GECENİN KARANLIĞINDA YİTİP GİDEN BABANNE,
KIZI ,
ONUN KIZI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
gece yarısı 23 55 dermatoloji ile nöroloji koğuşlarının karşılıklı olan Hastanenin 4. katında de bir feryat yükseldi
hastane olmasına karşın , kolay kolay yaşanmayan ,beklenmeyen bir feryattı bu..
bir kadının.” annem annem “sesi yankılanıyordu.
Refakatçi olduğumuz odada , sohbet etmekte olduğum arkadaşımla beraber dışarı çıktığımızda ilk gördüğümüz ,okul formalı bir kız ile bir iyi giyimli bir adamın kollarında bir kadın sürünürcesine bölümden, bekleme salonluna doğru çıkarılıyordu.
bir süre sonra iyi giyimli adam kadının tutmakta olduğu kulunu bıraktı .bellikli odalardan çıkan insanlardan rahatsız olmuştu.
Ve bırakan adamın kollarından sarkan kadın tam yere kapanıp yığılacaktı ki nöbetçi hasta bakıcı girdi kadının koluna. yine sürüklenircesine dışarı çıkarıldı.
kadın gitmek istemiyordu.
bellikli biliyordu. gittiğinde bir daha göremeyecekti.ayrılmak istemiyordu yitip giden annesini son bir kez daha dakikalarca olsun görmek, doya doya bakmak istiyordu. Belki istese müsaade ederlerdi görevliler ama dayanamıyordu , yitip giden annesinin ardından bırakıyordu feryadını. Ama fazla bir şeyde diyemiyordu ağıtlar yakamıyordu sanki suçluydu,sadece kesik kesik “annem annem “diye bağırıyordu..
çıkmak, uzaklaşmak istemiyordu. Evlenmiş, boyunca çocuğu olmuştu ama belli ki doyamamıştı annesine.
.konuşamıyor.isteğini anlatamıyor,söyleyemiyordu. sadece ağlıyordu. yanı başında kalmak istiyordu yada başka neler bekliyordu bilinmez ki .
belli ki yıllarca yaptığı hataları sonucu annesini elinden kaçırdığını anladığında , pişmanlığına ağlıyordu beklide .
o dışarı çıkarken, odalardan insanlar çıktı. geneli serum ,hortuma bağlı olduklarından hastalar ayrılamasa da yataklarından çıkanların bir çoğu hasta yakınıydı
+++
kadının çıktığı odanın hemen yanında aslen tokatlı olan ve refakatçi istemeyen 45-50 yaslarında bir Fikret adında bir adam vardı .
onun odasının yanında son 2.5 aydır beynindeki damar tıkanıklığından yatan, konuşamayan sadece zaman zaman gözlerini oynatıp ağlayan annelerinin başucundan ayrılmayan aslen Abaza olan ,hendekli iki kız kardeş çıkmıştı dışarı.
onlarda depremde tüm yakınlarını kaybetmişler sadece 2 kız kardeş ve anneleri kalmıştı.bu kız kardeşlerden küçüğünün bir iş yeri olmasa hastane masraflarını çıkarmak bile mümkün değildi. Anneleri ise son 2.5 aydır yatmaktaydı. Yaşayacak mı, ölecek mi muamma ortamda yasıyorlardı.
Ve diğer odalarda da onlar gibi kaderleriyle baş basa yasayan insanlar vardı
ve odalarından dışarı çıkanlardan ikisi de nöbetçi hemşireydi. onlarda şaşkın şakın bakıyorlardı.
ortamda bulunanların hepsi rahatsız olmuşlardı bu feryattan. Ama kadını ağlarken görünce soramasalar da, bilemeseler de olayın sonucunu, ve kadının feryadını anlamışlardı.
Belliydi ki kadın annesini kaybetmişti.
Ağlayan kadın sırasını savıyordu. Ya bu uzanan başlar.”kurtulur” umuduyla günlerce, aylarca başında bekledikleri anneleri ,babaları , esleri sevgilileri oğulları ,kızları ya yitip giderse. Onlarda bu kadın gibi ağlamaktan başka yapacakları bir şeyleri kalmayacağını biliyorlardı. Bilmeyenlerde zaten anlamıştı galiba, ve sessizce kafaları önde odalarına çekildiler.
+++
kadını çıkaran hasta bakıcı bölüme geldi .sordum:“ annesini az önce vefat etmiş.. beyin kanaması geçiriyormuş. acilde yoğunluk olduğundan tedavisini buraya almışlar.83 yasındaymış ”
hasta bakıcı vefat eden kadının odasına girince bende uzaktan takip ettim.ayağında pijaması dizlerinden sıyrılan bir kadının sadece ayaklarını gördüm . gerisi özel hayata girerdi ,bana değil kimseye yakışmazdı görmek,bakmak ,insanlık elit,ine yakışmazdı. daha fazla bakamadım.kapıdan uzaklaştım.
+++
ama fark ettiğim sey :birer birer söküyordu kadının vücudundan takılı olduğu hortumlar.
kablolar.
çok geçmedi ,bir genç adam sırtında aletiyle odadan dışarı çıktı .o asansöre yürüyünce takip ettim .konuştuk:hastaneye 3 gün önce gelmiş .ağırlaştığı için çağırmışlar fakat tedavi sonuç vermemiş. Beytin kanaması geçirmiş kurtulamamış.adam kendini rahatlatmak istercesine. “Zaten 83 yaşındaymış , yaşayacağı kadar yaşamış” demesi garip geldi bana ..adam asansörle aşağı inerken ben yanımdaki arkadaşla geri döndüm.
Arkadasın babası kanserdi. yakında öleceğine inanıyordu.o güne kendini hazırlamaya çalıştığı bir ortamda ,bu görüntü onu da kötü yapmıştı
+++.
bekleme odasında ağlayan kadını gözledim bir süre.yanındaki okul formalı kız belli ki kızıydı.
okuldan çıkmış üstünü değşmeye vakit bulamadan doğruca buraya geldiği için belli ki rahatı kaçmıştı. Derslerini ,normal hayatını, aşık olduğu sevgilisini kısaca bütün bu ortamı anneannesinin hastalığı için bozmuştu .bu gelişme onu üzüntüden öte rahatsız ettiği her halinden belliydi.
cahildi belliydi. ölüm ,kaybetmek gibi hisleri daha önce yasamadığı her halinden anlaşılıyordu .birde onun için anneannesinin o kadar önemli olmadığı da.
o sadece gecenin vakti ağlayıp,feryat ettiği için odalarından çıkan insanların bakışlarından rahatsız olduğu için sinirli sinirli “anne, sus anne” diyebiliyordu.
Okul formalı kız,ağlamıyordu.yüzünde üzüntü duygularından eser yoktu. Sanki gözün önünde yaşanlar sıradan bir televizyon programı yayınından kareler gibiydi.
Okul formalı kız ,sadece bir an önce annesinin susmasını ve odalarından çıkanların, odalarına geri dönüp kapılarını kapatmaları için dua ediyor gibiydi.
ağlayan kadın feryadından hız kesmemişti .”anne anne “diyebiliyordu .başka söz çıkmıyordu ağzından.
kadının yanında, iyi giyimli iki erkek vardı. biri kocasıydı muhakkak. Diğeri de kocasının abisi yada akrabası olma ihtimali fazlaydı.
Çünkü; çok sakindiler. ağlamak gibi bir halleri yoktu onlarda “artık olan oldu bir an önce çıkıp evimize gidelim” niyetindeydiler.
Okul formalı kızın yanındaki kadın ağlıyordu.ağlamakta haklıydı.pişman olmalıydı.
hepimizin yaptığı gibi hayatayken değerini bilemediği annesinin son nefesini verdiğinin ilk dakikasında. annesi ile birlikte kaybettiği yaşama gayesine ağlıyordu.
yalnızdı yapayalnızdı.ağlıyordu ama başını koyabileceği hiç bir omuz yoktu, bulamıyordu.
18 yaslarındaki canı, kızı anlamıyordu bu duyguyu.
kocası zaten eldi. anlamasını beklemiyordu.
hemşireler ,diğer hasta yakınları ve hata ben bile uzaktık kadına
bir şey diyemiyorduk istesek te diyemiyorduk yanında kocası vardı ailenden değildik.
“başın sağ olsun” demek istedik .ama çekindik
kadın kalabalıkta yalnızdı.yapayalnızdı.
canını, kanını ,annesini bırakmıştı odada ona ağlıyordu.acısı büyüktü , etrafı insan doluydu kocası, kızı hemşireler sürü ile insan ama kimseye ne bir şey diyebiliyordu. Ne de bir insan derdini paylaşıyordu.sanki suçlu idi sanki yaptığı yanlıştı.ağladığı feryat ettiği için kızından , eşinden ikaz alıyordu. Odadakilerde rahatsız oldukları için çıkmışlar ve sonrada geri dönmüşlerdi odalarına …
ve kadın ağlarken hastabakıcı odaya bir sedye getirdi. vefat eden kadını oraya aktardı. yüzüne çarşafı örtüp sedyeyi asansöre doğru götürdü .
artık odada ölen yaşlı kadında yoktu.Ve odanın bol paralı yeni müşterilere hazırlanması gerekiyordu. burası hastaneydi, odaları da yatakları da boş kalmazdı elbette.
Ve arkadaşımla ben bir süre,sedyede giden kadını uzaktan takip ettik,zaten bizden başkada kimse yoktu.bodrum kata indik. Biz yabancısı olduğumuz bu mekanda çekine çekine ilerlerken, labirent gibi binanın mahzenlerinde, yemekhanenin karsı bölümünde morga ,kadını taşıyan hasta bakıcı çoktan kaybolmuştu .
ben ve arkadaşım “morg “yazan bölüme geldiğimizde soğuk hava deposunu andırır buzdolabı soğuğunu hissettik önce.içerisinin bir hayli dondurucu olduğu kapıdan yüzümüze vuran soğuktan belli oluyordu.Kapıda “morg” yazıyordu. Yani “son durak”.
içeri girmek istedimse de arkadaşım ürperdi ,istemedi.tedirgin oldu. ikna edemedim. kolundan çeksem de fayda etmedi ve biz insanların son durağımız olan morga giremeden ayrıldık. Yazık oldu kapısına kadar geldiğimiz son durağımızı, dünya gözü ile görmeye bile cesaret edememiştik. Ne garip…
morg ve yemekhane kaşı karşıya işte bir gariplik daha…
yemekhaneye geçecektik .arkadaşımın telefonu çaldı.” rahat konuşun” diye onu yalnız bıraktım. yanından uzaklaştım.
Geri döndüğümde arkadaşımı bıraktığım yerde bulamadım. Belli ki bu olay onu etkilemişti .”ağlıyor” olabilir diye üzerine düşmedim .yemekhaneye geçtim.
Gecenin 12. sinde ölen kadının üzerinden 10 dakika geçmeden,Seçmeli mönüden peynir zeytin domates salata meyve suyundan oluşan kahvaltıyı yerken arkadaşımın geldiğini gördüm. Oda yemeğini aldı ,yanıma geldi . kadını sakinleştirmek için yukarı çıkmış fakat etkili olamamış,geri dönmüş.
ne garip bir hayattı bu: hastanenin yer altına yapılan güneş görmeyen bodrum katında üzerindeki 6 katı taşıyan kalın kolon direklerin arasında kendimi ve yemekhanede buluna 30 civarında insanı sanki karıca gibi geldi bana gerçekten bir daha baktım karıncadan farkımız yoktu. karınca yerin altını oyuyor yuva yapıyordu .bizde üst üste katlar çıkıyor yine en alta kalıyorduk.
+++
birden düşündüm ne garipti yaşlı kadın öleli 10 dakika olmuştu ve kızı yukarda ağlıyordu.
arkadaşımın her an ölecek babası vardı ama iştahımızdan bir şey kaçmıyordu, boğazımıza bir şey düğümlenmiyordu. o kadar duygusuz olmuştuk
hani “yanı basında annesi yada babası kesilirken umursamayan, ağlamayan ama bir yandan da son bir ot koparıp yemek için caba gösteren koyundan” farkımız olmadığını anladım bir an..
bir süre sonra arkadaşımla yukarı çıktık. o dinlenmek için odaya doğru girerken ben elimde günü geçmiş bir gazeteyle kadını gözlemlemek için bekleme salonluna geçtim.
annesini kaybeden kadın susmuştu. kesik kesik ağlıyordu.
Yanında kocası vardı.ve çok gecmeden kızı ve diğer iyi giyimli adam ellerinde küçük 3-4 poşetle geri geldiler. rahmetliden geri kalan özel eşyaları aldılar belki
bir an düşündüm de.rahmetliyi morga bırakmışlardı ama bir kaç eşyayı bırakamamışlardı. Yine mal -cana üstün gelmişti. Ne garip.
+++
“ölen kadının çenesini bağlamak ,”
“azgına pamukla su vermek,”
“ölürken yanında kuran okumak, “
bunlar dinde var mıydı ,yok muydu ,adet miydi, değil miydi,yapılmalı mıydı mı ,yapılmasa da olur muydu bunları düşünürken kendime geldiğimde baktım karsımda ne ağlayan kadın ,ne de kızı vardı.
odaya koştum bir an yatak bomboştu.bırak on dakika önce ölen yaşlı kadını sanki aylarca hiç kullanılmamıştı.
inanamıyordum. acaba gördüklerim kötü bir rüyamıydı .gidip morga bakmak geldi içimden . sonra cesaret edemedim.“ya sorun çıkarsa “diye düşündüm.
çekine çekine hasta bakıcının yanına gittim. Hasta bakıcı ayaklarını uzatmış gayet rahat bilgisayarda oyun oynuyordu.
selam verdim.sırf az önce gördüklerimin doğrumu, rüyamı olduğunu teyit etmek için ;
“ölüleri yıkamak için 24 saat görevli imam var mı yoksa toplu mu yıkıyorlar “diye sordum.
hasta bakıcı: “kadının yakınları kendileri yaptıracakmış” dedi demek ki az önce gördüklerim rüya değilmiş gerçekmiş.anladım.
bir an aklıma annesini kaybeden kadın geldi .
yarın gazetelerde “falan şirketin sahibi, filancanın kayınvalidesi filan ,yazan “boy boy vefat ilanları çıkacak, iyi giyimli adamın arkadaşları dostları ciddi görüntüleriyle gelip bir bir taziyelerini sunacak ve insan boyunda çelenkleri de mezarlığa taşınacak belki. ama kadının annesini kaybettiği anda başlayan yalnızlığı hiç kapanmayacak. hep yaralı kalacak.
ve o kadın ;”annesini sesini bir kez duymak için neler vermezdim” diyecek ,ağlayacak. bekleyecek ta ki yıllar sonra bir gün aynı sahne kendi için oynanınca ya kadar
. bir gün dönence ona da gelecek biliyorum…
28 .04.2006 derin
…
GECENİN KARANLIĞINDA YİTİP GİDEN BABANNE,
Moderatörler: barışhayranı, Mod
Anne...Anne...Anne...
O'nu kaybetmek... Bu hiç değinmek istemediğim
- ve belki de hiç aklımdan atamadığım - bir konu
Benden öte benden ziyade olan VARLIK, Allah'tan sonra üzerimde
en büyük hak sahibi olan; ANNE...
Hakkında şiir yazıp rahatlamak istediğim ama mısralara asla
sığdıramayacağımdan dolayı buna da elimin varmadığı; ANNE...
Allah'a hep "O'na Uzun, Sağlıklı, Huzurlu bir ömür ver Rabb'im" diye
dua ettiğim; ANNE
Bazen, "keşke O'nunla aynı saniyede hayata gözlerimizi yumabilsek...
birbirimizin acısını yaşamadan..." diye hayıflandığım; ANNE
Hayatın içindeki en gerçek kesitlerden birini, güzel anlatımınla
bizimle paylaştığın için sağol kardaş...yüreğine sağlık...
O'nu kaybetmek... Bu hiç değinmek istemediğim
- ve belki de hiç aklımdan atamadığım - bir konu
Benden öte benden ziyade olan VARLIK, Allah'tan sonra üzerimde
en büyük hak sahibi olan; ANNE...
Hakkında şiir yazıp rahatlamak istediğim ama mısralara asla
sığdıramayacağımdan dolayı buna da elimin varmadığı; ANNE...
Allah'a hep "O'na Uzun, Sağlıklı, Huzurlu bir ömür ver Rabb'im" diye
dua ettiğim; ANNE
Bazen, "keşke O'nunla aynı saniyede hayata gözlerimizi yumabilsek...
birbirimizin acısını yaşamadan..." diye hayıflandığım; ANNE
Hayatın içindeki en gerçek kesitlerden birini, güzel anlatımınla
bizimle paylaştığın için sağol kardaş...yüreğine sağlık...
İlle de Barış !!! O'nun kadar bize bizi anlatan olmadı hiç !
Sus ve Dinle!...

Sus ve Dinle!...


