KENDİ DEĞERLERİMİZ!...
Moderatörler: barışhayranı, Mod
KENDİ DEĞERLERİMİZ!...
HALKLARI millet yapan değerlere, milli kültür diyoruz.
Öyleyse milli kültüre sahip çıkmak, aynı zamanda, millete sahip çıkmak,
devletin bekasını da sağlamaya çalışmak demektir.
Yazarı, zamanı ve çoğu zaman mekanı belli olmayan, fakat Türk'ün
duygusunu, Türk'ün ruhunu, Türk'ün hayat ve ahlak telakkilerini
aksettirmesi bakımından milli Türk düşüncesinin de ilk ve emsalsiz eserleri
olan Türk destan ve efsaneleri ise Türk milli kültürünün temel kaynaklarıdır.
Fakat bu temel kaynaklar bizim çocuklarımıza öğretilmez.
Bizim aydınımıza ve Türkiye'yi yönetmekte olanlara temel değer olarak Batı
kültürü kabul ettirildiği için, onlar kendi kültürlerine harp ilan etmiş
gibidirler. İşte bütün bu sebeplerden dolayı, Türkiye'de mitoloji denince
yunan, Tanrı denince Zeus, güzel denince Afrodit anlaşılır. Halbuki Türk
mitodolojisinde güzellik ilahesi olan Ayzıt, namus ve fazileti, yunan aşk
tanrıçası Afrodit ise fuhuşu temsil eder!
Türk kollektif vicdanı, iyileri doğruları, temiz ahlak sahibi olanları nasıl
ödüllendiriyor ve kötüleri nasıl cezalandırıyorsa, Ayzıt da bu kollektif vicdanın
mitolojik görüntüsü, Türk töresinin, Türk tefekkürünün ve çağımıza kadar
devam edegelen Türk ahlak ve namus telakkilerinin yanılmaz ve şaşmaz
sembolüdür.
Oysa yunan tanrıçaları ahlaksızdır!
Kavgacı, geçimsiz ve rüşvetçi olan yunan tanrıçaları, bir insanoğlunun
karısının kaçırılmasına bile yardımcı olmuşlardır! Tanrıça Athena, büyük tanrı
Zeus'un hem karısı, hem de kız kardeşidir! Bu durum, yunan
muhayyelesinin, kişinin kızkardeşi ile evlenmesini mubah karşıladığını
göstermektedir ki, böyle bir kepazeliğe hiçbir Türk destan ve efsanesinde
rastlayamazsınız. Bizim destan ve efsanelerimizde kadın da, erkek de
ancak ahlaklı olduğu sürece saygıya layıktır.
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi; Batı'nın üstünlüğü muhakeme edilmeden
kabul edildiği için bizim çocuklarımıza kendi tarih ve kültür değerleri
öğretilmez. Kendileriyle yüzyıllar boyunca savaştığımız milletlerin kültürlerini
benimsememiz, onların maddi kültür eserlerini tamir etmeye kalkmamız
bundandır. Truva Atı'nın ihya edilmesi, Antalya'ya Antalya fatihi Alaettin
Bey'in unutulup, Attalos Heykeli'nin veya Noel Baba Anıtı'nın dikilmesi de
bundandır!...[Alıntı]
Öyleyse milli kültüre sahip çıkmak, aynı zamanda, millete sahip çıkmak,
devletin bekasını da sağlamaya çalışmak demektir.
Yazarı, zamanı ve çoğu zaman mekanı belli olmayan, fakat Türk'ün
duygusunu, Türk'ün ruhunu, Türk'ün hayat ve ahlak telakkilerini
aksettirmesi bakımından milli Türk düşüncesinin de ilk ve emsalsiz eserleri
olan Türk destan ve efsaneleri ise Türk milli kültürünün temel kaynaklarıdır.
Fakat bu temel kaynaklar bizim çocuklarımıza öğretilmez.
Bizim aydınımıza ve Türkiye'yi yönetmekte olanlara temel değer olarak Batı
kültürü kabul ettirildiği için, onlar kendi kültürlerine harp ilan etmiş
gibidirler. İşte bütün bu sebeplerden dolayı, Türkiye'de mitoloji denince
yunan, Tanrı denince Zeus, güzel denince Afrodit anlaşılır. Halbuki Türk
mitodolojisinde güzellik ilahesi olan Ayzıt, namus ve fazileti, yunan aşk
tanrıçası Afrodit ise fuhuşu temsil eder!
Türk kollektif vicdanı, iyileri doğruları, temiz ahlak sahibi olanları nasıl
ödüllendiriyor ve kötüleri nasıl cezalandırıyorsa, Ayzıt da bu kollektif vicdanın
mitolojik görüntüsü, Türk töresinin, Türk tefekkürünün ve çağımıza kadar
devam edegelen Türk ahlak ve namus telakkilerinin yanılmaz ve şaşmaz
sembolüdür.
Oysa yunan tanrıçaları ahlaksızdır!
Kavgacı, geçimsiz ve rüşvetçi olan yunan tanrıçaları, bir insanoğlunun
karısının kaçırılmasına bile yardımcı olmuşlardır! Tanrıça Athena, büyük tanrı
Zeus'un hem karısı, hem de kız kardeşidir! Bu durum, yunan
muhayyelesinin, kişinin kızkardeşi ile evlenmesini mubah karşıladığını
göstermektedir ki, böyle bir kepazeliğe hiçbir Türk destan ve efsanesinde
rastlayamazsınız. Bizim destan ve efsanelerimizde kadın da, erkek de
ancak ahlaklı olduğu sürece saygıya layıktır.
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi; Batı'nın üstünlüğü muhakeme edilmeden
kabul edildiği için bizim çocuklarımıza kendi tarih ve kültür değerleri
öğretilmez. Kendileriyle yüzyıllar boyunca savaştığımız milletlerin kültürlerini
benimsememiz, onların maddi kültür eserlerini tamir etmeye kalkmamız
bundandır. Truva Atı'nın ihya edilmesi, Antalya'ya Antalya fatihi Alaettin
Bey'in unutulup, Attalos Heykeli'nin veya Noel Baba Anıtı'nın dikilmesi de
bundandır!...[Alıntı]
İlle de Barış !!! O'nun kadar bize bizi anlatan olmadı hiç !
Sus ve Dinle!...

Sus ve Dinle!...

[ALINTI] ...'Mozart, Batı Müziği ve Biz' kapağıyla çıkan dergimizde İTÜ
Konservatuvarı Müzikoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve CRR Konser Salonu
Sanat Yönetmeni Yalçın Çetinkaya'nın değerlendirmelerini bilmemizde
büyük yarar görüyorum:
'Bütün bunlar bir yana, beni Mozart'ın Türkler'e ve Türkler'in müziğine olan
ilgisi daha çok cezbediyor. Klasik dönem müzisyenleri içinde Türk müzik
motiflerine en fazla yer veren müzisyen Mozart'tır...
Saraydan Kız Kaçırma adlı operasının Osmanlı saray hayatından
esinlenilerek yazıldığını düşünecek olursak, Mozart'ın müziklerinde Türk
etkisinin var olduğu şeklindeki görüşün tamamen doğru olduğunu söyleyebiliriz...
Tanrı'nın sevdiği olarak doğmuş ve kilisenin, mason localarının,
aristokrasinin sevmediği bir insan olarak ölmüş bir müzisyendir o. Geriye bir
tek her yaratılmış gibi 'Allah'a ait olmaklığı' kalıyor Mozart'ın da. Galiba fıtrat
üzere doğan ve fıtrat üzere dünyadan ayrılabilen 'nadide' Avrupalı
müzisyenlerden biridir.'
Çağları aşıp gelen, bir zamanların zavallı Batılı müzisyenlerine ufuklar açan
kendi öz musikimizden habersiz olursak, bizler biz olmaktan çıkar,
tamamen mankurtlaşır ve ABD ile AB'nin yiyip yutacağı hazır lokma haline
geliriz.
Bizim musikimiz Mozart'ı da etkilemiştir, daha başka ünlü müzisyenleri de.
Bu hususla ilgili geniş bilgileri 'Avrupa Birliği Marşı'nda Türk Musikisi İzleri
Belirgindir' diyen Fırat Kızıltuğ'un Genel Yayın Yönetmenimiz Beşir
Ayvazoğlu'nun sorularına verdiği cevaplarda bulabilirsiniz.
Aziz dostlarım, daha pekçok kıymetli yazının yer aldığı Türk Edebiyatı'nın
Nisan sayısı öyle bir çırpıda okunup bir kenara konacak veya o da okusun
diye başkasına verilip bırakılacak bir sayı değil. Pekçok yerinin altı çizilecek,
gerektiğinde dönüp tekrar bakılacak, kitaplığımızda durması gereken bir
başvuru dergisi...[Servet Kabaklı - Tercüman]
Konservatuvarı Müzikoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve CRR Konser Salonu
Sanat Yönetmeni Yalçın Çetinkaya'nın değerlendirmelerini bilmemizde
büyük yarar görüyorum:
'Bütün bunlar bir yana, beni Mozart'ın Türkler'e ve Türkler'in müziğine olan
ilgisi daha çok cezbediyor. Klasik dönem müzisyenleri içinde Türk müzik
motiflerine en fazla yer veren müzisyen Mozart'tır...
Saraydan Kız Kaçırma adlı operasının Osmanlı saray hayatından
esinlenilerek yazıldığını düşünecek olursak, Mozart'ın müziklerinde Türk
etkisinin var olduğu şeklindeki görüşün tamamen doğru olduğunu söyleyebiliriz...
Tanrı'nın sevdiği olarak doğmuş ve kilisenin, mason localarının,
aristokrasinin sevmediği bir insan olarak ölmüş bir müzisyendir o. Geriye bir
tek her yaratılmış gibi 'Allah'a ait olmaklığı' kalıyor Mozart'ın da. Galiba fıtrat
üzere doğan ve fıtrat üzere dünyadan ayrılabilen 'nadide' Avrupalı
müzisyenlerden biridir.'
Çağları aşıp gelen, bir zamanların zavallı Batılı müzisyenlerine ufuklar açan
kendi öz musikimizden habersiz olursak, bizler biz olmaktan çıkar,
tamamen mankurtlaşır ve ABD ile AB'nin yiyip yutacağı hazır lokma haline
geliriz.
Bizim musikimiz Mozart'ı da etkilemiştir, daha başka ünlü müzisyenleri de.
Bu hususla ilgili geniş bilgileri 'Avrupa Birliği Marşı'nda Türk Musikisi İzleri
Belirgindir' diyen Fırat Kızıltuğ'un Genel Yayın Yönetmenimiz Beşir
Ayvazoğlu'nun sorularına verdiği cevaplarda bulabilirsiniz.
Aziz dostlarım, daha pekçok kıymetli yazının yer aldığı Türk Edebiyatı'nın
Nisan sayısı öyle bir çırpıda okunup bir kenara konacak veya o da okusun
diye başkasına verilip bırakılacak bir sayı değil. Pekçok yerinin altı çizilecek,
gerektiğinde dönüp tekrar bakılacak, kitaplığımızda durması gereken bir
başvuru dergisi...[Servet Kabaklı - Tercüman]
En son Yakupca tarafından Çrş Nis 12, 2006 17:55 pm tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.
İlle de Barış !!! O'nun kadar bize bizi anlatan olmadı hiç !
Sus ve Dinle!...

Sus ve Dinle!...

İstanbul Avrupa Kültür Başkenti
2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi kapsamında Kiev ile yarışan İstanbul,
yedi kişilik AB jürisi tarafından kültür başkenti seçildi
--------------------------------------------------------------------------------
İstanbul, AB jürisi tarafından 2010 Avrupa Kültür Başkenti olarak önerildi.
Ukrayna'nın başkenti Kiev ile yarışan İstanbul, Brüksel'de yapılan jüri
toplantısında, Avrupa Parlamentosu, AB Komisyonu ve AB Konseyi'nin ikişer,
Bölgeler Komitesi'nin bir temsilcisinden oluşan yedi kişilik Seçici Kurul
tarafından seçildi.
İstanbul'un 'Avrupa Kültür Başkenti' seçilebilmesi için çalışmalar 2000 yılında
başlatılmıştı. 2000 yılında sivil toplum kuruluşlarının girişimi ile başlayan
projeye valilik, belediye başkanlığı ve Kültür Bakanlığı da sahip çıkmıştı.
Avrupa Kültür Başkenti fikri ilk kez 1985 yılında dönemin Yunanistan Kültür
Bakanı Melina Merkuri tarafından ortaya atıldı. Aynı yıl AB Konseyi, projenin
kapsamını belirledi ve uygulamaya koydu. 1985'ten 2000 yılına kadar AB'ye
üye olan ülkelerin kentlerinden biri Avrupa Kültür Başkenti olarak seçildi...
[ALINTI]
İlle de Barış !!! O'nun kadar bize bizi anlatan olmadı hiç !
Sus ve Dinle!...

Sus ve Dinle!...

Yakupca yazdı:
İstanbul Avrupa Kültür Başkenti
2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi kapsamında Kiev ile yarışan İstanbul,
yedi kişilik AB jürisi tarafından kültür başkenti seçildi
--------------------------------------------------------------------------------
İstanbul, AB jürisi tarafından 2010 Avrupa Kültür Başkenti olarak önerildi.
Ukrayna'nın başkenti Kiev ile yarışan İstanbul, Brüksel'de yapılan jüri
toplantısında, Avrupa Parlamentosu, AB Komisyonu ve AB Konseyi'nin ikişer,
Bölgeler Komitesi'nin bir temsilcisinden oluşan yedi kişilik Seçici Kurul
tarafından seçildi.
İstanbul'un 'Avrupa Kültür Başkenti' seçilebilmesi için çalışmalar 2000 yılında
başlatılmıştı. 2000 yılında sivil toplum kuruluşlarının girişimi ile başlayan
projeye valilik, belediye başkanlığı ve Kültür Bakanlığı da sahip çıkmıştı.
Avrupa Kültür Başkenti fikri ilk kez 1985 yılında dönemin Yunanistan Kültür
Bakanı Melina Merkuri tarafından ortaya atıldı. Aynı yıl AB Konseyi, projenin
kapsamını belirledi ve uygulamaya koydu. 1985'ten 2000 yılına kadar AB'ye
üye olan ülkelerin kentlerinden biri Avrupa Kültür Başkenti olarak seçildi...
[ALINTI]
ah istanbull
bayramınız mübarek olsunn
- nehir taşçı
- Demirbaş Üye

- Mesajlar: 1883
- Kayıt: Prş Tem 14, 2005 15:18 pm
- kadir 2023
- Demirbaş Üye

- Mesajlar: 1135
- Kayıt: Cmt Haz 18, 2005 19:13 pm
- Konum: 2023ün ılık bir ekim sabahından
-
chileklisyrup
- Profesyonel

- Mesajlar: 303
- Kayıt: Sal Oca 17, 2006 21:11 pm
- Konum: MERSİN
ATA'yı TANIMAK ve ANLAMAK...
Ere Abdest Suyu...
TRT- INT'de her cumartesi saat 15.30'da ATAMTÜRK adıyla yapılan bir yayın
var. ATA'nın çeşitli yönleriyle ilgili uzman kişilerle karşılıklı söyleşi yapıyoruz.
Emekli Tuğgeneral Atilla Başaran ile İNSAN ATATÜRK'ü konuşacağız. Ön
söyleşide anlattığı olay:
- Sakarya Savaşı günlerinde Başkomutan Mustafa Kemal cepheyi
denetliyor... Bir asker matarasındaki suyla apdest almaktadır... Üstü askeri
uyarır: O su içmen için, apdeste harcama! Mustafa Kemal uyarıyı duyar ve
der ki: Bu askerlerin hepsi imanlı insanlardır. Savaşacak ve belki şehit
olacaklar. Allah'ın huzuruna apdestli olarak gitmek istiyorlar. Engel olmayın.
Sonra bir matara alır ve gel oğlum! diyerek abdest suyunu döker... Erin
abdest almasını sağlar...
Gözleriniz nemlendi mi?
Bu da başka bir olay:
- Bir yurttaş Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e küfreder... Devlet
Başkanı'na hakaret suçundan mahkemeye verilecektir. Atatürk sorar: Ben
ona ne yapmışım? Yurttaş tütün içicisidir... Sigara kağıdı bulamadığından
gazete kağıdına tütün sarıp içmiştir ama kağıt birden yanmıştır. Bu
kızgınlıkla da Ata'yı sorumlu tutup küfretmiştir. Ata olayı anlatana sorar: Sen
hiç gazete kağıdına sarıp tütün içtin mi? Cevap hayır olur. Ben içtim,
Suriye'de... Pek berbat bir şeydir. O yurttaş az bile söylemiş. Bizim işimiz
onu yargılamak değil; ona sigara kağıdı bulmaktır der.
Yani?
Yani şu Atatürk, yurttaşlarına karşı alçakgönüllü, sevecen ve bağışlayıcıdır.
Çünkü o insandır. Gerçek bir insan...
Başka bir olay
ATATÜRK yaklaşan Nazist tehlikeye karşı Balkan Paktı'nı kurar... Paktın
üyelerinden Yugoslavya Kralı 2. Aleksandır ve eşi Ankara'ya gelirler. Akşam
yemeğinde Kral Ata'ya tarihi bir gerçeği açıklar:
- Ekselans! Bu İngilizler İzmir'e asker çıkarmak ve Anadolu'yu istila etmek
işini Yunanlılar'dan önce bize önerdiler. Ben kabul etmedim. Sizi görünce ne
kadar doğru yaptığımı daha iyi anlıyorum.
Ata Kral'a vakarla karşılık verir:
- Öyle mi majesteleri? Büyük bir tehlike atlatmışsınız... Size çok geçmişler
olsun..
..............................
Kıssadan hisse mi?
Bir milleti, bir halkı, bir topluluğu, bir davayı temsil makamında oturanlar
temsil ettiklerinin onurunu korumak için dik durmak zorundadırlar.
Alçak gönüllülük kişilikle ilgilidir. Makam sahibi, makamının hakkını
verecektir.
Bir insan bir makama gelmişse, yine günlük hayatında ve insani ilişkilerinde
alçak gönüllü olabilir. Olması da üstünlüktür.
Ancak, halkın huzurunda, temsil anında başkalarına karşı makamın ağırlığı
korunmalıdır.
Bir de, kime alçak gönüllü, kime vakur davranılacağı da iyi bilinmelidir.
Dışa karşı olabildiğince alçak gönüllü ve ezilgen, içe karşı büyüklenici ve
saldırgan tabiatlılardan gerçek önder olmaz.
Ata'yı iyi tanıyalım
UZUN yıllardan beri toplumumuzun Ata'yı iyi tanımadığı konusundaki
görüşlerimi söyleyip duruyorum. Yeterince incelememekten ve yanlış
anlaşılıp yanlış anlatılmaktan doğan bu durum düzeltilmelidir. Hepimiz
öncelikle Cumhuriyetimizin kurucusunu iyi tanımalıyız.
Nereden başlamalı derseniz, önce NUTUK'u okumalı derim.
Sonra ATATÜRK'ÜN OKUDUĞU KİTAPLAR VE ATATÜRK'ÜN BÜTÜN
YAZDIKLARI'na ne dersiniz! [Namık Kemal ZEYBEK - Tercüman(HO)]

Ere Abdest Suyu...
TRT- INT'de her cumartesi saat 15.30'da ATAMTÜRK adıyla yapılan bir yayın
var. ATA'nın çeşitli yönleriyle ilgili uzman kişilerle karşılıklı söyleşi yapıyoruz.
Emekli Tuğgeneral Atilla Başaran ile İNSAN ATATÜRK'ü konuşacağız. Ön
söyleşide anlattığı olay:
- Sakarya Savaşı günlerinde Başkomutan Mustafa Kemal cepheyi
denetliyor... Bir asker matarasındaki suyla apdest almaktadır... Üstü askeri
uyarır: O su içmen için, apdeste harcama! Mustafa Kemal uyarıyı duyar ve
der ki: Bu askerlerin hepsi imanlı insanlardır. Savaşacak ve belki şehit
olacaklar. Allah'ın huzuruna apdestli olarak gitmek istiyorlar. Engel olmayın.
Sonra bir matara alır ve gel oğlum! diyerek abdest suyunu döker... Erin
abdest almasını sağlar...
Gözleriniz nemlendi mi?
Bu da başka bir olay:
- Bir yurttaş Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e küfreder... Devlet
Başkanı'na hakaret suçundan mahkemeye verilecektir. Atatürk sorar: Ben
ona ne yapmışım? Yurttaş tütün içicisidir... Sigara kağıdı bulamadığından
gazete kağıdına tütün sarıp içmiştir ama kağıt birden yanmıştır. Bu
kızgınlıkla da Ata'yı sorumlu tutup küfretmiştir. Ata olayı anlatana sorar: Sen
hiç gazete kağıdına sarıp tütün içtin mi? Cevap hayır olur. Ben içtim,
Suriye'de... Pek berbat bir şeydir. O yurttaş az bile söylemiş. Bizim işimiz
onu yargılamak değil; ona sigara kağıdı bulmaktır der.
Yani?
Yani şu Atatürk, yurttaşlarına karşı alçakgönüllü, sevecen ve bağışlayıcıdır.
Çünkü o insandır. Gerçek bir insan...
Başka bir olay
ATATÜRK yaklaşan Nazist tehlikeye karşı Balkan Paktı'nı kurar... Paktın
üyelerinden Yugoslavya Kralı 2. Aleksandır ve eşi Ankara'ya gelirler. Akşam
yemeğinde Kral Ata'ya tarihi bir gerçeği açıklar:
- Ekselans! Bu İngilizler İzmir'e asker çıkarmak ve Anadolu'yu istila etmek
işini Yunanlılar'dan önce bize önerdiler. Ben kabul etmedim. Sizi görünce ne
kadar doğru yaptığımı daha iyi anlıyorum.
Ata Kral'a vakarla karşılık verir:
- Öyle mi majesteleri? Büyük bir tehlike atlatmışsınız... Size çok geçmişler
olsun..
..............................
Kıssadan hisse mi?
Bir milleti, bir halkı, bir topluluğu, bir davayı temsil makamında oturanlar
temsil ettiklerinin onurunu korumak için dik durmak zorundadırlar.
Alçak gönüllülük kişilikle ilgilidir. Makam sahibi, makamının hakkını
verecektir.
Bir insan bir makama gelmişse, yine günlük hayatında ve insani ilişkilerinde
alçak gönüllü olabilir. Olması da üstünlüktür.
Ancak, halkın huzurunda, temsil anında başkalarına karşı makamın ağırlığı
korunmalıdır.
Bir de, kime alçak gönüllü, kime vakur davranılacağı da iyi bilinmelidir.
Dışa karşı olabildiğince alçak gönüllü ve ezilgen, içe karşı büyüklenici ve
saldırgan tabiatlılardan gerçek önder olmaz.
Ata'yı iyi tanıyalım
UZUN yıllardan beri toplumumuzun Ata'yı iyi tanımadığı konusundaki
görüşlerimi söyleyip duruyorum. Yeterince incelememekten ve yanlış
anlaşılıp yanlış anlatılmaktan doğan bu durum düzeltilmelidir. Hepimiz
öncelikle Cumhuriyetimizin kurucusunu iyi tanımalıyız.
Nereden başlamalı derseniz, önce NUTUK'u okumalı derim.
Sonra ATATÜRK'ÜN OKUDUĞU KİTAPLAR VE ATATÜRK'ÜN BÜTÜN
YAZDIKLARI'na ne dersiniz! [Namık Kemal ZEYBEK - Tercüman(HO)]

KENDİ İSTEĞİ ÜZERİNE İHRAÇ EDİLEN ÜYE
-
chileklisyrup
- Profesyonel

- Mesajlar: 303
- Kayıt: Sal Oca 17, 2006 21:11 pm
- Konum: MERSİN
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/newsd ... ewsID=1063
http://www.tercuman.com/v1/yazaryazi.as ... ziid=19011
http://www.tercuman.com/v1/yazaryazi.as ... ziid=19011
En son KarAVAtaN tarafından Prş Nis 27, 2006 13:20 pm tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
KENDİ İSTEĞİ ÜZERİNE İHRAÇ EDİLEN ÜYE
Beyinlerimizi sömürgeleştiriyorlar
Yabancı dille eğitimin, sömürgeci Batının bir oyunu olduğunu belirten Hulki
Cevizoğlu, Türk insanının beyinlerini sömürgeleştirmek için yabancı dille
eğitime başladılar dedi. Usta gazeteci Hulki Cevizoğlu, yurdun dört bir
yanından ısrarla gelen konferans tekliflerinin bu haftaki bölümünde
Antalyadaydı. Akdeniz Üniversitesi ve Antalya Kolejinin düzenlediği
konferanslara katılan Cevizoğlu, Türkiyenin içinde bulunduğu durumu
değerlendirdi. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlandığı
günümüzde Atatürkün dediği gibi egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusta mı?
sorusunu öğrencilere sorarak konuşmasına başlayan Cevizoğlu, ulusal
egemenliğin bir tarafa atılarak, günümüzdeki kutlamaların çocuk bayramına
dönüştürüldüğünün altını çizdi.
Türkiyeyi böldürtmeyiz
Ulusal egemenlik kavramının giderek yok olduğunu, milli olması gereken
üç unsurdan biri olan milli eğitim sistemindeki yabancı dille eğitimin,
sömürgeci Batının bir oyunu olduğunu belirten Cevizoğlu, Türk insanının
beynini sömürgeleştirmek için yabancı dille eğitime başladılar dedi. Yabancı
dille eğitimi savunanların İngilizceyi bilim dili olarak yutturmaya
çalıştıklarını ifade eden Cevizoğlu, yabancı dille eğitim yapan
üniversitelerden hiç birinin, bugüne kadar bir buluşa imza atmadığına dikkat
çekti. Cevizoğlu Artık rüyalarımızı bile ingilizce görüyoruz. Birgün birisi bu
rüyalardan kurtaracak Türkiyeyi dedi. Konuşmasında ABDyi ve Batıyı da
eleştiren Cevizoğlu şöyle devam etti:
Kitle imha silahları var diye ülkeleri işgal ediyorlar. Oysa, dünyada ilk
kitle imha silahını, atom bombalarını kullananlar onlar. Bugün Türkiyeyi de
sözde Ermeni soykırımı yapmakla suçluyorlar. Oysa biz onların geçmişini de
biliyoruz, bugününü de. Senin geçmişin, soykırımlarla dolu. Bugün sana
Türkiyeyi böldürtmeyeceğiz dedi.
ABye hayır yüzde 99 oldu
Hulki Cevizoğlu, her konferansta gerçekleştirdiği ve artık gelenesel hale
gelen AB oylaması nı Antalyada bir gün ara ile katıldığı iki konferansta da
yaptı. Akdeniz Üniversitesi ve Antalya Kolejindeki oylamalarda, ABye hayır
diyenlerin oranı yüzde 99 oldu. [Haber Alıntı : Yeniçağ]
Yabancı dille eğitimin, sömürgeci Batının bir oyunu olduğunu belirten Hulki
Cevizoğlu, Türk insanının beyinlerini sömürgeleştirmek için yabancı dille
eğitime başladılar dedi. Usta gazeteci Hulki Cevizoğlu, yurdun dört bir
yanından ısrarla gelen konferans tekliflerinin bu haftaki bölümünde
Antalyadaydı. Akdeniz Üniversitesi ve Antalya Kolejinin düzenlediği
konferanslara katılan Cevizoğlu, Türkiyenin içinde bulunduğu durumu
değerlendirdi. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlandığı
günümüzde Atatürkün dediği gibi egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusta mı?
sorusunu öğrencilere sorarak konuşmasına başlayan Cevizoğlu, ulusal
egemenliğin bir tarafa atılarak, günümüzdeki kutlamaların çocuk bayramına
dönüştürüldüğünün altını çizdi.
Türkiyeyi böldürtmeyiz
Ulusal egemenlik kavramının giderek yok olduğunu, milli olması gereken
üç unsurdan biri olan milli eğitim sistemindeki yabancı dille eğitimin,
sömürgeci Batının bir oyunu olduğunu belirten Cevizoğlu, Türk insanının
beynini sömürgeleştirmek için yabancı dille eğitime başladılar dedi. Yabancı
dille eğitimi savunanların İngilizceyi bilim dili olarak yutturmaya
çalıştıklarını ifade eden Cevizoğlu, yabancı dille eğitim yapan
üniversitelerden hiç birinin, bugüne kadar bir buluşa imza atmadığına dikkat
çekti. Cevizoğlu Artık rüyalarımızı bile ingilizce görüyoruz. Birgün birisi bu
rüyalardan kurtaracak Türkiyeyi dedi. Konuşmasında ABDyi ve Batıyı da
eleştiren Cevizoğlu şöyle devam etti:
Kitle imha silahları var diye ülkeleri işgal ediyorlar. Oysa, dünyada ilk
kitle imha silahını, atom bombalarını kullananlar onlar. Bugün Türkiyeyi de
sözde Ermeni soykırımı yapmakla suçluyorlar. Oysa biz onların geçmişini de
biliyoruz, bugününü de. Senin geçmişin, soykırımlarla dolu. Bugün sana
Türkiyeyi böldürtmeyeceğiz dedi.
ABye hayır yüzde 99 oldu
Hulki Cevizoğlu, her konferansta gerçekleştirdiği ve artık gelenesel hale
gelen AB oylaması nı Antalyada bir gün ara ile katıldığı iki konferansta da
yaptı. Akdeniz Üniversitesi ve Antalya Kolejindeki oylamalarda, ABye hayır
diyenlerin oranı yüzde 99 oldu. [Haber Alıntı : Yeniçağ]
İlle de Barış !!! O'nun kadar bize bizi anlatan olmadı hiç !
Sus ve Dinle!...

Sus ve Dinle!...

... Tutumunuz Bu İşi Kötüye Vardıracak !...
Hem Tek millet, tek bayrak, tek vatan diyeceksin, hem
de Türkiyelilikten dem vuracaksın. Anlayışa bakın: Türkiyeli
milletindenim, Türkiyelilerin bayrağı, Türkiyelilerin vatanı(!)
Büyük bedeller ödenerek kurulan bu devleti yönetmekle yükümlü olanlar
başta olmak üzere, her vatandaşımızın gururla haykırması gereken husus
şudur:
Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.
(Anayasa Madde:66)
Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı İstiklal Marşıdır.
(Anayasa Madde:3) ... [Alıntı "(+) 16" özet - Talip Geylan]
Hem Tek millet, tek bayrak, tek vatan diyeceksin, hem
de Türkiyelilikten dem vuracaksın. Anlayışa bakın: Türkiyeli
milletindenim, Türkiyelilerin bayrağı, Türkiyelilerin vatanı(!)
Büyük bedeller ödenerek kurulan bu devleti yönetmekle yükümlü olanlar
başta olmak üzere, her vatandaşımızın gururla haykırması gereken husus
şudur:
Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.
(Anayasa Madde:66)
Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı İstiklal Marşıdır.
(Anayasa Madde:3) ... [Alıntı "(+) 16" özet - Talip Geylan]
KENDİ İSTEĞİ ÜZERİNE İHRAÇ EDİLEN ÜYE
Bugün sizin gününüz [Alıntı]
Bugün ne yapalım diye hiç düşünmeyin.
Serseri mayın gibi ortalara düşüp saçma sapan sloganlar atmayı, akla zarar
pankartlar taşımayı hayal bile etmeyin.
Ne polisi taşlayın, ne işyerlerinin cam ve çerçevesini indirin, ne de otomobil
yakın.
Kimseye kem gözle bakmayın, ağzınızdan kem söz çıkmasın.
Kendinizle de, insanlarla da, doğayla da barışın bugün.
Çünkü bugün, havanın, suyun ısındığı, bereketin habercisi olan Hıdrellez...
Hızır ve İlyas peygamberlerin her bahar buluştukları bugün, maniler
söyleyin, çömleklerden niyet çekin, kırlara çıkarak yemek yiyin ve eğlenin.
Ateş yakarak üstünden atlayın el ele.
Bergamalılar gibi, bu sabah derelere ve çaylara koşun, dileğinizi bir kağıda
yazarak suya atın ve suyun o kağıdı bir yere takılmadan götürmesi için dua
edin.
Erzurumlular gibi, kırlara çıkıp mani çekin.
Balıkesirliler gibi, taze soğanın iki yaprağını eşit şekilde keserek, bunların
birine beyaz iplik, diğerine ise kırmızı bir iplik bağlayın. Yarın sabah gidip
bakın. Eğer beyaz iplikli yaprak büyümüşse bu yıl içinde bahtınız iyi gidecek demektir.
Vanlılar gibi, gün doğmadan Değirmenbaşı'na gidin, dilek tutun.
Tarsuslular gibi, geleneksel humus yarışmasına katılın.
Gül dalına asın sevginizi
GÖRDESLİLER gibi, tahta köprüden Umman Deresi tarafındaki yeşillik
alanına gidin, ceviz ve badem ağaçlarının diplerinde yemekler yiyin, gezin,
dolaşın, şarkılar söyleyin.
Eskişehirliler gibi, gül ağacının dibine dileğinizi simgeleyen bir eşya bırakın
veya gül dalına asın.
Çorumlular gibi, çörek, börek, yaprak dolması ve bulgur kaynatması
yaparak; Hıdırlık, Erzurum Dede, Sıklık Boğazı veya Bağlar'a gidin, doyasıya
eğlenin.
Şebinkarahisarlılar gibi, bugün yaş ağaç kesmeyin, hatta ot bile koparmayın.
Devrekliler gibi, Devrek Çayı'nın kıyısına inip, ev sahibi olmak için taşları üst
üste yığın ve ev maketi yapın.
Tunceliler gibi, üç gün Hızır orucu tutun.
Dayanışma ve paylaşma
Ya da Necati Cumalı'nın şiirini okuyun bahar gelmiş memleketin yemyeşil
dağlarına karşı:
'Hıdrellez günü, Kızılçullu yolu / Beni herkes severdi çocukluğumda / Arabacı
yanına oturtur / Kırbacı bana verirdi.
Ben Fıtnat hanımın oğlu, / Zayıf bir kızı severdim / Gözlerinin içi gülerdi.
Hıdrellez güneşi, / Beraber tırmanmadık mı ağaçlara? / Siz kanatmadınız mı
ellerimi / Elma çiçekleri?'
İstanbul'da iseniz, Çubuklu'ya uğramayı ihmal etmeyin. Balkan ezgileri
eşliğinde dans edin orada. Rıhtımda hazırlanan dilek ağacı ve barbekü
partisi de sizi bekliyor.
Tarhunlu mercimek ve kuzu kulağı çorbasından, hardal otundan, radika ve
kaya koruğu turşusuna, Bodrum usulü otlu börekten ısırgan ve tulum
peynirli mısır ekmeğine, kuzu etli kengerden tarhunlu ve de etli-otlu, lorlu
pideye kadar doğal tatların bileşimini içeren özel mönüyü kaçırmayın.
Bugün dayanışma, paylaşma, sevgi, kardeşlik ve dostluk günü...
Şimdiye kadar çok şey kaçırdınız, bari bugünü kaçırmayın.
[Sırrı Yüksel Cebeci - Tercüman]
Bugün ne yapalım diye hiç düşünmeyin.
Serseri mayın gibi ortalara düşüp saçma sapan sloganlar atmayı, akla zarar
pankartlar taşımayı hayal bile etmeyin.
Ne polisi taşlayın, ne işyerlerinin cam ve çerçevesini indirin, ne de otomobil
yakın.
Kimseye kem gözle bakmayın, ağzınızdan kem söz çıkmasın.
Kendinizle de, insanlarla da, doğayla da barışın bugün.
Çünkü bugün, havanın, suyun ısındığı, bereketin habercisi olan Hıdrellez...
Hızır ve İlyas peygamberlerin her bahar buluştukları bugün, maniler
söyleyin, çömleklerden niyet çekin, kırlara çıkarak yemek yiyin ve eğlenin.
Ateş yakarak üstünden atlayın el ele.
Bergamalılar gibi, bu sabah derelere ve çaylara koşun, dileğinizi bir kağıda
yazarak suya atın ve suyun o kağıdı bir yere takılmadan götürmesi için dua
edin.
Erzurumlular gibi, kırlara çıkıp mani çekin.
Balıkesirliler gibi, taze soğanın iki yaprağını eşit şekilde keserek, bunların
birine beyaz iplik, diğerine ise kırmızı bir iplik bağlayın. Yarın sabah gidip
bakın. Eğer beyaz iplikli yaprak büyümüşse bu yıl içinde bahtınız iyi gidecek demektir.
Vanlılar gibi, gün doğmadan Değirmenbaşı'na gidin, dilek tutun.
Tarsuslular gibi, geleneksel humus yarışmasına katılın.
Gül dalına asın sevginizi
GÖRDESLİLER gibi, tahta köprüden Umman Deresi tarafındaki yeşillik
alanına gidin, ceviz ve badem ağaçlarının diplerinde yemekler yiyin, gezin,
dolaşın, şarkılar söyleyin.
Eskişehirliler gibi, gül ağacının dibine dileğinizi simgeleyen bir eşya bırakın
veya gül dalına asın.
Çorumlular gibi, çörek, börek, yaprak dolması ve bulgur kaynatması
yaparak; Hıdırlık, Erzurum Dede, Sıklık Boğazı veya Bağlar'a gidin, doyasıya
eğlenin.
Şebinkarahisarlılar gibi, bugün yaş ağaç kesmeyin, hatta ot bile koparmayın.
Devrekliler gibi, Devrek Çayı'nın kıyısına inip, ev sahibi olmak için taşları üst
üste yığın ve ev maketi yapın.
Tunceliler gibi, üç gün Hızır orucu tutun.
Dayanışma ve paylaşma
Ya da Necati Cumalı'nın şiirini okuyun bahar gelmiş memleketin yemyeşil
dağlarına karşı:
'Hıdrellez günü, Kızılçullu yolu / Beni herkes severdi çocukluğumda / Arabacı
yanına oturtur / Kırbacı bana verirdi.
Ben Fıtnat hanımın oğlu, / Zayıf bir kızı severdim / Gözlerinin içi gülerdi.
Hıdrellez güneşi, / Beraber tırmanmadık mı ağaçlara? / Siz kanatmadınız mı
ellerimi / Elma çiçekleri?'
İstanbul'da iseniz, Çubuklu'ya uğramayı ihmal etmeyin. Balkan ezgileri
eşliğinde dans edin orada. Rıhtımda hazırlanan dilek ağacı ve barbekü
partisi de sizi bekliyor.
Tarhunlu mercimek ve kuzu kulağı çorbasından, hardal otundan, radika ve
kaya koruğu turşusuna, Bodrum usulü otlu börekten ısırgan ve tulum
peynirli mısır ekmeğine, kuzu etli kengerden tarhunlu ve de etli-otlu, lorlu
pideye kadar doğal tatların bileşimini içeren özel mönüyü kaçırmayın.
Bugün dayanışma, paylaşma, sevgi, kardeşlik ve dostluk günü...
Şimdiye kadar çok şey kaçırdınız, bari bugünü kaçırmayın.
[Sırrı Yüksel Cebeci - Tercüman]
İlle de Barış !!! O'nun kadar bize bizi anlatan olmadı hiç !
Sus ve Dinle!...

Sus ve Dinle!...

KarAVAtaN yazdı: http://www.yenicaggazetesi.com.tr/birincisayfa.asp
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/newsd ... ewsID=1274
KENDİ İSTEĞİ ÜZERİNE İHRAÇ EDİLEN ÜYE
İç cephe çökerse... [Necdet Sevinç]
ATATÜRK, 'ünvanı ne olursa olsun biz kimseyi Türk Devleti'nin
mukadderatına müdahale ettirmeyiz' diyordu.
Türk Devleti'nin mukadderatına müdahale etmeyen kalmadı.
Çünkü Türk istiklalinin olduğu kadar, Türk şeref ve haysiyetinin de
efsaneleşmiş sembolü olan Atatürk reddedildi!
Türk Devleti'ni yoktan var eden kudret demek olan Türk Milliyetçiliği
reddedildi!
Türk dili, Türk musikisi, Türk kültürü reddedildi!
Halkı, millet haline getiren değerlerin reddedilmesi demek, o milletin
reddedilmesi demekti, nitekim Türk Milleti de reddedildi!.................
...................
http://www.tercuman.com/v1/yazaryazi.as ... ziid=19206
--------------------------------------------------------------------------------------
Esas millettir [Necdet Sevinç]
Allah rahmet eylesin, Ebulfez Elçibey, Bakü'ye Şah İsmail'in heykelinin
dikilmesini isteyen dostuna şu cevabı vermişti:
- Evet ama şehrin bir başka meydanına da Yavuz Sultan Selim'in heykelinin
dikilmesi kaydıyla...
Tarihimizi böyle bir şuurla yazabilmiş, halkımıza da böyle bir milli şuur
kazandırabilmiş olsaydık, bugün daha sorunsuz bir ülkede, daha güçlü bir
millet olarak yaşıyor olacaktık. ................
.....................
http://www.tercuman.com/v1/yazaryazi.as ... ziid=19172
--------------------------------------------------------------------------------------
Türkçe konuş, oku, yaz! [Nazif Okumuş]
Türk Dil Bayramı'nın 729'ncu yıldönümündeyiz. Güzel Türkçemiz'in yabancı
kelimelere kurban edilmek istendiği bir dönemde, Prof. Dr. Oktay
Sinanoğlu'na şükranlarımızı sunuyoruz.
Dilini kaybeden toplumların var olmayacağını haykıran Sinanoğlu Hoca,
yıldönümü vesilesiyle şöyle diyor:
"Türk tarihi, yabancıların kitaplarından yabancı dilde okutuluyor.
Hatta, Ömer Seyfettin'i bile İngilizce'ye çevirip çocuklarımıza veriyorlar.
Bunlar planlı işlerdir, çocuklarımız Türkçe öğrenmesin diye yapıyorlar.
Yabancı dilde eğitim rezaletini ortadan kaldırmamız gerekiyor."
---------------------------------------
Türk Dil Bayramı [Sırrı Yüksel Cebeci]
BUGÜN, Karamanoğlu Mehmet Bey'in, 'Bugünden sonra divanda, dergahta
ve bargahta, mecliste ve meydanda Türkçe'den başka dil kullanılmaya'
buyruğunu içeren ünlü fermanı yayınlayışının 729'uncu yıldönümü...
Türkçe, 729 yıl önce bu fermanla ilk kez resmi dil olduktan sonra, çeşitli
evrelerden geçerek, hatta ciddi vartalar atlatarak bugünlere geldi.
Şair Arif Nihat Asya, bir şiirinde,
'Ben ki ateşle konuşurdum,
Selle konuşurdum,
İdil'le, Tuna'yla, Nil'le konuşurdum,
Sangaryos'u Sakarya yapan,
İkonyum'u Konya yapan
Dil'le konuşurdum'
mısralarıyla dilimizin geçirdiği evreleri çok güzel anlatır.
Türkçe ve devrimbazlar
TÜRKÇE, 1960'lı ve 1970'li yıllarda da ciddi bir varta atlattı. Sosyalizm ve
Marksizm modasına uyan bazı aydınlar edebiyatta, eğitimde, politikada ve
bilimde, dil devrimi adı altında, birtakım uydurma kelimeleri dilimize
sokmaya ve topluma kabul ettirmeye çalıştılar. Onlara göre bu çabanın adı
öztürkçecilik, merhum Peyami Safa gibi aydınlara göre ise devrimbazlıktı.
Buna, Doğan Hızlan gibi aydınlar, Ataç Türkçesi de diyorlardı. Hızlan,
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in de Ataç Türkçesi ile konuştuğunu
yazıyordu.
Ne Ataç Türkçesi, ne de vaaz dili... Sadece ve sadece yaşayan Türkçe...
General De Gaulle, bir sözcük sürçmesi sırasında, 'Diline aşık Fransız
Milleti'nden özür dilerim, cümlemi tekrar ediyorum' derdi.
Biz de, Türk Dil Bayramı'nın 729.yılında, dilimizle ilgili kelam ederken, sürç-i
lisan ettiysek, diline aşık Türk Milleti'nden özür dileriz.
ATATÜRK, 'ünvanı ne olursa olsun biz kimseyi Türk Devleti'nin
mukadderatına müdahale ettirmeyiz' diyordu.
Türk Devleti'nin mukadderatına müdahale etmeyen kalmadı.
Çünkü Türk istiklalinin olduğu kadar, Türk şeref ve haysiyetinin de
efsaneleşmiş sembolü olan Atatürk reddedildi!
Türk Devleti'ni yoktan var eden kudret demek olan Türk Milliyetçiliği
reddedildi!
Türk dili, Türk musikisi, Türk kültürü reddedildi!
Halkı, millet haline getiren değerlerin reddedilmesi demek, o milletin
reddedilmesi demekti, nitekim Türk Milleti de reddedildi!.................
...................
http://www.tercuman.com/v1/yazaryazi.as ... ziid=19206
--------------------------------------------------------------------------------------
Esas millettir [Necdet Sevinç]
Allah rahmet eylesin, Ebulfez Elçibey, Bakü'ye Şah İsmail'in heykelinin
dikilmesini isteyen dostuna şu cevabı vermişti:
- Evet ama şehrin bir başka meydanına da Yavuz Sultan Selim'in heykelinin
dikilmesi kaydıyla...
Tarihimizi böyle bir şuurla yazabilmiş, halkımıza da böyle bir milli şuur
kazandırabilmiş olsaydık, bugün daha sorunsuz bir ülkede, daha güçlü bir
millet olarak yaşıyor olacaktık. ................
.....................
http://www.tercuman.com/v1/yazaryazi.as ... ziid=19172
--------------------------------------------------------------------------------------
Türkçe konuş, oku, yaz! [Nazif Okumuş]
Türk Dil Bayramı'nın 729'ncu yıldönümündeyiz. Güzel Türkçemiz'in yabancı
kelimelere kurban edilmek istendiği bir dönemde, Prof. Dr. Oktay
Sinanoğlu'na şükranlarımızı sunuyoruz.
Dilini kaybeden toplumların var olmayacağını haykıran Sinanoğlu Hoca,
yıldönümü vesilesiyle şöyle diyor:
"Türk tarihi, yabancıların kitaplarından yabancı dilde okutuluyor.
Hatta, Ömer Seyfettin'i bile İngilizce'ye çevirip çocuklarımıza veriyorlar.
Bunlar planlı işlerdir, çocuklarımız Türkçe öğrenmesin diye yapıyorlar.
Yabancı dilde eğitim rezaletini ortadan kaldırmamız gerekiyor."
---------------------------------------
Türk Dil Bayramı [Sırrı Yüksel Cebeci]
BUGÜN, Karamanoğlu Mehmet Bey'in, 'Bugünden sonra divanda, dergahta
ve bargahta, mecliste ve meydanda Türkçe'den başka dil kullanılmaya'
buyruğunu içeren ünlü fermanı yayınlayışının 729'uncu yıldönümü...
Türkçe, 729 yıl önce bu fermanla ilk kez resmi dil olduktan sonra, çeşitli
evrelerden geçerek, hatta ciddi vartalar atlatarak bugünlere geldi.
Şair Arif Nihat Asya, bir şiirinde,
'Ben ki ateşle konuşurdum,
Selle konuşurdum,
İdil'le, Tuna'yla, Nil'le konuşurdum,
Sangaryos'u Sakarya yapan,
İkonyum'u Konya yapan
Dil'le konuşurdum'
mısralarıyla dilimizin geçirdiği evreleri çok güzel anlatır.
Türkçe ve devrimbazlar
TÜRKÇE, 1960'lı ve 1970'li yıllarda da ciddi bir varta atlattı. Sosyalizm ve
Marksizm modasına uyan bazı aydınlar edebiyatta, eğitimde, politikada ve
bilimde, dil devrimi adı altında, birtakım uydurma kelimeleri dilimize
sokmaya ve topluma kabul ettirmeye çalıştılar. Onlara göre bu çabanın adı
öztürkçecilik, merhum Peyami Safa gibi aydınlara göre ise devrimbazlıktı.
Buna, Doğan Hızlan gibi aydınlar, Ataç Türkçesi de diyorlardı. Hızlan,
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in de Ataç Türkçesi ile konuştuğunu
yazıyordu.
Ne Ataç Türkçesi, ne de vaaz dili... Sadece ve sadece yaşayan Türkçe...
General De Gaulle, bir sözcük sürçmesi sırasında, 'Diline aşık Fransız
Milleti'nden özür dilerim, cümlemi tekrar ediyorum' derdi.
Biz de, Türk Dil Bayramı'nın 729.yılında, dilimizle ilgili kelam ederken, sürç-i
lisan ettiysek, diline aşık Türk Milleti'nden özür dileriz.
KENDİ İSTEĞİ ÜZERİNE İHRAÇ EDİLEN ÜYE
