmaya buradan başlarsın yüzünün saklı kalan yanını.
günah çıkarmak ucuz bir roman değildir artık...
delice esmeye başlar rüzgar.
dua okumak için çok geçtir.
ağaçlar yerinden kopar ve yılların ilahisi ansızın devrilir toprağa.
işte o rüzgarlar dolar saçlarına.
ve kentin en tenha yerinde ödenecek hesap olur gözlerin.
ne kadar da güzel olsa geçmiş.
yarını anmayan dudaklardan küçük bir fısıltı işitilir,
'o atlıların peşine takılıp gitmek hiç görülmedik vatandır.'
meyvesini yitirir ağaçlar.
taş sokaklardan yürümeye başlar ruhlar.
ve böyle zamanlarda delirir aşıklar....
mayısı da eklerse yazan
ne bu iki sevgiliyi saklayacak tenhalıklar kalır geride,
ne de bu iki sevgilinin kaderini birleştirecek yollar...
seninde böyle derinden hissedilen acıların var mıydı?
yoksa içinde biriktirdiklerin birer yalan mıydı?
ne zaman senden duymak istesen
başka bir anlatıcı karışıyordu hikayeye.
o zaman seni bir daha görmez oluyordum.
iklimlerim birbirine karışıyor hep bildik adamlar oluyordum.
o zaman seni öldürecek gibi oluyordum...
korkuyordum.
bana bir daha yüzünü dönme ne olur.
seni nereye gittiği bilinmeyen yollarda aramaktan yoruldum.
belki bilmiyorsundur ama,
gözlerim değil ayaklarımımdır tutuşan.
asırlardır bir gezgin gibi ararken seni,
kaybolan geçmişimden geriye kalan
koynumda asılı kalan yüzünün saklı kalan yanı
ve seni ele vermeyen rüzgarlar...
geçen onca yıllar boyunca hep bunu düşündüm.
tekrar geriye dönecek olsam beni bekleyecek biri olur mu diye.
o kadar yitirilmişliklerden sonra
geride birilerin varlığını bilmek cesaret veriyor insana.
oysa ben hiç geriye dönmedim.
geçen onca yıllar boyunca tek sığınak olarak yoları buldum yanımda.
geride ne seni bırakıyor oluyordum
nede çocukluğumun geçtiği köyüm geliyordu aklıma(!)...
ve bir gün yolların sonuna vardım.
mutlu muydum hiç bilemiyorum.
saatlerce orada kaldım.
ama geriye dönüp hiç bakmadım.
güneşin doğuşunu
seninde görmeni çok isterdim.
biliyordum ki şu an buradan çok uzaklarda
kütüphanenin tozlu raflarında okunmayı bekliyordun.
bende biliyordum ki tekrar geriye dönecek olsam
bir daha bu yollar olmayacaktı.
geceler olmayacak...
Alıntıdır!
Son Kez Görmek İstiyorum
son kez görmek istiyorum
ıslak dudaklarını bu gece
akdenizde
ispanyol ünlemler katmadan
saçlarını rüzgara atıyorsun
çok yakınımdan şarap yüklü gemiler geçiyor
ben akdeniz diyorum yunanlıya
balık kokuyor adalar
çölü tarif ediyor mısır
çok gemiler battı
hangi yoldan gitsem
son kez sana varıyorum
atlantis olsa gerek akrabalığımız
yükseldikçe dalgalar ülkemi görüyorum
sezarda böyle korkunç havalarda geçmiş akdenizi
ispanyol ve ben
birde yunanlı
ortak aşıklarıymışız bilmeden
Alıntıdır!
son kez görmek istiyorum
ıslak dudaklarını bu gece
akdenizde
ispanyol ünlemler katmadan
saçlarını rüzgara atıyorsun
çok yakınımdan şarap yüklü gemiler geçiyor
ben akdeniz diyorum yunanlıya
balık kokuyor adalar
çölü tarif ediyor mısır
çok gemiler battı
hangi yoldan gitsem
son kez sana varıyorum
atlantis olsa gerek akrabalığımız
yükseldikçe dalgalar ülkemi görüyorum
sezarda böyle korkunç havalarda geçmiş akdenizi
ispanyol ve ben
birde yunanlı
ortak aşıklarıymışız bilmeden
Alıntıdır!
- jonturk_emre
- İHRAÇ EDİLMİŞTİR
- Mesajlar: 1467
- Kayıt: Cum Mar 23, 2007 22:50 pm
- Konum: İstanbul
YAREN
Yaren içimi sensiz bir korku sardı
Halbuki gecen gün gecti elime yare diye başlayan mektubun
Yüzüne hasret bir gün daha ansızın karardı
Yaren içimi sensiz bir korku sardı
Demek görüşmek mahşere kaldı.
Sitem var satırlarında ve kelime aralarına gizlenmiş matem
Peri kızı olmayışından belki hala yüzünü gizlemen
Kaf dağının ardında değilsen eğer
Çıkagel korkma gördüğümü kimseye söylemem
Yaren seni görmeden ölürsem eğer
Bu yüzdendir seni mahşerde görmezlikten gelmem
--alıntıdır--
Yaren içimi sensiz bir korku sardı
Halbuki gecen gün gecti elime yare diye başlayan mektubun
Yüzüne hasret bir gün daha ansızın karardı
Yaren içimi sensiz bir korku sardı
Demek görüşmek mahşere kaldı.
Sitem var satırlarında ve kelime aralarına gizlenmiş matem
Peri kızı olmayışından belki hala yüzünü gizlemen
Kaf dağının ardında değilsen eğer
Çıkagel korkma gördüğümü kimseye söylemem
Yaren seni görmeden ölürsem eğer
Bu yüzdendir seni mahşerde görmezlikten gelmem
--alıntıdır--
SENSİZLİK
Elimde bıraktığın mektup var sadece
Ağlayarak okuyorum her seferinde
Okudukça tazeleniyor anılarım.
Neden? Seni sevmekten başka ne yaptım ben?
Gözlerine bakarak kurdum küçük dünyamı hep
Şimdi yaşananlardan geriye bir kağıt kaldı sadece
Bana yazılmış ve sonu elveda ile biten
Hüsran dolu bir mektup var sadece
Sensizlik ; mektubundan daha zor,
Sensizlik ; okyanusun ortasında kalmak gibi zor,
Sensizlik ; güneşe elle dokunmak kadar zor,
Ve Sensizlik;
Senin olmadığın her yerde çok zor...
Gülşen Altuğ
Elimde bıraktığın mektup var sadece
Ağlayarak okuyorum her seferinde
Okudukça tazeleniyor anılarım.
Neden? Seni sevmekten başka ne yaptım ben?
Gözlerine bakarak kurdum küçük dünyamı hep
Şimdi yaşananlardan geriye bir kağıt kaldı sadece
Bana yazılmış ve sonu elveda ile biten
Hüsran dolu bir mektup var sadece
Sensizlik ; mektubundan daha zor,
Sensizlik ; okyanusun ortasında kalmak gibi zor,
Sensizlik ; güneşe elle dokunmak kadar zor,
Ve Sensizlik;
Senin olmadığın her yerde çok zor...
Gülşen Altuğ
Avare Gönül
Gel artık aldanma divâne gönül;
Pişman olup yoksa ağlayacaksın.
Oldun bir hayâle pervâne gönül,
O hülyâ ile bir gün yanacaksın..
Bildim bileli bir dem âvâresin,
Yolların yoldaşı tam bîçâresin;
Dertleri pek çok bir baht-ı kâresin,
Bir bilsem ne zaman anlayacakdın...
Her gün ömrüm mumlar gibi eriyor,
Bak, feryâdına kimse ses vermiyor!
Hasretlerin, hicranların bitmiyor,
Acaba ne zaman uyanacaksın!
Arzuların hep ruhunu kanattı,
Günahların her ufkunu kararttı;
Gelen günler geçenleri arattı,
Bilmem buna nasıl dayanacaksın?
Gel artık aldanma divâne gönül;
Pişman olup yoksa ağlayacaksın.
Oldun bir hayâle pervâne gönül,
O hülyâ ile bir gün yanacaksın..
Bildim bileli bir dem âvâresin,
Yolların yoldaşı tam bîçâresin;
Dertleri pek çok bir baht-ı kâresin,
Bir bilsem ne zaman anlayacakdın...
Her gün ömrüm mumlar gibi eriyor,
Bak, feryâdına kimse ses vermiyor!
Hasretlerin, hicranların bitmiyor,
Acaba ne zaman uyanacaksın!
Arzuların hep ruhunu kanattı,
Günahların her ufkunu kararttı;
Gelen günler geçenleri arattı,
Bilmem buna nasıl dayanacaksın?
Suskun
l
suskun
yürümek hep aynı bidiğimiz yollardan
avutmak nede rezilce yanmak aşk ateşiyle.
ben koştum yıldızlarca yalnızlığa
belki delice
ve rezilce uzanıp gökyüzüne
salıverdim kendimi
çocukluğumdan kalma alışkanlıklarla yeniliyordum
seni aynalarda
yüzün dökülüyordu hiç olmayan ayaklarıma
beyazdı ellerin çocukken
ve eskiden
taa eskiden
bayram günlerini anımsatıyordu gülümsemen
buharada onüç yaşında kelebek topladım
musonlardan mercan kayalıklarına
avuçlarımda ceset artıkları
bir an durup kıvırcık saçlarının arasında tepecikler görür
güneşin batışını yakalardım
yakalayabilirsem
sen yoktun
bilmezsin
bu topraklarda orkideler açar her sonbahar
bilinen her kuş beyaz olurdu
kırmızı
çoğu kez mavi
alçak bakışlar uçururdum üzerine yağmurlardan
ve yağmurları seninle severdim keopsun eteklerinde
sen varsan keops bir dağ bile olmazdı
olamazdı ki
yağmurlar buhara ve kuş
sen yağdıkça iklimlerime ben birikirdim
ve suskun koşarken yıldızlarca yalnızlığa
orkideler
tepecikler
avuçlarımda ceset artıkları
ll
taş tabletlerden bu yana her geçen milat
ilkeliğimle dokundum el değmemiş ıssız tenine
yağmurlar birikirdi bir vakit avucumda
ve en uzun göçü yaşardım dudaklarından tunaya
misafir topraklardan demir kemerli hikayeler anlatılırdı
ben seni kudüsde severdim hiç sevmemiş gibi
suskun
hangi yollar götürdü seni
hangi savaşçılara kan oldu beyaz ellerin
yıkılan bu dağların sahipleri vardır elbet
oturmuşum yıldızlar gibi gökyüzüne
kudüsün ağladığını dinliyorum
güneş en yakıcılığında şimdi
tarihe geçmeye çalışıyor spartaküs
ve bir roma yanıyor sam rüzgarlarıyla güneyde
barbar oluyorum yıkılıyor önümde bütün kentler
suskun yüzüğünden bir avuç su ver
yıkılıyor önümde bütün kentler
dökülürken üzerimden kum taneleri
çocukluğumdan kalma ülkeler geliyor
tarihin kokuşmuş sayfalarına
yitik bir yaranın peşinde sanki atlılar
çölde bir bedevi oluyorum
sibiryada dağlı
yokluğunu hissettiğimde bir sen yoktun
klimanjeroda kara yüzlü köle
her birinin isimleri olan karlar biriktiriyordu
arıyordum seni yoktun
küllenmiş aşk mevsimsiz kuruyordu ayaklarımın arasında
seni soluyor gibiydi akrep yelkovan
suskun
göç yollarındayım
her yaştayım
kervanlar geçiyordu sıra sıra
deniz kara bir yağmura yenik şimdi
bütün bedenimde çığlık oluyordun
çin gibi yıkılıyordum o zaman
suskun
yürüyorum
ışıklar bir bir doğuyor kentler üstüne
ben yıldızlar gibi yalnızlığa
belki delice ve rezilce gidiyorum
bütün umutlar eski bir meşe ağacının hasretinde gizli
yaşamak için açan her orkide bu bahara seni doğuruyor
ve beni apansız tüketiyor yollar
Alıntıdır!
__________________
l
suskun
yürümek hep aynı bidiğimiz yollardan
avutmak nede rezilce yanmak aşk ateşiyle.
ben koştum yıldızlarca yalnızlığa
belki delice
ve rezilce uzanıp gökyüzüne
salıverdim kendimi
çocukluğumdan kalma alışkanlıklarla yeniliyordum
seni aynalarda
yüzün dökülüyordu hiç olmayan ayaklarıma
beyazdı ellerin çocukken
ve eskiden
taa eskiden
bayram günlerini anımsatıyordu gülümsemen
buharada onüç yaşında kelebek topladım
musonlardan mercan kayalıklarına
avuçlarımda ceset artıkları
bir an durup kıvırcık saçlarının arasında tepecikler görür
güneşin batışını yakalardım
yakalayabilirsem
sen yoktun
bilmezsin
bu topraklarda orkideler açar her sonbahar
bilinen her kuş beyaz olurdu
kırmızı
çoğu kez mavi
alçak bakışlar uçururdum üzerine yağmurlardan
ve yağmurları seninle severdim keopsun eteklerinde
sen varsan keops bir dağ bile olmazdı
olamazdı ki
yağmurlar buhara ve kuş
sen yağdıkça iklimlerime ben birikirdim
ve suskun koşarken yıldızlarca yalnızlığa
orkideler
tepecikler
avuçlarımda ceset artıkları
ll
taş tabletlerden bu yana her geçen milat
ilkeliğimle dokundum el değmemiş ıssız tenine
yağmurlar birikirdi bir vakit avucumda
ve en uzun göçü yaşardım dudaklarından tunaya
misafir topraklardan demir kemerli hikayeler anlatılırdı
ben seni kudüsde severdim hiç sevmemiş gibi
suskun
hangi yollar götürdü seni
hangi savaşçılara kan oldu beyaz ellerin
yıkılan bu dağların sahipleri vardır elbet
oturmuşum yıldızlar gibi gökyüzüne
kudüsün ağladığını dinliyorum
güneş en yakıcılığında şimdi
tarihe geçmeye çalışıyor spartaküs
ve bir roma yanıyor sam rüzgarlarıyla güneyde
barbar oluyorum yıkılıyor önümde bütün kentler
suskun yüzüğünden bir avuç su ver
yıkılıyor önümde bütün kentler
dökülürken üzerimden kum taneleri
çocukluğumdan kalma ülkeler geliyor
tarihin kokuşmuş sayfalarına
yitik bir yaranın peşinde sanki atlılar
çölde bir bedevi oluyorum
sibiryada dağlı
yokluğunu hissettiğimde bir sen yoktun
klimanjeroda kara yüzlü köle
her birinin isimleri olan karlar biriktiriyordu
arıyordum seni yoktun
küllenmiş aşk mevsimsiz kuruyordu ayaklarımın arasında
seni soluyor gibiydi akrep yelkovan
suskun
göç yollarındayım
her yaştayım
kervanlar geçiyordu sıra sıra
deniz kara bir yağmura yenik şimdi
bütün bedenimde çığlık oluyordun
çin gibi yıkılıyordum o zaman
suskun
yürüyorum
ışıklar bir bir doğuyor kentler üstüne
ben yıldızlar gibi yalnızlığa
belki delice ve rezilce gidiyorum
bütün umutlar eski bir meşe ağacının hasretinde gizli
yaşamak için açan her orkide bu bahara seni doğuruyor
ve beni apansız tüketiyor yollar
Alıntıdır!
__________________
ADAM GİBİ
Ben seni hiç sevmedim ki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
Ben seni hiç sevmedim ki
Beni yola koduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığım da
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi
Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki
Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı
Nisana hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığına
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
Ve tuhaflığımı yürüdüğüm zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim
Yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki
Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde
Buğusunda sabahın
Acımasızlığında bir ahın
Ağlayan yüzende insanın
Hep ferahlatan gücüyle duanın
Korkutan yanıyla narın
İncirin zeytinin ve kalbin üstüne
Gülün üstüne
Tutunduğum umudun üstüne
Senin üstüne
Hepsinin üstüne
Ben seni hiç sevmedim ki
Gittiğin zaman
Gitmeni sevdim
Evreni sevdim geldiğin zaman
Kalmanı sevmedim
Ürküyordum sana alışmaktan
Yine de sevdim gülümsemeyi
Mendilimi sallarken seni götüren trenin arkasından
Kırlara ilk kar düştüğü zaman
Ölümün ne güzel olduğunu sevdim
Seni içimde öldürdüğüm zaman
Ben seni hiç sevmedim ki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
Ben seni hiç sevmedim ki
Beni yola koduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığımda
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi
Geceleyin rüzgarı sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki
Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı
Nisana hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim
Yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki
Ben sevdim mi
Adam gibi severim.
İBRAHİM SADRİ
Ben seni hiç sevmedim ki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
Ben seni hiç sevmedim ki
Beni yola koduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığım da
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi
Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki
Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı
Nisana hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığına
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
Ve tuhaflığımı yürüdüğüm zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim
Yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki
Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde
Buğusunda sabahın
Acımasızlığında bir ahın
Ağlayan yüzende insanın
Hep ferahlatan gücüyle duanın
Korkutan yanıyla narın
İncirin zeytinin ve kalbin üstüne
Gülün üstüne
Tutunduğum umudun üstüne
Senin üstüne
Hepsinin üstüne
Ben seni hiç sevmedim ki
Gittiğin zaman
Gitmeni sevdim
Evreni sevdim geldiğin zaman
Kalmanı sevmedim
Ürküyordum sana alışmaktan
Yine de sevdim gülümsemeyi
Mendilimi sallarken seni götüren trenin arkasından
Kırlara ilk kar düştüğü zaman
Ölümün ne güzel olduğunu sevdim
Seni içimde öldürdüğüm zaman
Ben seni hiç sevmedim ki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
Ben seni hiç sevmedim ki
Beni yola koduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığımda
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi
Geceleyin rüzgarı sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki
Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı
Nisana hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim
Yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki
Ben sevdim mi
Adam gibi severim.
İBRAHİM SADRİ
Bir ,Üç ve Beş
desen ki denizin tuzu
çiğ düşmüş kadife donlu patlıcanlar
desen ki kendilerinden karga çığlılarıyla kaçanlar
en fakiri en zengini çirkini ve orospusu
seni unutmuş olsun
sen ki üşümüş gökte o yalnız bulutsun
kıskanmadığın cömert bir maviliğin ortasında o
bildiğin yalnızlığın ellerinden tutmuşsun
desen ki unutulmuşsun
denizler kızılca kıyamet akıp geçiyor
zamana karşı geliyorsun
bir üç ve beş leylekler artık gitti
şimdi seni artık karanlıkta bir liman çekiyor
unutulduğun unutulmadığın bilinmediğin bir liman
bir üç ve beş derken şişede rom bitti
sen yaşamaya başladığın zaman
üşümüş gökte o yalnız bulut
kendini hic yerinde hissetmiyeceksin
keyif senin
istersen talihini billur akıntılarla bir tut
ellerini göğsüne kavuştur
doğu batı kuzey güney diyerek
koştur
bir üç ve beş istersen rom kadehleri gibi
nasıl ki unutulmuşsun
devril
ve bitir maceranı.
ATİLLA İLHAN
desen ki denizin tuzu
çiğ düşmüş kadife donlu patlıcanlar
desen ki kendilerinden karga çığlılarıyla kaçanlar
en fakiri en zengini çirkini ve orospusu
seni unutmuş olsun
sen ki üşümüş gökte o yalnız bulutsun
kıskanmadığın cömert bir maviliğin ortasında o
bildiğin yalnızlığın ellerinden tutmuşsun
desen ki unutulmuşsun
denizler kızılca kıyamet akıp geçiyor
zamana karşı geliyorsun
bir üç ve beş leylekler artık gitti
şimdi seni artık karanlıkta bir liman çekiyor
unutulduğun unutulmadığın bilinmediğin bir liman
bir üç ve beş derken şişede rom bitti
sen yaşamaya başladığın zaman
üşümüş gökte o yalnız bulut
kendini hic yerinde hissetmiyeceksin
keyif senin
istersen talihini billur akıntılarla bir tut
ellerini göğsüne kavuştur
doğu batı kuzey güney diyerek
koştur
bir üç ve beş istersen rom kadehleri gibi
nasıl ki unutulmuşsun
devril
ve bitir maceranı.
ATİLLA İLHAN
DENİZ FENERİ
Sen Deniz Feneri
Hüzünlü bir kış günü başladı yolculuğun
Çocukluğun yıkık kentlerde
Ve kesme kaya caddeli ahşap evlerde geçti.
Okuma yazmayı öğrendiğin
Gazetelerdeki terör sayfaları
Ve Haliç tersanelerinde korsanlar
Evden çıkarken vedalaşırdı babalarla evlatlar...
Her sokağın başında anaların isyanı dururdu
Ve günler kısa ama geceler uzun olurdu.
Bir kurşun bir liraya
Ve bir hayat bir kurşuna mal olur,
Senin doğduğun yerlerde
İnsanlar can evinden vurulurdu.
Sen Deniz Feneri
Sarayburnu'nun dimdik delikanlısı
Yavuz zırhlısında deniz piyade eri
Yetmişikiye dört çakı gibi asker
Arkadaşının kaza kurşunu izini sırtında taşıyan
Ve giderken bıraktığı sevdiğini döndüğünde bulamayan...
Yıkar mı bizi bu sevda!
Bir aşk delikanlıyı bozar mı be adam?
Hadi kalk!
Eski günlerde olduğu gibi
Karanlığa yine ışık yak!
Arka bahçedeki mahalle kavgalarında
Kaşına sapan taşı geldiği günden beri
Hani kanına kanımı sürdüğüm o günden beri
Can dostum ve kan dostum
İster kalbine gömdüğün sevdamın aşkına
İster Allah'ın aşkına
Kalk bir ışık yak ve bir kor düşür yüreğimize
Savaşmak ne güzel bir şey uğruna
Ve yeniden âşık olmak...
Ve Sen Deniz Feneri
Sarayburnu'nun dürüst delikanlısı
Kalbine gömdüğün aşkın
Gönlündeki sevdan ve aydınlık gözlerinle
Senin işin karanlığa korkuturcasına bakmaktı
Ve sana en yakışmayan şey ağlamaktı.
Deniz Feneri
Unutmadık o günleri
Sevdamız yüreğimizde gizli kalır
Ve mahallenin kızına âşık olmak
Ayıp sayılırdı
Bir kıza âşık olmak bir de parkayı çıkarmak haramdı
Ve dünya dedikleri şey yalandı...
Paranın geçmediği günler vardı gençliğimizde
Ve namerdin yıkamadığı mertliğimiz
Silah çekmek ve tesbih sallamak değildi delikanlılık
Tesbihi çekmek, silahı saklamaktı
Yazık...
Gün geldi delikanlılık kabadayılığa yenildi
Sonra üç kuruşa satılan sevdalar ve ucuz aşklar
Artık senin işin değildi...
Sen Deniz Feneri
Sarayburnu'nun dik ve yitik delikanlısı
Ne geçmişten yükselen ağıtlar anlıyor seni
Ne de geleceğe satılan aşklar
Sen doğarken bir ölüm şaşkınlığıyla
Gökyüzüne uzanmış düşmanlık Türküleri
Suçüstü yakalanırken en güzel umutların
Gözlerini bir ihanet anında açmışlığın
Ve yakmışlığın gecenin karanlığına en derin aydınlığını
Hey Deniz Feneri!
Parayla satın alınamayacak aşkların sevdalısı
Çektiğin çileleri özenle saklıyorsun seyir defterinde
Sarayburnu'nun dimdik ve yakışıklı delikanlısı...
Gidiyorsun belki Deniz Feneri
Sana "kal" diyemem giderken
Sevmek kadar ölmek de kader
Ama giderken bile ışığın yol göstersin kayıp gemilere
Gözlerin gökyüzünü aydınlığa bürüsün
Ve sen ölsen bile bir gün
Namın yürüsün
Ve sen ölsen bile bir gün
Namın yürüsün...
UĞUR ARSLAN
ÖLÜME GAZEL
Ne kötü bir dünya bu; sevgisiz, acımasız,
Yaşarken dolu dizgin, ölüvermek apansız.
Sen, en güzel yerinde olsan bile yaşamın,
Alırlar, götürürler bir yerlere zamansız.
Bütün o sevdiklerin, dostların, yakınların,
Koyup giderler seni orada yapayalnız.
Çalkalanır gidersin kapkara bir boşlukta,
Ne sevinç, ne de keder; artık herşey anlamsız..
Hakkın yok üşümeye, ağlamaya, gülmeye,
Unutma! Ölüsün sen, boş bir kalıpsın cansız,
Her şey geride kaldı, ne sandın yalan dünya,
Gördüğün gibi işte; bir ölüm var yalansız...
Ümit Yaşar Oğuzcan
Ne kötü bir dünya bu; sevgisiz, acımasız,
Yaşarken dolu dizgin, ölüvermek apansız.
Sen, en güzel yerinde olsan bile yaşamın,
Alırlar, götürürler bir yerlere zamansız.
Bütün o sevdiklerin, dostların, yakınların,
Koyup giderler seni orada yapayalnız.
Çalkalanır gidersin kapkara bir boşlukta,
Ne sevinç, ne de keder; artık herşey anlamsız..
Hakkın yok üşümeye, ağlamaya, gülmeye,
Unutma! Ölüsün sen, boş bir kalıpsın cansız,
Her şey geride kaldı, ne sandın yalan dünya,
Gördüğün gibi işte; bir ölüm var yalansız...
Ümit Yaşar Oğuzcan
İstanbul Işık Işık
İstanbul rüzgar rüzgar sevdiğim
Kah bir lodos denizlerden esen
Ilık mı ılık
Kah ustura gibi bir deli poyraz
Bırak saçlarını rüzgarına İstanbul`un
Bu şehirde aşksız ve rüzgarsız yaşanmaz
İstanbul bulut bulut sevdiğim
Kimi beyaz mı beyaz
İnce gül gibi
Kimi katran misali kapkara
Bulutları da insanlarına benzer İstanbul`un
İnanma sevdiğim inanma bulutlara
İstanbul yağmur yağmur sevdiğim
Kah ince ince
Kah bardaktan boşanırcasına
Hele bir yağmur yağmaya görsün
Ölürcesine yaşanır bu şehirde sevdiğim
Ve bir gün ölünür yaşanırcasına
İstanbul deniz deniz sevdiğim
Bir çakır mavi
Bir camgöbeği tuzlu su
Üstünde irili ufaklı tekneler
Kayıklar,yelkenliler,mavnalar
Kalleştir denizleri İstanbul`un sevdiğim
İstanbul kadar
İstanbul kadeh kadeh sevdiğim
İçtikçe içesi gelir insanın
Sarhoşluğu tutuşup yanmaya benzer
Ve bir gölgedir yalnızlık meyhanelerinde
Seninle dolaşır,seninle gezer
İstanbul şarkı şarkı sevdiğim
Üsküdara gidersin hava güneşli
Beklersin ada sahillerinde yağmur yağar
Her dakika depreştirir derdini
Köhne gramofonlar,eski plaklar
Nice güzeller,nice şairler görmüş
Artık kanıksamış dertlerimize
İstanbul herşeye alışık sevdiğim
Yine de bütün mihnetleri bir yana
Sen yaşadıkça İstanbul ışık ışık sevdiğim
Ümit Yaşar Oğuzcan
İstanbul rüzgar rüzgar sevdiğim
Kah bir lodos denizlerden esen
Ilık mı ılık
Kah ustura gibi bir deli poyraz
Bırak saçlarını rüzgarına İstanbul`un
Bu şehirde aşksız ve rüzgarsız yaşanmaz
İstanbul bulut bulut sevdiğim
Kimi beyaz mı beyaz
İnce gül gibi
Kimi katran misali kapkara
Bulutları da insanlarına benzer İstanbul`un
İnanma sevdiğim inanma bulutlara
İstanbul yağmur yağmur sevdiğim
Kah ince ince
Kah bardaktan boşanırcasına
Hele bir yağmur yağmaya görsün
Ölürcesine yaşanır bu şehirde sevdiğim
Ve bir gün ölünür yaşanırcasına
İstanbul deniz deniz sevdiğim
Bir çakır mavi
Bir camgöbeği tuzlu su
Üstünde irili ufaklı tekneler
Kayıklar,yelkenliler,mavnalar
Kalleştir denizleri İstanbul`un sevdiğim
İstanbul kadar
İstanbul kadeh kadeh sevdiğim
İçtikçe içesi gelir insanın
Sarhoşluğu tutuşup yanmaya benzer
Ve bir gölgedir yalnızlık meyhanelerinde
Seninle dolaşır,seninle gezer
İstanbul şarkı şarkı sevdiğim
Üsküdara gidersin hava güneşli
Beklersin ada sahillerinde yağmur yağar
Her dakika depreştirir derdini
Köhne gramofonlar,eski plaklar
Nice güzeller,nice şairler görmüş
Artık kanıksamış dertlerimize
İstanbul herşeye alışık sevdiğim
Yine de bütün mihnetleri bir yana
Sen yaşadıkça İstanbul ışık ışık sevdiğim
Ümit Yaşar Oğuzcan
Akşam olur hasret büyür dağ olur
Bu dağlarda kurşun atsan çığ olur
Sen oğlunu geri dönmez say annem
Ben ölünce belki vatan sağ olur
Belki dağlar duman duman savrulur
Belki sesim çığlık çığlık duyulur
Belki yavrun bir tabuta koyulur
Üzülme annem
Bir yangın ki ciğer ciğer kavrulur
Bir yangın ki kardeş kardeş vurulur
Belki kalbim bir bayrağa kan olur
Gülümse annem
Yine yağmur ince ince çiselenir
Yine toprak yaz gelince çiçeklenir
Sen beni hep rüyalarda gör annem
Gör ki kalbim bir mezarda dinlenir
Yusuf Hayaloğlu
Bu dağlarda kurşun atsan çığ olur
Sen oğlunu geri dönmez say annem
Ben ölünce belki vatan sağ olur
Belki dağlar duman duman savrulur
Belki sesim çığlık çığlık duyulur
Belki yavrun bir tabuta koyulur
Üzülme annem
Bir yangın ki ciğer ciğer kavrulur
Bir yangın ki kardeş kardeş vurulur
Belki kalbim bir bayrağa kan olur
Gülümse annem
Yine yağmur ince ince çiselenir
Yine toprak yaz gelince çiçeklenir
Sen beni hep rüyalarda gör annem
Gör ki kalbim bir mezarda dinlenir
Yusuf Hayaloğlu
ACI DOST
Nerde o eski sözler, yaşanmış güzel günler
Su gibi akıp kaybolup gittiler
Dostum deyip hissettiğim sevgiler
Bir anda yüreğimden silindiler
En kötü günümde yalnız bıraktı
beni düşmanım değil de dostlarım yıktı
Nerde, nerde benim dostum diyenler
Gerçekleri benden gizleyenler
Yüzüme bakıp yalan söyleyenler
Acımasızca terk edip gidenler
En kötü günümde yalnız bıraktı
beni düşmanım değil de dostlarım yıktı
Nerde o eski sözler, yaşanmış güzel günler
Su gibi akıp kaybolup gittiler
Dostum deyip hissettiğim sevgiler
Bir anda yüreğimden silindiler
En kötü günümde yalnız bıraktı
beni düşmanım değil de dostlarım yıktı
Nerde, nerde benim dostum diyenler
Gerçekleri benden gizleyenler
Yüzüme bakıp yalan söyleyenler
Acımasızca terk edip gidenler
En kötü günümde yalnız bıraktı
beni düşmanım değil de dostlarım yıktı
SENİ SEVMENİN CEZASINI ÇEKİYORUM:
Düşlerimi izleyen sendin gözümde
Sonsuz imkansızlıklara tutuklu kaldık.
Yaşadıklarımız kaldı bil ki özümde,
Yazgıya bağlanarak acılara daldık.
Senden tatlı bir buse kaldı yüzümde,
Biz ayrılığı bir son bildik.
Kalbim eskisinden hızlı çarpsa da,
Biz bu aşktan alacağımızı aldık,
Gerçekler, kayalar gibi sarpsa da,
Biz ayrılığı bir son bildik.
Aramayacağım bir kuytu ya da bir liman,
Gidişleri biz son bildik,
Yaşama yenilip ölüme varan,
Biz ayrılığı bir son bildik.
Alsamda nefes, bil ki acılar var bedeni saran,
El eleydik bak yaşamın sonuna geldik.
Deselerde dostlar ömür bitmedi,
Felek bu aşka yetmedi,
Acılarla yürekten gitmedi,
Nedense biz ayrılığı son bildik
Düşlerimi izleyen sendin gözümde
Sonsuz imkansızlıklara tutuklu kaldık.
Yaşadıklarımız kaldı bil ki özümde,
Yazgıya bağlanarak acılara daldık.
Senden tatlı bir buse kaldı yüzümde,
Biz ayrılığı bir son bildik.
Kalbim eskisinden hızlı çarpsa da,
Biz bu aşktan alacağımızı aldık,
Gerçekler, kayalar gibi sarpsa da,
Biz ayrılığı bir son bildik.
Aramayacağım bir kuytu ya da bir liman,
Gidişleri biz son bildik,
Yaşama yenilip ölüme varan,
Biz ayrılığı bir son bildik.
Alsamda nefes, bil ki acılar var bedeni saran,
El eleydik bak yaşamın sonuna geldik.
Deselerde dostlar ömür bitmedi,
Felek bu aşka yetmedi,
Acılarla yürekten gitmedi,
Nedense biz ayrılığı son bildik
Dost dost diye nicesine sarıldım,
Benim sadık yarim kara topraktır.
Beyhude dolandım boşa yoruldum,
Benim sadık yarim kara topraktır.
Karnın yardım kazmaynan belinen,
Yüzün yırttım tırnağınan elinen,
Yine beni karşıladı gülünen,
Benim sadık yarim kara topraktır.
İşkence yaptıkça bana gülerdi,
Bunda yalan yoktur,herkezde gördü.
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi,
Benim sadık yarim kara topraktır.
Her kim ki olursa bu sırra mashar,
Dünyaya bırakır ölmez bir eser.
Gün gelir Veysel i de bağrına basar,
Benim sadık yarim kara topraktır.
AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU...
Benim sadık yarim kara topraktır.
Beyhude dolandım boşa yoruldum,
Benim sadık yarim kara topraktır.
Karnın yardım kazmaynan belinen,
Yüzün yırttım tırnağınan elinen,
Yine beni karşıladı gülünen,
Benim sadık yarim kara topraktır.
İşkence yaptıkça bana gülerdi,
Bunda yalan yoktur,herkezde gördü.
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi,
Benim sadık yarim kara topraktır.
Her kim ki olursa bu sırra mashar,
Dünyaya bırakır ölmez bir eser.
Gün gelir Veysel i de bağrına basar,
Benim sadık yarim kara topraktır.
AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU...
MEMLEKET İSTERİM
Memleket isterim,
Gök mavi,dal yeşil,tarla sarı olsun,
Kuşların,çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim,
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun
Kardeş kavgasına nihayet olsun.
Memleket isterim,
Ne zengin ne sen ben farkı olsun,
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim,
Yaşamak,sevmek gibi gönülden olsun,
Olursa bir şikayet,ölümden olsun.
ALINTIDIR
Memleket isterim,
Gök mavi,dal yeşil,tarla sarı olsun,
Kuşların,çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim,
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun
Kardeş kavgasına nihayet olsun.
Memleket isterim,
Ne zengin ne sen ben farkı olsun,
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim,
Yaşamak,sevmek gibi gönülden olsun,
Olursa bir şikayet,ölümden olsun.
ALINTIDIR
Rıhtımda uyuyan gemi
Hatırladın mı engini?
Sert dalgaları, yosunu
Suların uğultusunu?
N'olur bir sabah vakti
Çağırsa bizi sonsuzluk
Birden demir alsa gemi
Başlasa güzel yolculuk.
Yırtılan yelkenler gibi
Enginle başbaşa kalsak.
Ve bir şafak serinliği
İçinde, uykuya dalsak.
Rıhtımda uyuyan gemi
Hatırladın mı engini?
Gidip de gelmeyenleri
Beyhude bekleyenleri?
AHMET HAMDİ TANPINAR
Hatırladın mı engini?
Sert dalgaları, yosunu
Suların uğultusunu?
N'olur bir sabah vakti
Çağırsa bizi sonsuzluk
Birden demir alsa gemi
Başlasa güzel yolculuk.
Yırtılan yelkenler gibi
Enginle başbaşa kalsak.
Ve bir şafak serinliği
İçinde, uykuya dalsak.
Rıhtımda uyuyan gemi
Hatırladın mı engini?
Gidip de gelmeyenleri
Beyhude bekleyenleri?
AHMET HAMDİ TANPINAR

