1.)Türklerin en eski destanlarından biri olan Yaratılış Destanı’nın da Yaratan’a ilham veren ‘’Ak Ana ‘’ adında ki kadındır.
2.)Oğuz Kağan Atamızın kutlu eşlerinden biri mavi bir ışıktan,diğeri kutsal bir ağaçtan doğmuş olağanüstü kadınlardır.
3.)Bilge Kağan kitabesinde Kağan ‘’ Sizler Anam Katun,Büyük Annelerim,Hala ve Teyzelerim,Prenseslerim..’’ sözleri ile hitabına başlar.
4.)Eski Türk inancına göre ‘’Han ile Katun’’ gök ve yerin evlatlarıdır.Kadının yeri yedinci kat göktür.
5.)Eski Türk destanlarında kadın erkeğinin her daim yanındadır.Kadın erkeğinin güç ve ilham kaynağı kabul edilirdi.
6.)Türk kültüründe destan kahramanları iyi ata binen,iyi savaşan,iyi kılıç kullanan kadınlarla evlenmek istemektedirler.
Örnek olarak Korkut Ata’nın Bamsı Beyrek hikayesindeki Banu Çiçek Katun’u verebiliriz.
7.)Eski bir Türk atasözü; ‘’Birinci zenginlik sağlık,ikinci zenginlik iyi bir kadın.’’
8.)Savaşta kadınların düşman eline geçmesi büyük bir utanç sayılırdı.
9.)Oğuz Kağan destanından öğrendiğimize göre ırza tecavüzün cezası ölüm veya gözlere mil çekilmesiydi.
Arap gezgini Ahmed bin Fadlan,Türklerin tecavüz suçlusunun bacaklarından çapraz bağlanmış iki ağaca bağladığını ve ipin kesilmesi sureti ile bacakların ayrıldığını hatıralarında belirtir.
10.)Yine Arap gezgini olan İbn’i Batuta şöyle der ‘’ "Burada tuhaf bir hale şahit oldum ki o da Türkler'in kadınlarına gösterdiği hürmetti. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerinden daha üstündür."
11.) Kağanın buyrukları yalnız "Kağan buyuruyor ki" ifadesiyle başlamışsa geçerli kabul edilmezdi.
12.) Yabancı devletlerin elçilerinin kabulünde hatun da hakanla beraber olurdu. Tören ve şölenlerde kadın, hakanın solunda oturur siyasi ve idari konumlardaki görüşlerini beyan ederdi. Mesela büyük Hun İmparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Tanrıkut Mete Han'ın Katunu imzalamıştır.
13.) Ebul Gazi Bahadır Han, Secere-i Terakime'de, Oğuz ilinde, yedi kızın uzun yıllar beylik yaptığını anlatmaktadır.
14.) Kadının yüceliği Altay Dağları'nın en yüksek tepesine "Kadınbaşı" ismi verilerek yaşatılmıştır.
15.)Eski Türklerde kadın miras hakkına sahipti. Kadının kendine ait mülkü mevcuttu. Kadının bunu istediği gibi kullanma hakkı vardı.
16.)Eski Türklerde koca karısını boşayabildiği gibi,kadında kocasını boşayabilirdi.
Şimdide diğer toplumların kadına bakışına bir göz atalım.
1.) İngiltere'de XI. asra kadar kocalar karılarını satabilirdi. Hıristiyanlar ise; kadına şeytan gözüyle bakmışlardır. Yine İngiltere'de kadın "murdar" bir varlık sayıldığı için İncil'e el süremiyordu. Kadınlar İncil'i okuma hakkına Hanry devrinde (1509-1547) sahip olmuşlardır.
2.) İngiliz piskoposu Dour'un 1888 yılında Westminster Kilise'sinde vaaz verirken söyledikleri ;
"Bundan yüz sene öncesine kadar kadın erkeğin sofrasına oturma hakkına sahip olmadığı gibi sorulmadan söze başlaması da caiz değildi. Kocası başının ucuna kocaman bir sopa asardı ve karısı ne zaman emrini tutmazsa onu kullanırdı. Erkek çocuklar ise; analarına ev içinde bir hizmetçi kadından fazla paye vermezlerdi."
3.) Çin'de , boşanma hakkı sadece erkeğe mahsustu.
4.) Budizm'in kurucusu Buda ise; ilk başlarda kadınları dinine kabul etmemiştir.
5.) Roma hukukunda kadın, kendi malına hükmedemezdi, vasiyet yapamazdı. Roma hukuku kadını ergin kabul etmiyordu. Onu noksan akıllı sayıyordu. Roma'da dul kadının evlenmesi suç sayılıyordu.
6.) Çin'de yeni doğan çocuk, erkekse pahalı kumaşlara, kız ise bez parçalarına sarılırdı.
7.) İran'da kanları bozmamak için yakın akrabalarla evlilik uygun görülmüştür. Bu sebepten anaları ve kız kardeşleriyle evlenenler ortaya çıkmıştır. ( Özellikle Mazdeizm’in popüler olduğu dönemde.)
8.) Cahiliye Araplarının kız çocuklarını diri diri gömmeleri bir gerçektir. Kız çocuğa sahip olmak onursuzluk sayılmıştır.[/b]
türklerde kadının değeri
Moderatörler: barışhayranı, Mod
- sameth
- Profesyonel

- Mesajlar: 968
- Kayıt: Çrş Tem 13, 2005 14:14 pm
- Konum: gesi bağları KAYSERİ
- İletişim:
türklerde kadının değeri
artık yokum sağlıcakla kalın
- blunish
- Üst Düzey Üye

- Mesajlar: 139
- Kayıt: Cmt Nis 22, 2006 18:58 pm
- Konum: sUsAm SoKaĞı'DaN
- İletişim:
beni bu konu bi kez daha düşündürdü!..nerden nereye!.. 
bir insan ancak adı unutulduğunda ÖLÜR!
http://www.youtube.com/watch?v=ZFHfgDA7 ... e=related&
http://www.youtube.com/watch?v=ZFHfgDA7 ... e=related&
- silahsız kuvvet
- Profesyonel

- Mesajlar: 313
- Kayıt: Çrş Haz 14, 2006 01:10 am
- Konum: Selçuk'un yüreğinden
İmparatorluk yöneten kadınlar
--------------------------------------------------------------------------------
Bugün Türkiye'de, 'Kadının yeri, evidir!' denilerek toplum dışına itilen kadınlarımız, geçmişte devlet yönetiyordu.
Burada bir belge veriyorum. Bu bilgiler birçok eserde bulunduğu gibi 13. yüzyılda yaşamış olan Süryani tarihçi Abul Farac tarafından yazılan tarihte de yer alıyor.
Bilindiği gibi Türk Oğuz boyları 11. yüzyılda Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nu kurdular. Bu devleti imparatorluk yapan da Tuğrul Bey idi. Abul Farac yazıyor ki:
'1063 yılında Tuğrul Bey'in karısı Hatun, vefat etti. Kendisi, kocası tarafından son derece sevilirdi ve saltanatın bütün işlerini bu kadın idare ederdi.
(Bundan sonra) Sultan (Tuğrul Bey), Halife'ye (Abbasi Padişahı'na) haber göndererek onun kızı ile nişanlanmak istedi. Halife ırk ve aile bakımından yabancı olan bir kimseye kızını vermek istemediği için Sultan içerledi. Birçok münakaşadan sonra açık düşmanlık başgöstermeye başladı. Halife korktu ve isteme istemeye, saraydan ayrılmamak şartı ile kızını ona verdi. Sultan; Bağdat'a her gelişinde saray dahilinde yaşayacaktı. Uzun müzakerelerden sonra halifenin kızının Sultan tarafından inşa olunan yeni konakta ikameti kararlaştırıldı. Sultan Bağdat'a geldi ve (...) kızı zevce olarak aldı.
Rivayet edildiğine göre; kız, evine gönderildiği zaman Sultan ile Türk eşrafı ayağa kalkarak kendi adetlerine göre raksetmişler, sonra diz üstü oturarak kalkmışlar ve Türk şarkıları söylemişlerdi.
Gelin için altından bir taht hazırlanmıştı. Sultan, içeri girerek yere doğru eğildi, karısını selamladı ve içeride kalmayarak dışarı çıktı. Sultan yedi gün bu şekilde hareket ederek kadının yüzünü görmek üzere peçesini açmadı.
Yapılan düğünler Sultan'ı son derece sevindirdiği halde Halife'yi müteessir ediyordu. Çünkü, Sultan, karısının Bağdat'tan ayrılmamasına ait olan şarta ehemmiyet vermemişti. ' (Abul Farac Tarihi çevirisi, cilt 1, s. 317)
İMPARATORİÇE
Selçuklular döneminde yaşayan bu tarihçinin yazdıkları bize şunu söylüyor: Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nu erkekler kılıç gücüyle kurdular ama devletin yönetiminde kadınlar vardı. Tuğrul Bey orduyu yönetirken karısı Hatun ülkeyi yönetiyordu. O bir imparatoriçe idi. Türklerde; padişahla denk yetkiye sahip bu kadınlara genel anlamda 'hatun' deniliyordu.
Devlet yönetmenin sadece Tuğrul Bey'in hanımı Hatun ile sınırlı olmadığını aynı tarih gösteriyor. Büyük Selçuklu İmparatoru Melik Şah 1092 yılında bir söylentiye göre zehirlenerek öldürüldü. Yazılıyor ki: 'Sultan'ın karısı Türkan Hatun zeki bir kadın olduğu için devletin işlerini idare etti. Oğlu Mahmud, ki Sultan Melik Şah'ın oğludur, beş yaşında olduğu halde Bağdat'ta sultan ilan edildi.
(...) Türkan Hatun, 1094 yılında öldü.' (Sayfa 334).
Türkan Hatun da devlet yöneten imparatoriçe olarak Türk tarihinde yerini aldı.
Büyük Selçuklu İmparatorluğu, ki Çin'den Akdeniz'e kadar uzanan çok büyük bir coğrafyaya egemen olmuştu.
Bu devletin Anadolu'da kurulan kolu da kadına aynı derecede önem vermiştir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin ünlü padişahı Sultan Kılıç Arslan, Musul'a 11 yaşındaki oğlunu yönetici yapınca onun yanı sıra oğlunun anasını da göndermişti. Musul'da asıl yönetici de o kadındı.
Görüldüğü gibi Asya-İran-Anadolu hattındaki Türkler, kadını erkekle eş görüyorlardı.
Ya bugün Ukrayna diye bilinen topraklarda, Rusya bozkırlarında egemen olan Türkler kadınlara nasıl davranıyorlardı? Onu da yarın görelim.
------------------------------------
Türk kadını, bugün Arap ülkelerinde veya Afganistan'da görüldüğü gibi peçenin altına asla girmedi; yüzünü de gizlemedi.
Bunun belgesini de ünlü Arap gezgini İbni Batuta'nın büyük eseri Seyahatname'den verelim. İbni Batuta 1304'te doğmuş, 1325'te Fas'tan yola çıkıp bütün İslam dünyasını gezmiştir.
Onun döneminde, Asya'ya, İran'a, hatta Anadolu'ya hakim olan Moğollar, tam anlamıyla Türkleşmişlerdi. Irak-İran hattında hükümdar olan Ebu Said Bahadır Han ile ilgili bilgi verirken İbni Batuta şunları anlatıyor:
'Sultan Ebu Said, ülkeyi idarede İstiklal kazanınca Emir Çoban'ın kızı Bağdat Hatun ile evlenmek istedi. Bağdat Hatun güzel olup Sultan Ebu Said'in halası oğlu bulunan ve vefatından sonra hükümeti ele geçiren Şeyh Hasan'ın nikahı altında idi. Ebu Said'in ısrarı üzerine Şeyh Hasan zevcesini boşadı. Ebu Said, Bağdat Hatun'la evlenerek kendisine diğer hatunlarından daha çok alaka ve hürmet gösterdi.
Türk ve Tatar kavimleri indinde kadınlar çok itibar görür. (Padişahlar) bir emirname (buyruk) yazdıklarında 'Sultanın ve hatunlarının emriyle' ibaresini yazarlar. Her kadın bazı vilayetleri yönetip büyük varidat sahibi olur. Sultan ile beraber sefere gider ise de ayrı bir yerde oturur.' (İbni Batuta, Büyük Dünya Seyahatnamesi, Yeni Şafak Yayını, sayfa 167)
Bu bilgilere eklenecek başka bir tespit İran ile ilgili. Şiraz Sultanı'nın anlatıldığı bölümde, Taş Hatun'dan söz ediliyor. Sultan'ın eşi Taş Hatun; esir edilip götürülürken bu manzarayı halkın görmemesi için yüzünü örter. Yazar diyor ki: 'Türk kadınları adetleri icabı yüzlerini örtmez iken, Taş Hatun böyle bir halde görülmekten utanarak yüzünü peçe ile örttü.' Taş Hatun, çarşının ortasına gelince peçesini açıp halka 'Ey Şirazlılar sizin aranızdan böyle mi çıkarılacağım? Ben ki falanım ve falanın zevcesiyim!' diye bağırır ve halkı ayaklandırıp kendisini kurtartır. İbni Batuta, sayfa 155)
TÜRKİYE'DEKİ KADIN
İran'da ve Irak'ta egemen olan Türklerin kadınları yüzlerini örtmez, padişah gibi yetkilerle hareket ederken Anadolu'da durum nasıldı acaba?
İbni Batuta, Anadolu'yu şöyle anlatıyor: 'Şunu özellikle belirtmeliyim ki Bilad-ı Rum (Anadolu) denilen bu ülke dünyanın en güzel memleketidir. Cenab-ı Hak, dünyanın öteki ülkelerinde ayrı ayrı ihsan ettiği güzellikleri burada topyekun bir araya getirmiştir. Ahalisi güzel yüzlü ve temiz giyinişlidir. Yemekleri ise çok nefistir. Burada yaşayanlar Allah'ın en şefkatli kulları olup onlar için, 'Bolluk ve bereket Şam'da, şefkat ise Bilad-ı Rumdadır.' denilmiştir. Bu ülkede bir zaviyeye (tekkeye) veya eve indiğinizde, komşularımız, kadın olsun erkek olsun, derhal durumumuzu soruştururlardı. BURADA KADINLAR ERKEKLERDEN KAÇMAZLAR. AYRILACAĞIMIZ SIRADA SANKİ AKRABALARIYMIŞIZ GİBİ BİZİMLE VEDALAŞIRLAR VE BU AYRILIKTAN DUYDUKLARI ÜZÜNTÜYÜ GÖZYAŞLARI İLE İFADE EDERLERDİ'
Aynı kitap, sayfa 202)
Bundan 700 sene önce Anadolu'daki Türk kadını işte böyle idi. Onlar erkeklerden kaçmazlar; bir eve misafir gelince de gidip o yabancının halini hatırı sorarlar, varsa ihtiyaçlarını giderirlerdi.
Ya şimdi?
Türk kadını 700 yıl önceki Anadolu kadınının gerisine itekleniyor. Tarikatçiler, kadını kötülük kaynağı gibi gösterip onları türbanın altına itekleyerek toplumdan dışlıyorlar. Düşünün ki kendi kız çocuğunu bile öpmeyi haram sayan bir zihniyet bugün kadınlarımızı yönlendiriyor.
Türk milleti tarihinde hiç görülmemiş biçimde gizli bir gericilik tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Tarihteki kadınlarımızı anlatmayı sürdüreceğiz.
Rıza Zelyut - Güneş 23/24.10.2006
--------------------------------------------------------------------------------
Bugün Türkiye'de, 'Kadının yeri, evidir!' denilerek toplum dışına itilen kadınlarımız, geçmişte devlet yönetiyordu.
Burada bir belge veriyorum. Bu bilgiler birçok eserde bulunduğu gibi 13. yüzyılda yaşamış olan Süryani tarihçi Abul Farac tarafından yazılan tarihte de yer alıyor.
Bilindiği gibi Türk Oğuz boyları 11. yüzyılda Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nu kurdular. Bu devleti imparatorluk yapan da Tuğrul Bey idi. Abul Farac yazıyor ki:
'1063 yılında Tuğrul Bey'in karısı Hatun, vefat etti. Kendisi, kocası tarafından son derece sevilirdi ve saltanatın bütün işlerini bu kadın idare ederdi.
(Bundan sonra) Sultan (Tuğrul Bey), Halife'ye (Abbasi Padişahı'na) haber göndererek onun kızı ile nişanlanmak istedi. Halife ırk ve aile bakımından yabancı olan bir kimseye kızını vermek istemediği için Sultan içerledi. Birçok münakaşadan sonra açık düşmanlık başgöstermeye başladı. Halife korktu ve isteme istemeye, saraydan ayrılmamak şartı ile kızını ona verdi. Sultan; Bağdat'a her gelişinde saray dahilinde yaşayacaktı. Uzun müzakerelerden sonra halifenin kızının Sultan tarafından inşa olunan yeni konakta ikameti kararlaştırıldı. Sultan Bağdat'a geldi ve (...) kızı zevce olarak aldı.
Rivayet edildiğine göre; kız, evine gönderildiği zaman Sultan ile Türk eşrafı ayağa kalkarak kendi adetlerine göre raksetmişler, sonra diz üstü oturarak kalkmışlar ve Türk şarkıları söylemişlerdi.
Gelin için altından bir taht hazırlanmıştı. Sultan, içeri girerek yere doğru eğildi, karısını selamladı ve içeride kalmayarak dışarı çıktı. Sultan yedi gün bu şekilde hareket ederek kadının yüzünü görmek üzere peçesini açmadı.
Yapılan düğünler Sultan'ı son derece sevindirdiği halde Halife'yi müteessir ediyordu. Çünkü, Sultan, karısının Bağdat'tan ayrılmamasına ait olan şarta ehemmiyet vermemişti. ' (Abul Farac Tarihi çevirisi, cilt 1, s. 317)
İMPARATORİÇE
Selçuklular döneminde yaşayan bu tarihçinin yazdıkları bize şunu söylüyor: Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nu erkekler kılıç gücüyle kurdular ama devletin yönetiminde kadınlar vardı. Tuğrul Bey orduyu yönetirken karısı Hatun ülkeyi yönetiyordu. O bir imparatoriçe idi. Türklerde; padişahla denk yetkiye sahip bu kadınlara genel anlamda 'hatun' deniliyordu.
Devlet yönetmenin sadece Tuğrul Bey'in hanımı Hatun ile sınırlı olmadığını aynı tarih gösteriyor. Büyük Selçuklu İmparatoru Melik Şah 1092 yılında bir söylentiye göre zehirlenerek öldürüldü. Yazılıyor ki: 'Sultan'ın karısı Türkan Hatun zeki bir kadın olduğu için devletin işlerini idare etti. Oğlu Mahmud, ki Sultan Melik Şah'ın oğludur, beş yaşında olduğu halde Bağdat'ta sultan ilan edildi.
(...) Türkan Hatun, 1094 yılında öldü.' (Sayfa 334).
Türkan Hatun da devlet yöneten imparatoriçe olarak Türk tarihinde yerini aldı.
Büyük Selçuklu İmparatorluğu, ki Çin'den Akdeniz'e kadar uzanan çok büyük bir coğrafyaya egemen olmuştu.
Bu devletin Anadolu'da kurulan kolu da kadına aynı derecede önem vermiştir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin ünlü padişahı Sultan Kılıç Arslan, Musul'a 11 yaşındaki oğlunu yönetici yapınca onun yanı sıra oğlunun anasını da göndermişti. Musul'da asıl yönetici de o kadındı.
Görüldüğü gibi Asya-İran-Anadolu hattındaki Türkler, kadını erkekle eş görüyorlardı.
Ya bugün Ukrayna diye bilinen topraklarda, Rusya bozkırlarında egemen olan Türkler kadınlara nasıl davranıyorlardı? Onu da yarın görelim.
------------------------------------
Türk kadını, bugün Arap ülkelerinde veya Afganistan'da görüldüğü gibi peçenin altına asla girmedi; yüzünü de gizlemedi.
Bunun belgesini de ünlü Arap gezgini İbni Batuta'nın büyük eseri Seyahatname'den verelim. İbni Batuta 1304'te doğmuş, 1325'te Fas'tan yola çıkıp bütün İslam dünyasını gezmiştir.
Onun döneminde, Asya'ya, İran'a, hatta Anadolu'ya hakim olan Moğollar, tam anlamıyla Türkleşmişlerdi. Irak-İran hattında hükümdar olan Ebu Said Bahadır Han ile ilgili bilgi verirken İbni Batuta şunları anlatıyor:
'Sultan Ebu Said, ülkeyi idarede İstiklal kazanınca Emir Çoban'ın kızı Bağdat Hatun ile evlenmek istedi. Bağdat Hatun güzel olup Sultan Ebu Said'in halası oğlu bulunan ve vefatından sonra hükümeti ele geçiren Şeyh Hasan'ın nikahı altında idi. Ebu Said'in ısrarı üzerine Şeyh Hasan zevcesini boşadı. Ebu Said, Bağdat Hatun'la evlenerek kendisine diğer hatunlarından daha çok alaka ve hürmet gösterdi.
Türk ve Tatar kavimleri indinde kadınlar çok itibar görür. (Padişahlar) bir emirname (buyruk) yazdıklarında 'Sultanın ve hatunlarının emriyle' ibaresini yazarlar. Her kadın bazı vilayetleri yönetip büyük varidat sahibi olur. Sultan ile beraber sefere gider ise de ayrı bir yerde oturur.' (İbni Batuta, Büyük Dünya Seyahatnamesi, Yeni Şafak Yayını, sayfa 167)
Bu bilgilere eklenecek başka bir tespit İran ile ilgili. Şiraz Sultanı'nın anlatıldığı bölümde, Taş Hatun'dan söz ediliyor. Sultan'ın eşi Taş Hatun; esir edilip götürülürken bu manzarayı halkın görmemesi için yüzünü örter. Yazar diyor ki: 'Türk kadınları adetleri icabı yüzlerini örtmez iken, Taş Hatun böyle bir halde görülmekten utanarak yüzünü peçe ile örttü.' Taş Hatun, çarşının ortasına gelince peçesini açıp halka 'Ey Şirazlılar sizin aranızdan böyle mi çıkarılacağım? Ben ki falanım ve falanın zevcesiyim!' diye bağırır ve halkı ayaklandırıp kendisini kurtartır. İbni Batuta, sayfa 155)
TÜRKİYE'DEKİ KADIN
İran'da ve Irak'ta egemen olan Türklerin kadınları yüzlerini örtmez, padişah gibi yetkilerle hareket ederken Anadolu'da durum nasıldı acaba?
İbni Batuta, Anadolu'yu şöyle anlatıyor: 'Şunu özellikle belirtmeliyim ki Bilad-ı Rum (Anadolu) denilen bu ülke dünyanın en güzel memleketidir. Cenab-ı Hak, dünyanın öteki ülkelerinde ayrı ayrı ihsan ettiği güzellikleri burada topyekun bir araya getirmiştir. Ahalisi güzel yüzlü ve temiz giyinişlidir. Yemekleri ise çok nefistir. Burada yaşayanlar Allah'ın en şefkatli kulları olup onlar için, 'Bolluk ve bereket Şam'da, şefkat ise Bilad-ı Rumdadır.' denilmiştir. Bu ülkede bir zaviyeye (tekkeye) veya eve indiğinizde, komşularımız, kadın olsun erkek olsun, derhal durumumuzu soruştururlardı. BURADA KADINLAR ERKEKLERDEN KAÇMAZLAR. AYRILACAĞIMIZ SIRADA SANKİ AKRABALARIYMIŞIZ GİBİ BİZİMLE VEDALAŞIRLAR VE BU AYRILIKTAN DUYDUKLARI ÜZÜNTÜYÜ GÖZYAŞLARI İLE İFADE EDERLERDİ'
Aynı kitap, sayfa 202)
Bundan 700 sene önce Anadolu'daki Türk kadını işte böyle idi. Onlar erkeklerden kaçmazlar; bir eve misafir gelince de gidip o yabancının halini hatırı sorarlar, varsa ihtiyaçlarını giderirlerdi.
Ya şimdi?
Türk kadını 700 yıl önceki Anadolu kadınının gerisine itekleniyor. Tarikatçiler, kadını kötülük kaynağı gibi gösterip onları türbanın altına itekleyerek toplumdan dışlıyorlar. Düşünün ki kendi kız çocuğunu bile öpmeyi haram sayan bir zihniyet bugün kadınlarımızı yönlendiriyor.
Türk milleti tarihinde hiç görülmemiş biçimde gizli bir gericilik tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Tarihteki kadınlarımızı anlatmayı sürdüreceğiz.
Rıza Zelyut - Güneş 23/24.10.2006