Paylaşmak istediğiniz güzel, inginç yazılar....
Moderatörler: barışhayranı, Mod
Paylaşmak istediğiniz güzel, inginç yazılar....
Belki daha önceden okumuş olabilisiniz, yinede aramızda okumayan arkadaşlar için bu yazıları eklemek istedim. Umarım beğenirsiniz.
saygılarımla basak
Bereket
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış....
Büyüğü Halil.
Küçüğü ise İbrâhim..
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekârmış...
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.. Bununla geçinip
giderlermiş...
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar....
İş kalmış taşımaya....Halil, bir teklif yapmış :
İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
- Peki
abi demiş İbrahim...
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye....
O gidince, düşünmüş İbrahim:
- Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve, Kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıkagelmiş.
- Haydi İbrahim...! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.
Peki abi...!
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola..
O gidince, Halil'i düşünür bu defa: Der ki:
- Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim
bekâr. O
daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek. Böyle düşünerek,
Kendi
payından atar onunkine birkaç kürek.....
Velhasıl , biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle
sürüp gider.....
Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta
azalmıyor bile....
Hak teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki ...Günlerce
taşır iki
kardeş bitiremezler. şaşarlar bu işe...
Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları.
Bugün "Bereket" denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı : Halil İbrahim bereketidir...
ALLAH HEPİNİZE HALİL İBRAHİM BEREKETİ VERSİN
saygılarımla basak
Bereket
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış....
Büyüğü Halil.
Küçüğü ise İbrâhim..
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekârmış...
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.. Bununla geçinip
giderlermiş...
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar....
İş kalmış taşımaya....Halil, bir teklif yapmış :
İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
- Peki
abi demiş İbrahim...
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye....
O gidince, düşünmüş İbrahim:
- Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve, Kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıkagelmiş.
- Haydi İbrahim...! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.
Peki abi...!
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola..
O gidince, Halil'i düşünür bu defa: Der ki:
- Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim
bekâr. O
daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek. Böyle düşünerek,
Kendi
payından atar onunkine birkaç kürek.....
Velhasıl , biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle
sürüp gider.....
Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta
azalmıyor bile....
Hak teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki ...Günlerce
taşır iki
kardeş bitiremezler. şaşarlar bu işe...
Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları.
Bugün "Bereket" denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı : Halil İbrahim bereketidir...
ALLAH HEPİNİZE HALİL İBRAHİM BEREKETİ VERSİN
çiçek ve su...
ÇİÇEK VE SU
Günün birinde bir çiçekle su
karşılaşır ve arkadaş olurlar. İlk önceleri arkadaşlık
olarak devam eder ilişkileri. Tabii ki her zaman
lazımdır. Arkadaşlık birbirini tanımak için.
Gel zaman git zaman, çiçek o kadar mutlu olur ki suyun
yanında, içi içine sığmaz olur artık ve anlar ki suya
aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek etrafa kokular saçmaya başlar
"Sırf senin hatırın için ey su," diye. Öyle bir zaman
gelir ki artık su da içinde çiçeğe karşı bir şeyler
hissetmeye baslar.
Farkeder ki "Çiçeğe aşık oldum." Ama su da ilk defa
aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek "Acaba su
beni sevmiyor mu?" diye düşünmeye başlar.
Çünkü su pek ilgilenmemektedir çiçekle... Halbuki
çiçek alışkın değildir böyle bir sevgiye. Ve dayanamaz
bir gün, çiçek suya "Seni seviyorum." der. Su "Ben de
seni seviyorum." diye cevaplar.
Aradan zaman geçer ve çiçek yine suya "Seni
seviyorum." der. Su "Ben de." der. Çiçek sabırlıdır.
Bekler, bekler, bekler... Artık öyle bir duruma gelir
ki, çiçek koku saçamaz olur artık etrafa. Ve son kez
suya "Seni seviyorum." der. Su da "Sana söyledim ya,
ben de seni seviyorum." der. Ve gün gelir çiçek
yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi
solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır
artık çiçek, su da basında bekler öylece çiçeğin
yardımcı olmak için. Ama bellidir ki artık çiçek
ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek,
suya der ki: "Seni ben gerçekten seviyorum." Çok
hüzünlenir su bu durum karsısında ve son çare olarak
bir doktor çağırır.
Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Muayeneden sonra
söyle der doktor:
"Hastanın durumu ümitsiz, artık elimizden bir şey
gelmez."
Su merak eder sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye, ve sorar doktora "Hastalığı nedir?" diye,
Doktor söyle bir bakar suya ve der ki "Çiçeğin bir
hastalığı yok dostum,
bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için." der.
Ve anlar ki su artık, sevgiliye sadece "Seni
seviyorum." yetmemektedir..
Günün birinde bir çiçekle su
karşılaşır ve arkadaş olurlar. İlk önceleri arkadaşlık
olarak devam eder ilişkileri. Tabii ki her zaman
lazımdır. Arkadaşlık birbirini tanımak için.
Gel zaman git zaman, çiçek o kadar mutlu olur ki suyun
yanında, içi içine sığmaz olur artık ve anlar ki suya
aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek etrafa kokular saçmaya başlar
"Sırf senin hatırın için ey su," diye. Öyle bir zaman
gelir ki artık su da içinde çiçeğe karşı bir şeyler
hissetmeye baslar.
Farkeder ki "Çiçeğe aşık oldum." Ama su da ilk defa
aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek "Acaba su
beni sevmiyor mu?" diye düşünmeye başlar.
Çünkü su pek ilgilenmemektedir çiçekle... Halbuki
çiçek alışkın değildir böyle bir sevgiye. Ve dayanamaz
bir gün, çiçek suya "Seni seviyorum." der. Su "Ben de
seni seviyorum." diye cevaplar.
Aradan zaman geçer ve çiçek yine suya "Seni
seviyorum." der. Su "Ben de." der. Çiçek sabırlıdır.
Bekler, bekler, bekler... Artık öyle bir duruma gelir
ki, çiçek koku saçamaz olur artık etrafa. Ve son kez
suya "Seni seviyorum." der. Su da "Sana söyledim ya,
ben de seni seviyorum." der. Ve gün gelir çiçek
yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi
solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır
artık çiçek, su da basında bekler öylece çiçeğin
yardımcı olmak için. Ama bellidir ki artık çiçek
ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek,
suya der ki: "Seni ben gerçekten seviyorum." Çok
hüzünlenir su bu durum karsısında ve son çare olarak
bir doktor çağırır.
Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Muayeneden sonra
söyle der doktor:
"Hastanın durumu ümitsiz, artık elimizden bir şey
gelmez."
Su merak eder sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye, ve sorar doktora "Hastalığı nedir?" diye,
Doktor söyle bir bakar suya ve der ki "Çiçeğin bir
hastalığı yok dostum,
bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için." der.
Ve anlar ki su artık, sevgiliye sadece "Seni
seviyorum." yetmemektedir..
kazanmak nedir?
Birlik
Birkaç yıl önce, Seattle Özel Olimpiyatlarında, tümü fiziksel ve
zihinsel engelli olan dokuz yarışmacı, 100 metre koşusu için başlama
çizgisinde toplandılar. Başlama işareti verilince, hepsi birlikte
başladılar,
bir hamlede başlamadılar belki ama yarışı bitirmek ve kazanmak için
istekliydiler.
Yarışa başlar başlamaz içlerinden genç bir delikanlı tökezleyip yere
düştü ve ağlamaya başladı. Diğer sekiz kişi oğlanın ağlamasını duydular.
Yavaşladılar ve geriye baktılar. Sonra hepsi yönlerini değiştirdiler ve
geriye
döndüler. Oğlanın yanına geldiler. İçlerinden Down Sendrom'lu bir kız
eğilip
oğlanı öptü ve "Bu onun daha iyi olmasını sağlar" dedi.
Sonra dokuzu birden kol kola girdiler ve bitiş çizgisine doğru hep
birlikte yürüdüler.
Stadyumdaki herkes ayağa kalkıp dakikalarca onları alkışladı.Orada
bulunan insanlar hala bu öyküyü anlatıyorlar. Neden?
Çünkü;
Bu hayatta önemli olan şey, kendimiz için kazanmaktan çok daha ötede
olan bir şeydir.
Bu hayatta önemli olan, yavaşlamak ve rotanızı değiştirmek anlamına
gelse bile diğerlerinin de kazanması için yardım etmektir
Birlik
Birkaç yıl önce, Seattle Özel Olimpiyatlarında, tümü fiziksel ve
zihinsel engelli olan dokuz yarışmacı, 100 metre koşusu için başlama
çizgisinde toplandılar. Başlama işareti verilince, hepsi birlikte
başladılar,
bir hamlede başlamadılar belki ama yarışı bitirmek ve kazanmak için
istekliydiler.
Yarışa başlar başlamaz içlerinden genç bir delikanlı tökezleyip yere
düştü ve ağlamaya başladı. Diğer sekiz kişi oğlanın ağlamasını duydular.
Yavaşladılar ve geriye baktılar. Sonra hepsi yönlerini değiştirdiler ve
geriye
döndüler. Oğlanın yanına geldiler. İçlerinden Down Sendrom'lu bir kız
eğilip
oğlanı öptü ve "Bu onun daha iyi olmasını sağlar" dedi.
Sonra dokuzu birden kol kola girdiler ve bitiş çizgisine doğru hep
birlikte yürüdüler.
Stadyumdaki herkes ayağa kalkıp dakikalarca onları alkışladı.Orada
bulunan insanlar hala bu öyküyü anlatıyorlar. Neden?
Çünkü;
Bu hayatta önemli olan şey, kendimiz için kazanmaktan çok daha ötede
olan bir şeydir.
Bu hayatta önemli olan, yavaşlamak ve rotanızı değiştirmek anlamına
gelse bile diğerlerinin de kazanması için yardım etmektir
JAPONLAR , BALIK VE FELSEFE
Japonlar, Balık ve Felsefe
Japonlar taze balığı hep çok sevmişlerdir. Fakat Japonya
sahillerinde bol balık bulmak mümkün olmamaktadır. Balıkçılar,
Japon nüfusu doyurabilmek için daha büyük tekneler yaptırıp daha
uzaklara açılabilmişlerdir. Balık için uzaklara gidildikçe, geri
dönmesi de daha çok vakit alır olmuştur. Dönüş bir-iki günden daha
uzarsa, tutulan balıkların da tazeliği kaybolmaktadır.
Japonlar tazeliği kaybolmuş balığın lezzeti ni sevmemişlerdir. Bu
problemi çözebilmek için balıkçılar teknelerine soğuk hava
depoları
kurdurmuşlardır. Böylece istedikleri kadar uzağa gidip,
tuttuklarını da soğuk hava deposunda dondurulmuş olarak
saklayabileceklerdi.
Ancak Japon halkı taze ile donmuş balık lezzet farkını
hissedebiliyor ve donmuş olanlara fazla para ödemek
istemiyorlardı.
Balıkçılar bu defa teknelerine balık akvaryumları yaptırdılar.
Balıklar içeride biraz fazla sıkışacaklardı, hatta, birbirlerine
çarpa çarpa birazda aptallaşacaklardı, ama yine de canlı
kalabileceklerdi. Japon halkı canlı olmasına rağmen bu balıkların
da lezzet farkını anlayabiliyorlardı. Hareketsiz, uyuşmuş
vaziyette
günlerce yol gelen balığın, canlı, diri hareketli taze balığa göre lezzeti
yine etkilenmişti.
Balıkçılar nasıl olacak'da Japonya'ya taze lez zetli balığı
getirebileceklerdi ?
Siz olsaydınız ne yapardınız ?
Hedeflerinize ulaşır ulaşmaz, mesela mükemmel bir eş buldunuz veya
çok başarılı bir firmaya girdiniz, borçları ödediniz v.s.
Heyecanınız kaybolmaya başlamaz mı? Aşırı çalışmanız gerekmiyorsa
rahatlamaz mısınız? Loto'da büyük ikramiyeyi kazananlar parayı
savurmaya başlamaz mı ?
Japonların taze balık probleminde olduğu gibi çözüm aslında
basittir. 1950'lerde L.Ron Hubbart'ın gözlemlediği üzere
"İnsanoğlu ancak hırs iddiası içinde bulunursa anormal çabalar sarfeder."
Ne
kadar akıllı, uzman, inatçı iseniz iyi bir problemle uğraşmaktan o
kadar zevk alırsınız. Problem sizi ne kadar zorluyorsa ve siz onu
adım adım çözebiliyorsanız bundan da o derece mutluluk duyarsınız,
heyecan duyarsınız ve enerji dolu, canlı, ayakta kalırsınız.
Japonlarda balıkları yine teknelerindeki akvaryumlarda tuttular,
ancak içine küçük bir de köpekbalığı attılar. Bir miktar balık
köpekbalığı tarafından yutulmuştu, ama geride kalanlar son derece
hareketli
ve taze kalabilmişlerdi.
Buradan da görüleceği üzere problemlerden, uzaklaşmaktansa içine atlamak,
boğuşmak ve onları yenmek gerekir.
Problemlerimiz çok ve çeşitli olabilirler. Ümitsiz olmayın. Onları
tanıyın,
organize edin, kararlı olun, daha çok bilgi ve yardım desteği ile onlarla
savaşın.
Beyninize bir köpekbalığı atın ve nelere ulaşabileceğinizi o zaman görün.
Japonlar, Balık ve Felsefe
Japonlar taze balığı hep çok sevmişlerdir. Fakat Japonya
sahillerinde bol balık bulmak mümkün olmamaktadır. Balıkçılar,
Japon nüfusu doyurabilmek için daha büyük tekneler yaptırıp daha
uzaklara açılabilmişlerdir. Balık için uzaklara gidildikçe, geri
dönmesi de daha çok vakit alır olmuştur. Dönüş bir-iki günden daha
uzarsa, tutulan balıkların da tazeliği kaybolmaktadır.
Japonlar tazeliği kaybolmuş balığın lezzeti ni sevmemişlerdir. Bu
problemi çözebilmek için balıkçılar teknelerine soğuk hava
depoları
kurdurmuşlardır. Böylece istedikleri kadar uzağa gidip,
tuttuklarını da soğuk hava deposunda dondurulmuş olarak
saklayabileceklerdi.
Ancak Japon halkı taze ile donmuş balık lezzet farkını
hissedebiliyor ve donmuş olanlara fazla para ödemek
istemiyorlardı.
Balıkçılar bu defa teknelerine balık akvaryumları yaptırdılar.
Balıklar içeride biraz fazla sıkışacaklardı, hatta, birbirlerine
çarpa çarpa birazda aptallaşacaklardı, ama yine de canlı
kalabileceklerdi. Japon halkı canlı olmasına rağmen bu balıkların
da lezzet farkını anlayabiliyorlardı. Hareketsiz, uyuşmuş
vaziyette
günlerce yol gelen balığın, canlı, diri hareketli taze balığa göre lezzeti
yine etkilenmişti.
Balıkçılar nasıl olacak'da Japonya'ya taze lez zetli balığı
getirebileceklerdi ?
Siz olsaydınız ne yapardınız ?
Hedeflerinize ulaşır ulaşmaz, mesela mükemmel bir eş buldunuz veya
çok başarılı bir firmaya girdiniz, borçları ödediniz v.s.
Heyecanınız kaybolmaya başlamaz mı? Aşırı çalışmanız gerekmiyorsa
rahatlamaz mısınız? Loto'da büyük ikramiyeyi kazananlar parayı
savurmaya başlamaz mı ?
Japonların taze balık probleminde olduğu gibi çözüm aslında
basittir. 1950'lerde L.Ron Hubbart'ın gözlemlediği üzere
"İnsanoğlu ancak hırs iddiası içinde bulunursa anormal çabalar sarfeder."
Ne
kadar akıllı, uzman, inatçı iseniz iyi bir problemle uğraşmaktan o
kadar zevk alırsınız. Problem sizi ne kadar zorluyorsa ve siz onu
adım adım çözebiliyorsanız bundan da o derece mutluluk duyarsınız,
heyecan duyarsınız ve enerji dolu, canlı, ayakta kalırsınız.
Japonlarda balıkları yine teknelerindeki akvaryumlarda tuttular,
ancak içine küçük bir de köpekbalığı attılar. Bir miktar balık
köpekbalığı tarafından yutulmuştu, ama geride kalanlar son derece
hareketli
ve taze kalabilmişlerdi.
Buradan da görüleceği üzere problemlerden, uzaklaşmaktansa içine atlamak,
boğuşmak ve onları yenmek gerekir.
Problemlerimiz çok ve çeşitli olabilirler. Ümitsiz olmayın. Onları
tanıyın,
organize edin, kararlı olun, daha çok bilgi ve yardım desteği ile onlarla
savaşın.
Beyninize bir köpekbalığı atın ve nelere ulaşabileceğinizi o zaman görün.
Ne güzel demiş Mevlana...
Dost dediğin; radikal olmalı; Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile seni sevmeli...
Sarılınacak biri olmadığın zamanlarda bile sana sarılmalı...
Dayanılmaz oldugun zamanlarda bile sana dayanmalı...
Dost dediğin; fanatik olmalı; bütün dünya seni üzdüğünde sana moral vermeli,
Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,
Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok; dost matematiksel olmalı;
Sevinci
çarpmalı...
Üzüntüyü bölmeli...
Geçmişi çıkarmalı...
Yarıni toplamalı...
Kalbinin derinliklerinde ihtiyacı hesaplamalı...
Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı...
İşi bitince seni bir tarafa atmamalı.............''
Dost dediğin; radikal olmalı; Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile seni sevmeli...
Sarılınacak biri olmadığın zamanlarda bile sana sarılmalı...
Dayanılmaz oldugun zamanlarda bile sana dayanmalı...
Dost dediğin; fanatik olmalı; bütün dünya seni üzdüğünde sana moral vermeli,
Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,
Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok; dost matematiksel olmalı;
Sevinci
çarpmalı...
Üzüntüyü bölmeli...
Geçmişi çıkarmalı...
Yarıni toplamalı...
Kalbinin derinliklerinde ihtiyacı hesaplamalı...
Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı...
İşi bitince seni bir tarafa atmamalı.............''
bence sadece ilginç..
Hfraliren srısaı
Bir ignliiz üvnsertsinede ypalın arşaıtramya gröe,
kleimleirn hrfalreiinn hnagi srıdaa yzalıdkılraı ömneli dğeliimş.
Öenlmi oaln brinci ve snonucnu hrfain yrenide omlsaımyış.
Ardakai hfraliren srısaı krıaışk oslada ouknyuorumş.
Çnükü kleimlrei hraf hraf dğeil bri btüün oalark oykuorumuşz.
Bakın nasıl da duzgun okudunuz, ilginç değil mi?
Hfraliren srısaı
Bir ignliiz üvnsertsinede ypalın arşaıtramya gröe,
kleimleirn hrfalreiinn hnagi srıdaa yzalıdkılraı ömneli dğeliimş.
Öenlmi oaln brinci ve snonucnu hrfain yrenide omlsaımyış.
Ardakai hfraliren srısaı krıaışk oslada ouknyuorumş.
Çnükü kleimlrei hraf hraf dğeil bri btüün oalark oykuorumuşz.
Bakın nasıl da duzgun okudunuz, ilginç değil mi?
Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
Yılın Telesekreter Mesajı
Konumuz California'daki Pacific Palisades adlı okul.. Burada okuyan çocukların velileri, bütün okulu ve öğretmenleri dava ediyor, çünkü bütün dönem boyunca 15 ile 30 gün arasında devamsızlık yaptıkları halde çocuklarının derslerden kalmalarını kabul etmiyorlar.. Velilerin neredeyse tehdide varan itirazlarıyla baş edemeyen okul yönetimi, en sonunda telesekreter mesajını aşağıdaki şekilde değiştiriyor, ve "YILIN TELESEKRETER MESAJI" ödülünü kazanıyor.
"Merhaba! Pacific Palisades'e hoşgeldiniz. Bu bir otomatik mesajdır. Lütfen seçenekleri tek tek dinleyerek istediğiniz departmanla ilgili tuşa basınız.
Çocuğunuzun neden devamsızlık yaptığı konusunda yalan söylemek için 1'e
Çocuğunuzun neden ödevlerini yapmadığı konusunda yalan söylemek için 2'ye
Bizim hangi konularda işe yaramadığımızı belirtmek için 3'e
Evinize gönderilen ve alıcı imzanız üzerinde olduğu halde almadığınızı iddia ettiğiniz uyarı mektupları için 4'e
Müdür ve diğer yetkililere küfür etmek için 5'e
Çocuğunuzu her sabah en az 10 dakika bekleyen okul otobüsü hakkındaki şikayetleriniz için 6'ya
Süper kabiliyetli mükemmel çocuğunuzun beceriksiz öğretmeninden yakınmak için 7'ye
Bıraksanız bütün okulu yiyecek çocuğunuzun yetersiz bulduğu okul menüsünden şikayet etmek için 8'e basınız
Çocuğunuzun gerçek bir dünyada yasadığının farkındaysanız ve sorumluluk almayı öğrenmesini istiyorsanız, bunun için de ona verilen ödevleri zamanında ve tam olarak yapmasının çok önemli olduğuna inanıyorsanız, ayrıca eğitimin ilk önce ailede başladığının bilincindeyseniz, artık telefonu kapatabilirsiniz.. iyi günler dileğiyle.
Konumuz California'daki Pacific Palisades adlı okul.. Burada okuyan çocukların velileri, bütün okulu ve öğretmenleri dava ediyor, çünkü bütün dönem boyunca 15 ile 30 gün arasında devamsızlık yaptıkları halde çocuklarının derslerden kalmalarını kabul etmiyorlar.. Velilerin neredeyse tehdide varan itirazlarıyla baş edemeyen okul yönetimi, en sonunda telesekreter mesajını aşağıdaki şekilde değiştiriyor, ve "YILIN TELESEKRETER MESAJI" ödülünü kazanıyor.
"Merhaba! Pacific Palisades'e hoşgeldiniz. Bu bir otomatik mesajdır. Lütfen seçenekleri tek tek dinleyerek istediğiniz departmanla ilgili tuşa basınız.
Çocuğunuzun neden devamsızlık yaptığı konusunda yalan söylemek için 1'e
Çocuğunuzun neden ödevlerini yapmadığı konusunda yalan söylemek için 2'ye
Bizim hangi konularda işe yaramadığımızı belirtmek için 3'e
Evinize gönderilen ve alıcı imzanız üzerinde olduğu halde almadığınızı iddia ettiğiniz uyarı mektupları için 4'e
Müdür ve diğer yetkililere küfür etmek için 5'e
Çocuğunuzu her sabah en az 10 dakika bekleyen okul otobüsü hakkındaki şikayetleriniz için 6'ya
Süper kabiliyetli mükemmel çocuğunuzun beceriksiz öğretmeninden yakınmak için 7'ye
Bıraksanız bütün okulu yiyecek çocuğunuzun yetersiz bulduğu okul menüsünden şikayet etmek için 8'e basınız
Çocuğunuzun gerçek bir dünyada yasadığının farkındaysanız ve sorumluluk almayı öğrenmesini istiyorsanız, bunun için de ona verilen ödevleri zamanında ve tam olarak yapmasının çok önemli olduğuna inanıyorsanız, ayrıca eğitimin ilk önce ailede başladığının bilincindeyseniz, artık telefonu kapatabilirsiniz.. iyi günler dileğiyle.
Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
Sıra Tepkileri
Kişinin kurduğu iletişimlerde, onun kişiliğinin ve iletişim bilgisinin etkisi kadar, hangi rolü oynadığının, hangi değerleri benimsediğinin de önemi vardır. Diyelim ki Ahmet Bey kuyrukta bekliyor ve kuyruğun ön tarafına birisi kaynak yapıyor. Ahmet Bey bu münasebetsizi nasıl uyarır? Şüphesiz ki Ahmet Bey ait olduğu ekol ve dünya görüşüne uygun bir dil kullanacaktır. Şimdi bu tipleri bir görelim:
Klasik Tepki : Sıraya geç kardeşim!
Neoklasik Tepki : Şeker kardeşim sıraya geçiver.
Realist Tepki : Sıra var!
Sürrealist Tepki : Sallandıracaksın bunlardan ikisini Kızılay'da bak bir daha yapabiliyorlar mı!
Romantik Tepki : Beyefendi galiba sırayı görmediniz.
Natüralist Tepki : Sırana geç!
Modern Tepki : Efendim insanımız eğitimsiz. Halbuki Avrupa’da...
Post-Modern Tepki : Sırana geç lan ayı!
Uzlaştırıcı Tepki : Acelesi olmasa öne geçmezdi; üzmeyin garibi...
Devrimci Tepki : Alt yapı sorunları çözülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek.
Kaderci Tepki : İki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür.
Septik – Kuşkucu Tepki : Ön ve arka kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir.
Kant’cı Tepki : Efendim algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa,adam yok olur.
Kötümser Varoluşçu Tepki : Herkes bir gün ölecek. Onurlu bir şekilde bekleyin. Bir gün o adamda ölecek...
İyimser Varoluşçu Tepki : Sıkmayın canınızı, şu anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor.
Hümanist Tepki : İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için... Dolayısıyla birimiz öne geçince, aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz.
Kişinin kurduğu iletişimlerde, onun kişiliğinin ve iletişim bilgisinin etkisi kadar, hangi rolü oynadığının, hangi değerleri benimsediğinin de önemi vardır. Diyelim ki Ahmet Bey kuyrukta bekliyor ve kuyruğun ön tarafına birisi kaynak yapıyor. Ahmet Bey bu münasebetsizi nasıl uyarır? Şüphesiz ki Ahmet Bey ait olduğu ekol ve dünya görüşüne uygun bir dil kullanacaktır. Şimdi bu tipleri bir görelim:
Klasik Tepki : Sıraya geç kardeşim!
Neoklasik Tepki : Şeker kardeşim sıraya geçiver.
Realist Tepki : Sıra var!
Sürrealist Tepki : Sallandıracaksın bunlardan ikisini Kızılay'da bak bir daha yapabiliyorlar mı!
Romantik Tepki : Beyefendi galiba sırayı görmediniz.
Natüralist Tepki : Sırana geç!
Modern Tepki : Efendim insanımız eğitimsiz. Halbuki Avrupa’da...
Post-Modern Tepki : Sırana geç lan ayı!
Uzlaştırıcı Tepki : Acelesi olmasa öne geçmezdi; üzmeyin garibi...
Devrimci Tepki : Alt yapı sorunları çözülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek.
Kaderci Tepki : İki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür.
Septik – Kuşkucu Tepki : Ön ve arka kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir.
Kant’cı Tepki : Efendim algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa,adam yok olur.
Kötümser Varoluşçu Tepki : Herkes bir gün ölecek. Onurlu bir şekilde bekleyin. Bir gün o adamda ölecek...
İyimser Varoluşçu Tepki : Sıkmayın canınızı, şu anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor.
Hümanist Tepki : İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için... Dolayısıyla birimiz öne geçince, aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz.
Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
Arapça Futbol
Krampon-ul deccal-u uryan = Futbolcu
Akibet-ul huzzam = Elenme
Arafat-ul safha = Devre arası
Cihat-ul kuvvayi milliye = Milli maç
Cemaat-ul mahter-i cumbut = Tezahurat
Cenaze-tul mevta-i kurre = Ölu top
Darbe-i abes = Faul
Tut-tul minare = Hava topu
Musabaka-i hicret-ul gurbet = Deplasman maçı
Taarruz-ul aleykumselam = Kontra atak
Zam-ul zaman= Uzatma dakikaları
Def-ul felaketiyye, aman Yarabbim = Atlatılan gol tehlikesi
Muhendis-i kurre-i muallim = Teknik direktor
Cahar-ul kumbet = Geri dörtlü
Vaziyet-ul madara = Hezimet
Ekib-ul riyaset-i cumhur = Takım kaptanı
Rakib-ul azrail = Korkulu takım
Halife-i gol = Gol kralı
Taarruz-u belet = Ofsayt
Hap-ul ademi ademiyye = Adam adama savunma
Gaflet-i dalaletiyye ve hatta hiyanetiyye = Şike
Ekib-ul kuvayi milliye = Milli takım
Ne teker-i Tam, ne sima-i Arabiyye,Sulh-u salah = Beraberlik
Krampon-ul deccal-u uryan = Futbolcu
Akibet-ul huzzam = Elenme
Arafat-ul safha = Devre arası
Cihat-ul kuvvayi milliye = Milli maç
Cemaat-ul mahter-i cumbut = Tezahurat
Cenaze-tul mevta-i kurre = Ölu top
Darbe-i abes = Faul
Tut-tul minare = Hava topu
Musabaka-i hicret-ul gurbet = Deplasman maçı
Taarruz-ul aleykumselam = Kontra atak
Zam-ul zaman= Uzatma dakikaları
Def-ul felaketiyye, aman Yarabbim = Atlatılan gol tehlikesi
Muhendis-i kurre-i muallim = Teknik direktor
Cahar-ul kumbet = Geri dörtlü
Vaziyet-ul madara = Hezimet
Ekib-ul riyaset-i cumhur = Takım kaptanı
Rakib-ul azrail = Korkulu takım
Halife-i gol = Gol kralı
Taarruz-u belet = Ofsayt
Hap-ul ademi ademiyye = Adam adama savunma
Gaflet-i dalaletiyye ve hatta hiyanetiyye = Şike
Ekib-ul kuvayi milliye = Milli takım
Ne teker-i Tam, ne sima-i Arabiyye,Sulh-u salah = Beraberlik
Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
Herkese payla$imi icin te$ekkürler... 
En son Izmirlim tarafından Pzt Oca 23, 2006 20:06 pm tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Be more brutal than a grandma doing porno,
Be more br00taL than Paris Hilton trying to read a book..
Be more br00taL than Paris Hilton trying to read a book..
Bunları Biliyormuydunuz?
-bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzu dolduracak kadar tükürük salgıladığını,
-yetişkin bir insan günde ortalama 23.000 kez nefes aldığını,
-sarışınların esmerlere göre daha fazla saçı olduğunu,-döllenmeden doğuma kadar bir bebeğin ağırlığı beş milyon kat arttığını,
-insan vücudunun bir saniyede iki milyon kırmızı kan hücresi ürettiğini,
-aynı parmak izi gibi, her insanın dil izi de farklı olduğunu,
-ortalama bir insan yılda 1.460 dan fazla rüya gördüğünü,
-soğan doğrarken sakız çiğnemek göz yaşarmasını azaltır, dalış maskesi takmak tamamen önlediğini,
-vücudumuzdaki kemiklerimizin dörtte biri ayaklarımızda bulunduğunu,
-inkalar'ın binlerce düğümden oluşan ip dizileri ile veri tabanına dayalı ilk bilgi sistemini oluşturduğunu,
-bir cd'nin ömrünün 100 yılı, bir disketinse 10 yılı geçmediğini,-nasa'nın 30 yıl önce ki ilk ay seferine ait verileri muhafaza edememesi yüzünden bugün tekrar aya çıkmanın mümkün olmadığını,
-world wide web (www)'in yaratıcısının tim bernars-lee olduğunu,
-ilk hesap makinesini blais pascal'ın (1642) bulduğunu ve yıllarca sonra bir programlama diline bu yüzden onun adının verildiğini,
-ilk bilgisayarın (eniac) yapımına 1943 yılında başlandığını, yapımının 3yıl sürdüğünü, bu bilgisayarın 10 metreye 15 metrelik bir boyuta sahip olduğunu ve 30 ton ağırlığında olduğunu,
-hindistanda oyun kağıtlarının yuvarlak olduğunu,-çocukların baharda daha fazla büyüdüğünü,
-ortalama bir pirenin kendi boyunun 150 katı yüksekliğe zıplayabildiğini,
-insanların 300 adet kemikle doğduğunu ama yetişkin olduklarında bu sayının 206 'ya düştüğünü,
-uyurken televizyon seyrederkenden daha çok kalori yaktığımızı,
-kelebeklerin ayaklarıyla koku aldıklarını,
-yıllara göre ortalama alındığında her sene eşekler tarafından öldürülen insan sayısının uçak kazalarında ölenlerin sayısından çok olduğunu,-1950'li yıllarda dünyada sadece 20 bilgisayar'ın kullanılabileceğinin hesaplandığını,
-kadınların erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırptığını,-fillerin zıplayamayan tek memeli canlı olduğunu,
-elektrikli sandalyeyi bir dişçinin icat ettiğini,-bir karıncanın bir köpek kadar iyi koku alabildiğini,
-yetişkin bir ayının bir at kadar hızlı koşabileceğini,
-atların insanlardan yalnızca 18 adet fazla kemiği olduğunu,
-hapşırdığımız anda kalbimizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımızın durduğunu,-tom sawyer'ın daktiloda yazılan ilk roman olduğunu,
-hamam böceklerinin 250 yıldır hiçbir evrim geçirmediğini,
-burnumuzun ve kulaklarımızın hiç durmaksızın büyüdüğünü,-kedilerin ultrason seslerini duyabildiklerini,
-zürafaların ses tellerinin olmadığını,
-günümüzde kullandığımız kişisel bilgisayarların tarihinin henüz 1980'li yıllara dayandığını,
-sadece insanların ve yunusların zevk için cinsel ilişkide bulunduklarını,
-ingilteredeki bütün kuğuların kraliçenin malı olduğunu,
-kutup ayılarının solak olduğunu,
-bir karıncanın kendi ağırlığının 50 katı bir ağırlığı kaldırabileceğini,
-timsahların dillerini dışarı çıkaramadıklarını,
-penguenlerin yüzebilen ama uçamayan tek kuş olduğunu,
-zürafaların 35cm uzunluğunda siyah bir dile sahip olduklarını,-yunusların gözleri açık uyuduğunu,
-kangruların geri geri yürüyemediklerini,
-sineklerin 5 gözlü olduğunu,
-baykuşun mavi rengi görebilen tek kuş olduğunu,
-mexico city'nin her yıl 15 cm denize battığını,-buckingham sarayı'nda 602 oda bulunduğunu,
-yeni zellanda'nın dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülke olduğunu,
-peru'da hiç umumi tuvaletin olmadığını,
-bilgisayar teknolojisindeki ilerlemenin her on yılda ikiye katlandığını,
-newton'un yerçekimini bulduğunda yalnızca 23 yaşında olduğunu,
-dünyada her insana karşılık bir milyon karıncanın olduğunu,
-sağ elini kullanan insanların solaklara göre ortalama 9 sene daha fazla yaşadığını,
-ortalama bir insanın hayatı boyunca ömrünün 2 yılını telefonda konuşarak geçiriyor,
-dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu'nun bir günde 90cm büyüdüğünü,
-ortalama bir buzdağının ağırlığının 20 milyon ton olduğunu,
-18 şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağdığını,
-insanların yaşamları boyunca 6 filin ağırlığına yakın miktarda yiyecek tükettiklerini,-dünyanın en büyük şeker imalatçısının küba olduğunu,
-eskimo dilinde kar yağışının şeklini ifade etmek için 20'den fazla kelime kullanıldığını,
-rusya ve amerika sınırlarının birbirine sadece 4 km olduğunu,
-kirli karın temiz kardan daha kolay eridiğini,
-picasso'nun gençlik günlerinde parasızlık yüzünden kışın yaptığı resimleri yakarak ısındığını,
-suudi arabistan'da hiç ırmak olmadığını,
-monako'nun ulusal orkestrasının ordusundan daha geniş bir kadroya sahip olduğunu,
-bilgisayarlardaki donanım hızının ışık hızıyla sınırlı olduğunu ve artık donanım gelişiminin sonuna gelindiğini,
-Victoria zamanında kadınların göğüslerini büyütmek için çilek banyosu yaptıklarını,
-insan beynini ortalama ağırlığının 1.3 olduğunu,
-birinin yüzünü hatırlamak için beynimizin sağ tarafını kullandığımızı,
-yeryüzünden küçük bir taşın yaklaşık 40.000 km/s hızla gökyüzüne fırlatıldığında bir daha geri dönmeyeceğini,
-dünyanın yaklaşık 4.5 milyar yaşında olduğunu,
-Oksijen ile azottan olusan bir bilesiğin koklandığı zaman insanı güldürdüğünü.fazlasının ise öldürdügünü,
-insanın göz açıp kapatmasının 20kg yük taşımasıyla eşit enerji kaybettirdiğini,
biliyor musunuz!?
-bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzu dolduracak kadar tükürük salgıladığını,
-yetişkin bir insan günde ortalama 23.000 kez nefes aldığını,
-sarışınların esmerlere göre daha fazla saçı olduğunu,-döllenmeden doğuma kadar bir bebeğin ağırlığı beş milyon kat arttığını,
-insan vücudunun bir saniyede iki milyon kırmızı kan hücresi ürettiğini,
-aynı parmak izi gibi, her insanın dil izi de farklı olduğunu,
-ortalama bir insan yılda 1.460 dan fazla rüya gördüğünü,
-soğan doğrarken sakız çiğnemek göz yaşarmasını azaltır, dalış maskesi takmak tamamen önlediğini,
-vücudumuzdaki kemiklerimizin dörtte biri ayaklarımızda bulunduğunu,
-inkalar'ın binlerce düğümden oluşan ip dizileri ile veri tabanına dayalı ilk bilgi sistemini oluşturduğunu,
-bir cd'nin ömrünün 100 yılı, bir disketinse 10 yılı geçmediğini,-nasa'nın 30 yıl önce ki ilk ay seferine ait verileri muhafaza edememesi yüzünden bugün tekrar aya çıkmanın mümkün olmadığını,
-world wide web (www)'in yaratıcısının tim bernars-lee olduğunu,
-ilk hesap makinesini blais pascal'ın (1642) bulduğunu ve yıllarca sonra bir programlama diline bu yüzden onun adının verildiğini,
-ilk bilgisayarın (eniac) yapımına 1943 yılında başlandığını, yapımının 3yıl sürdüğünü, bu bilgisayarın 10 metreye 15 metrelik bir boyuta sahip olduğunu ve 30 ton ağırlığında olduğunu,
-hindistanda oyun kağıtlarının yuvarlak olduğunu,-çocukların baharda daha fazla büyüdüğünü,
-ortalama bir pirenin kendi boyunun 150 katı yüksekliğe zıplayabildiğini,
-insanların 300 adet kemikle doğduğunu ama yetişkin olduklarında bu sayının 206 'ya düştüğünü,
-uyurken televizyon seyrederkenden daha çok kalori yaktığımızı,
-kelebeklerin ayaklarıyla koku aldıklarını,
-yıllara göre ortalama alındığında her sene eşekler tarafından öldürülen insan sayısının uçak kazalarında ölenlerin sayısından çok olduğunu,-1950'li yıllarda dünyada sadece 20 bilgisayar'ın kullanılabileceğinin hesaplandığını,
-kadınların erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırptığını,-fillerin zıplayamayan tek memeli canlı olduğunu,
-elektrikli sandalyeyi bir dişçinin icat ettiğini,-bir karıncanın bir köpek kadar iyi koku alabildiğini,
-yetişkin bir ayının bir at kadar hızlı koşabileceğini,
-atların insanlardan yalnızca 18 adet fazla kemiği olduğunu,
-hapşırdığımız anda kalbimizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımızın durduğunu,-tom sawyer'ın daktiloda yazılan ilk roman olduğunu,
-hamam böceklerinin 250 yıldır hiçbir evrim geçirmediğini,
-burnumuzun ve kulaklarımızın hiç durmaksızın büyüdüğünü,-kedilerin ultrason seslerini duyabildiklerini,
-zürafaların ses tellerinin olmadığını,
-günümüzde kullandığımız kişisel bilgisayarların tarihinin henüz 1980'li yıllara dayandığını,
-sadece insanların ve yunusların zevk için cinsel ilişkide bulunduklarını,
-ingilteredeki bütün kuğuların kraliçenin malı olduğunu,
-kutup ayılarının solak olduğunu,
-bir karıncanın kendi ağırlığının 50 katı bir ağırlığı kaldırabileceğini,
-timsahların dillerini dışarı çıkaramadıklarını,
-penguenlerin yüzebilen ama uçamayan tek kuş olduğunu,
-zürafaların 35cm uzunluğunda siyah bir dile sahip olduklarını,-yunusların gözleri açık uyuduğunu,
-kangruların geri geri yürüyemediklerini,
-sineklerin 5 gözlü olduğunu,
-baykuşun mavi rengi görebilen tek kuş olduğunu,
-mexico city'nin her yıl 15 cm denize battığını,-buckingham sarayı'nda 602 oda bulunduğunu,
-yeni zellanda'nın dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülke olduğunu,
-peru'da hiç umumi tuvaletin olmadığını,
-bilgisayar teknolojisindeki ilerlemenin her on yılda ikiye katlandığını,
-newton'un yerçekimini bulduğunda yalnızca 23 yaşında olduğunu,
-dünyada her insana karşılık bir milyon karıncanın olduğunu,
-sağ elini kullanan insanların solaklara göre ortalama 9 sene daha fazla yaşadığını,
-ortalama bir insanın hayatı boyunca ömrünün 2 yılını telefonda konuşarak geçiriyor,
-dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu'nun bir günde 90cm büyüdüğünü,
-ortalama bir buzdağının ağırlığının 20 milyon ton olduğunu,
-18 şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağdığını,
-insanların yaşamları boyunca 6 filin ağırlığına yakın miktarda yiyecek tükettiklerini,-dünyanın en büyük şeker imalatçısının küba olduğunu,
-eskimo dilinde kar yağışının şeklini ifade etmek için 20'den fazla kelime kullanıldığını,
-rusya ve amerika sınırlarının birbirine sadece 4 km olduğunu,
-kirli karın temiz kardan daha kolay eridiğini,
-picasso'nun gençlik günlerinde parasızlık yüzünden kışın yaptığı resimleri yakarak ısındığını,
-suudi arabistan'da hiç ırmak olmadığını,
-monako'nun ulusal orkestrasının ordusundan daha geniş bir kadroya sahip olduğunu,
-bilgisayarlardaki donanım hızının ışık hızıyla sınırlı olduğunu ve artık donanım gelişiminin sonuna gelindiğini,
-Victoria zamanında kadınların göğüslerini büyütmek için çilek banyosu yaptıklarını,
-insan beynini ortalama ağırlığının 1.3 olduğunu,
-birinin yüzünü hatırlamak için beynimizin sağ tarafını kullandığımızı,
-yeryüzünden küçük bir taşın yaklaşık 40.000 km/s hızla gökyüzüne fırlatıldığında bir daha geri dönmeyeceğini,
-dünyanın yaklaşık 4.5 milyar yaşında olduğunu,
-Oksijen ile azottan olusan bir bilesiğin koklandığı zaman insanı güldürdüğünü.fazlasının ise öldürdügünü,
-insanın göz açıp kapatmasının 20kg yük taşımasıyla eşit enerji kaybettirdiğini,
biliyor musunuz!?
Be more brutal than a grandma doing porno,
Be more br00taL than Paris Hilton trying to read a book..
Be more br00taL than Paris Hilton trying to read a book..
- nehir taşçı
- Demirbaş Üye

- Mesajlar: 1883
- Kayıt: Prş Tem 14, 2005 15:18 pm
Izmirlim yazdı:Bunları Biliyormuydunuz?
-bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzu dolduracak kadar tükürük salgıladığını,
-yetişkin bir insan günde ortalama 23.000 kez nefes aldığını,
-sarışınların esmerlere göre daha fazla saçı olduğunu,-döllenmeden doğuma kadar bir bebeğin ağırlığı beş milyon kat arttığını,
-insan vücudunun bir saniyede iki milyon kırmızı kan hücresi ürettiğini,
-aynı parmak izi gibi, her insanın dil izi de farklı olduğunu,
-ortalama bir insan yılda 1.460 dan fazla rüya gördüğünü,
-soğan doğrarken sakız çiğnemek göz yaşarmasını azaltır, dalış maskesi takmak tamamen önlediğini,
-vücudumuzdaki kemiklerimizin dörtte biri ayaklarımızda bulunduğunu,
-inkalar'ın binlerce düğümden oluşan ip dizileri ile veri tabanına dayalı ilk bilgi sistemini oluşturduğunu,
-bir cd'nin ömrünün 100 yılı, bir disketinse 10 yılı geçmediğini,-nasa'nın 30 yıl önce ki ilk ay seferine ait verileri muhafaza edememesi yüzünden bugün tekrar aya çıkmanın mümkün olmadığını,
-world wide web (www)'in yaratıcısının tim bernars-lee olduğunu,
-ilk hesap makinesini blais pascal'ın (1642) bulduğunu ve yıllarca sonra bir programlama diline bu yüzden onun adının verildiğini,
-ilk bilgisayarın (eniac) yapımına 1943 yılında başlandığını, yapımının 3yıl sürdüğünü, bu bilgisayarın 10 metreye 15 metrelik bir boyuta sahip olduğunu ve 30 ton ağırlığında olduğunu,
-hindistanda oyun kağıtlarının yuvarlak olduğunu,-çocukların baharda daha fazla büyüdüğünü,
-ortalama bir pirenin kendi boyunun 150 katı yüksekliğe zıplayabildiğini,
-insanların 300 adet kemikle doğduğunu ama yetişkin olduklarında bu sayının 206 'ya düştüğünü,
-uyurken televizyon seyrederkenden daha çok kalori yaktığımızı,
-kelebeklerin ayaklarıyla koku aldıklarını,
-yıllara göre ortalama alındığında her sene eşekler tarafından öldürülen insan sayısının uçak kazalarında ölenlerin sayısından çok olduğunu,-1950'li yıllarda dünyada sadece 20 bilgisayar'ın kullanılabileceğinin hesaplandığını,
-kadınların erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırptığını,-fillerin zıplayamayan tek memeli canlı olduğunu,
-elektrikli sandalyeyi bir dişçinin icat ettiğini,-bir karıncanın bir köpek kadar iyi koku alabildiğini,
-yetişkin bir ayının bir at kadar hızlı koşabileceğini,
-atların insanlardan yalnızca 18 adet fazla kemiği olduğunu,
-hapşırdığımız anda kalbimizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımızın durduğunu,-tom sawyer'ın daktiloda yazılan ilk roman olduğunu,
-hamam böceklerinin 250 yıldır hiçbir evrim geçirmediğini,
-burnumuzun ve kulaklarımızın hiç durmaksızın büyüdüğünü,-kedilerin ultrason seslerini duyabildiklerini,
-zürafaların ses tellerinin olmadığını,
-günümüzde kullandığımız kişisel bilgisayarların tarihinin henüz 1980'li yıllara dayandığını,
-sadece insanların ve yunusların zevk için cinsel ilişkide bulunduklarını,
-ingilteredeki bütün kuğuların kraliçenin malı olduğunu,
-kutup ayılarının solak olduğunu,
-bir karıncanın kendi ağırlığının 50 katı bir ağırlığı kaldırabileceğini,
-timsahların dillerini dışarı çıkaramadıklarını,
-penguenlerin yüzebilen ama uçamayan tek kuş olduğunu,
-zürafaların 35cm uzunluğunda siyah bir dile sahip olduklarını,-yunusların gözleri açık uyuduğunu,
-kangruların geri geri yürüyemediklerini,
-sineklerin 5 gözlü olduğunu,
-baykuşun mavi rengi görebilen tek kuş olduğunu,
-mexico city'nin her yıl 15 cm denize battığını,-buckingham sarayı'nda 602 oda bulunduğunu,
-yeni zellanda'nın dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülke olduğunu,
-peru'da hiç umumi tuvaletin olmadığını,
-bilgisayar teknolojisindeki ilerlemenin her on yılda ikiye katlandığını,
-newton'un yerçekimini bulduğunda yalnızca 23 yaşında olduğunu,
-dünyada her insana karşılık bir milyon karıncanın olduğunu,
-sağ elini kullanan insanların solaklara göre ortalama 9 sene daha fazla yaşadığını,
-ortalama bir insanın hayatı boyunca ömrünün 2 yılını telefonda konuşarak geçiriyor,
-dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu'nun bir günde 90cm büyüdüğünü,
-ortalama bir buzdağının ağırlığının 20 milyon ton olduğunu,
-18 şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağdığını,
-insanların yaşamları boyunca 6 filin ağırlığına yakın miktarda yiyecek tükettiklerini,-dünyanın en büyük şeker imalatçısının küba olduğunu,
-eskimo dilinde kar yağışının şeklini ifade etmek için 20'den fazla kelime kullanıldığını,
-rusya ve amerika sınırlarının birbirine sadece 4 km olduğunu,
-kirli karın temiz kardan daha kolay eridiğini,
-picasso'nun gençlik günlerinde parasızlık yüzünden kışın yaptığı resimleri yakarak ısındığını,
-suudi arabistan'da hiç ırmak olmadığını,
-monako'nun ulusal orkestrasının ordusundan daha geniş bir kadroya sahip olduğunu,
-bilgisayarlardaki donanım hızının ışık hızıyla sınırlı olduğunu ve artık donanım gelişiminin sonuna gelindiğini,
-Victoria zamanında kadınların göğüslerini büyütmek için çilek banyosu yaptıklarını,
-insan beynini ortalama ağırlığının 1.3 olduğunu,
-birinin yüzünü hatırlamak için beynimizin sağ tarafını kullandığımızı,
-yeryüzünden küçük bir taşın yaklaşık 40.000 km/s hızla gökyüzüne fırlatıldığında bir daha geri dönmeyeceğini,
-dünyanın yaklaşık 4.5 milyar yaşında olduğunu,
-Oksijen ile azottan olusan bir bilesiğin koklandığı zaman insanı güldürdüğünü.fazlasının ise öldürdügünü,
-insanın göz açıp kapatmasının 20kg yük taşımasıyla eşit enerji kaybettirdiğini,
biliyor musunuz!?
Teşekkürler, ellerine sağlık...
O'nu anlayabilmek, dünyaya O'nun gözüyle bakabilmektir...
Izmirlim yazdı:Bunları Biliyormuydunuz?
-bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzu dolduracak kadar tükürük salgıladığını,
-yetişkin bir insan günde ortalama 23.000 kez nefes aldığını,
-sarışınların esmerlere göre daha fazla saçı olduğunu,-döllenmeden doğuma kadar bir bebeğin ağırlığı beş milyon kat arttığını,
-insan vücudunun bir saniyede iki milyon kırmızı kan hücresi ürettiğini,
-aynı parmak izi gibi, her insanın dil izi de farklı olduğunu,
-ortalama bir insan yılda 1.460 dan fazla rüya gördüğünü,
-soğan doğrarken sakız çiğnemek göz yaşarmasını azaltır, dalış maskesi takmak tamamen önlediğini,
-vücudumuzdaki kemiklerimizin dörtte biri ayaklarımızda bulunduğunu,
-inkalar'ın binlerce düğümden oluşan ip dizileri ile veri tabanına dayalı ilk bilgi sistemini oluşturduğunu,
-bir cd'nin ömrünün 100 yılı, bir disketinse 10 yılı geçmediğini,-nasa'nın 30 yıl önce ki ilk ay seferine ait verileri muhafaza edememesi yüzünden bugün tekrar aya çıkmanın mümkün olmadığını,
-world wide web (www)'in yaratıcısının tim bernars-lee olduğunu,
-ilk hesap makinesini blais pascal'ın (1642) bulduğunu ve yıllarca sonra bir programlama diline bu yüzden onun adının verildiğini,
-ilk bilgisayarın (eniac) yapımına 1943 yılında başlandığını, yapımının 3yıl sürdüğünü, bu bilgisayarın 10 metreye 15 metrelik bir boyuta sahip olduğunu ve 30 ton ağırlığında olduğunu,
-hindistanda oyun kağıtlarının yuvarlak olduğunu,-çocukların baharda daha fazla büyüdüğünü,
-ortalama bir pirenin kendi boyunun 150 katı yüksekliğe zıplayabildiğini,
-insanların 300 adet kemikle doğduğunu ama yetişkin olduklarında bu sayının 206 'ya düştüğünü,
-uyurken televizyon seyrederkenden daha çok kalori yaktığımızı,
-kelebeklerin ayaklarıyla koku aldıklarını,
-yıllara göre ortalama alındığında her sene eşekler tarafından öldürülen insan sayısının uçak kazalarında ölenlerin sayısından çok olduğunu,-1950'li yıllarda dünyada sadece 20 bilgisayar'ın kullanılabileceğinin hesaplandığını,
-kadınların erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırptığını,-fillerin zıplayamayan tek memeli canlı olduğunu,
-elektrikli sandalyeyi bir dişçinin icat ettiğini,-bir karıncanın bir köpek kadar iyi koku alabildiğini,
-yetişkin bir ayının bir at kadar hızlı koşabileceğini,
-atların insanlardan yalnızca 18 adet fazla kemiği olduğunu,
-hapşırdığımız anda kalbimizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımızın durduğunu,-tom sawyer'ın daktiloda yazılan ilk roman olduğunu,
-hamam böceklerinin 250 yıldır hiçbir evrim geçirmediğini,
-burnumuzun ve kulaklarımızın hiç durmaksızın büyüdüğünü,-kedilerin ultrason seslerini duyabildiklerini,
-zürafaların ses tellerinin olmadığını,
-günümüzde kullandığımız kişisel bilgisayarların tarihinin henüz 1980'li yıllara dayandığını,
-sadece insanların ve yunusların zevk için cinsel ilişkide bulunduklarını,
-ingilteredeki bütün kuğuların kraliçenin malı olduğunu,
-kutup ayılarının solak olduğunu,
-bir karıncanın kendi ağırlığının 50 katı bir ağırlığı kaldırabileceğini,
-timsahların dillerini dışarı çıkaramadıklarını,
-penguenlerin yüzebilen ama uçamayan tek kuş olduğunu,
-zürafaların 35cm uzunluğunda siyah bir dile sahip olduklarını,-yunusların gözleri açık uyuduğunu,
-kangruların geri geri yürüyemediklerini,
-sineklerin 5 gözlü olduğunu,
-baykuşun mavi rengi görebilen tek kuş olduğunu,
-mexico city'nin her yıl 15 cm denize battığını,-buckingham sarayı'nda 602 oda bulunduğunu,
-yeni zellanda'nın dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülke olduğunu,
-peru'da hiç umumi tuvaletin olmadığını,
-bilgisayar teknolojisindeki ilerlemenin her on yılda ikiye katlandığını,
-newton'un yerçekimini bulduğunda yalnızca 23 yaşında olduğunu,
-dünyada her insana karşılık bir milyon karıncanın olduğunu,
-sağ elini kullanan insanların solaklara göre ortalama 9 sene daha fazla yaşadığını,
-ortalama bir insanın hayatı boyunca ömrünün 2 yılını telefonda konuşarak geçiriyor,
-dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu'nun bir günde 90cm büyüdüğünü,
-ortalama bir buzdağının ağırlığının 20 milyon ton olduğunu,
-18 şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağdığını,
-insanların yaşamları boyunca 6 filin ağırlığına yakın miktarda yiyecek tükettiklerini,-dünyanın en büyük şeker imalatçısının küba olduğunu,
-eskimo dilinde kar yağışının şeklini ifade etmek için 20'den fazla kelime kullanıldığını,
-rusya ve amerika sınırlarının birbirine sadece 4 km olduğunu,
-kirli karın temiz kardan daha kolay eridiğini,
-picasso'nun gençlik günlerinde parasızlık yüzünden kışın yaptığı resimleri yakarak ısındığını,
-suudi arabistan'da hiç ırmak olmadığını,
-monako'nun ulusal orkestrasının ordusundan daha geniş bir kadroya sahip olduğunu,
-bilgisayarlardaki donanım hızının ışık hızıyla sınırlı olduğunu ve artık donanım gelişiminin sonuna gelindiğini,
-Victoria zamanında kadınların göğüslerini büyütmek için çilek banyosu yaptıklarını,
-insan beynini ortalama ağırlığının 1.3 olduğunu,
-birinin yüzünü hatırlamak için beynimizin sağ tarafını kullandığımızı,
-yeryüzünden küçük bir taşın yaklaşık 40.000 km/s hızla gökyüzüne fırlatıldığında bir daha geri dönmeyeceğini,
-dünyanın yaklaşık 4.5 milyar yaşında olduğunu,
-Oksijen ile azottan olusan bir bilesiğin koklandığı zaman insanı güldürdüğünü.fazlasının ise öldürdügünü,
-insanın göz açıp kapatmasının 20kg yük taşımasıyla eşit enerji kaybettirdiğini,
biliyor musunuz!?
Klavyene Sağlık..
Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
Benimle çkarmısının gerçek anlamları!
Bu soruya bir bayanın verebileceği cevaplar ve bu cevapların gerçek anlamları :
1-Olmadığı için üzgünüm; ama lütfen arkadaş kalalım.
(İstediğin şey mümkün değil. Ama yanımda olmaya devam et. Beni evime getirip götürecek, güldürüp-eğlendirecek, eğlence yerlerinde eşlik edecek, faturalarımı yatıracak ve tamirat işlerimi yapacak birisine ihtiyacım var. Merak etme; bir erkek arkadaşım olduğunda da arada sırada ararım seni.)
2 - Ama ben seni kardeşim gibi görüyorum.
( Bir daha asla bu konuyu gündeme getirme.)
3- Duygusal sorunlarım var; önce onları çözümlemem gerek.
(Senden başka birkaç kişi daha var; ama bir türlü karar veremiyorum.)
4 - Böyle bir ilişki için henüz hazır değilim.
(Henüz alemlerin tadını yeterince çıkaramadım. Beraber olmak istediğim birkaç yüz kişi daha var. Beklemeye devam et. Daha iyisini bulamazsam belki gelirim...)
5- Seni yeterince tanımıyorum.
(Tipin falan tamam ama ya diğer özelliklerin? Araba senin üzerine mi? Evin-yazlığın var mı? Kaç para kazanıyorsun? Bankada paran var mı, vs...)
6- Teklifine sıcak bakıyorum ama şimdi olmaz. Zamana bırakalım...
(Saz heyetinde on sekizinci keman olarak çalmaya devam et. Gencim, güzelim, çekiciyim. Bunların tadını en dibine kadar çıkarmak istiyorum; diğer taraftan senden daha iyi birisini bulamamaktan da kaygılanıyorum. Gözaltı torbalarım ortaya çıktığında kabul edeceğim.)
7- Seni seviyorum. Ama ben çok seçici birisiyim; kolay kolay beğenmem. Hemen karar vermemi bekleme.
( Ben İngiltere kraliçesinin soyundan geliyorum. Bana layık olmak çok zordur. Superman - Brad Pitt - Prens Rainer - Bill Gates karışımı bir erkek arıyorum. Güç, karizma, zenginlik, zeka, statü, fizik, kimya, falan hepsi birarada olmalı. Kız kurusu olmak pahasına da olsa arayacağım. Eğer bulamazsam can simidim olursun, değil mi kerizciğim?..)
8- Hayatım şu anda karmakarışık, israr etme.. Ben seni ararım.
(Birkaç erkeği aynı anda idare ediyorum. Fazla kurcalama. Habersiz eve gelmeye falan da kalkma, ikimiz de dayak yeriz valla... )
9- Aşk bana göre değil...
( Kendime güvenim yok. Bir ilişki sürdürmek için çaba harcamaktansa evde televizyon izleyip, pasta-börek yerim. Nasılsa ailem zamanı gelince birisini bulur.)
10- Aynı işyerinde çalıştığım biriyle birlikte olamam.
(Hiç tipim değilsin. Ama ileride yöneticim olursun da burnumdan getirirsin diye açık açık söyleyemiyorum.)
11- Şu sıralar kariyerime konsantreyim.
(Yaptığım iş dışında hiçbir konuda söyleyecek sözüm yok.)
12- Ben nişanlıyım.
(Ne güzel eğleniyorduk. Neden üzerime geldin ki sanki. Sonunda doğruyu söylemek zorunda kaldım işte...)
13- Evet, kabul ediyorum...
(Dürüst bir bayan)
14- Hayır, kabul etmiyorum.
(Dürüst bir bayan daha)
Bu soruya bir bayanın verebileceği cevaplar ve bu cevapların gerçek anlamları :
1-Olmadığı için üzgünüm; ama lütfen arkadaş kalalım.
(İstediğin şey mümkün değil. Ama yanımda olmaya devam et. Beni evime getirip götürecek, güldürüp-eğlendirecek, eğlence yerlerinde eşlik edecek, faturalarımı yatıracak ve tamirat işlerimi yapacak birisine ihtiyacım var. Merak etme; bir erkek arkadaşım olduğunda da arada sırada ararım seni.)
2 - Ama ben seni kardeşim gibi görüyorum.
( Bir daha asla bu konuyu gündeme getirme.)
3- Duygusal sorunlarım var; önce onları çözümlemem gerek.
(Senden başka birkaç kişi daha var; ama bir türlü karar veremiyorum.)
4 - Böyle bir ilişki için henüz hazır değilim.
(Henüz alemlerin tadını yeterince çıkaramadım. Beraber olmak istediğim birkaç yüz kişi daha var. Beklemeye devam et. Daha iyisini bulamazsam belki gelirim...)
5- Seni yeterince tanımıyorum.
(Tipin falan tamam ama ya diğer özelliklerin? Araba senin üzerine mi? Evin-yazlığın var mı? Kaç para kazanıyorsun? Bankada paran var mı, vs...)
6- Teklifine sıcak bakıyorum ama şimdi olmaz. Zamana bırakalım...
(Saz heyetinde on sekizinci keman olarak çalmaya devam et. Gencim, güzelim, çekiciyim. Bunların tadını en dibine kadar çıkarmak istiyorum; diğer taraftan senden daha iyi birisini bulamamaktan da kaygılanıyorum. Gözaltı torbalarım ortaya çıktığında kabul edeceğim.)
7- Seni seviyorum. Ama ben çok seçici birisiyim; kolay kolay beğenmem. Hemen karar vermemi bekleme.
( Ben İngiltere kraliçesinin soyundan geliyorum. Bana layık olmak çok zordur. Superman - Brad Pitt - Prens Rainer - Bill Gates karışımı bir erkek arıyorum. Güç, karizma, zenginlik, zeka, statü, fizik, kimya, falan hepsi birarada olmalı. Kız kurusu olmak pahasına da olsa arayacağım. Eğer bulamazsam can simidim olursun, değil mi kerizciğim?..)
8- Hayatım şu anda karmakarışık, israr etme.. Ben seni ararım.
(Birkaç erkeği aynı anda idare ediyorum. Fazla kurcalama. Habersiz eve gelmeye falan da kalkma, ikimiz de dayak yeriz valla... )
9- Aşk bana göre değil...
( Kendime güvenim yok. Bir ilişki sürdürmek için çaba harcamaktansa evde televizyon izleyip, pasta-börek yerim. Nasılsa ailem zamanı gelince birisini bulur.)
10- Aynı işyerinde çalıştığım biriyle birlikte olamam.
(Hiç tipim değilsin. Ama ileride yöneticim olursun da burnumdan getirirsin diye açık açık söyleyemiyorum.)
11- Şu sıralar kariyerime konsantreyim.
(Yaptığım iş dışında hiçbir konuda söyleyecek sözüm yok.)
12- Ben nişanlıyım.
(Ne güzel eğleniyorduk. Neden üzerime geldin ki sanki. Sonunda doğruyu söylemek zorunda kaldım işte...)
13- Evet, kabul ediyorum...
(Dürüst bir bayan)
14- Hayır, kabul etmiyorum.
(Dürüst bir bayan daha)
Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
Yaşanmış din hocası-öğrenci diyaloglarıdır:
- Çocuklar cehennem cuma günü şafak vaktinde olucaktir.
-Ama hocam nereye göre şafak vakti? bizde şafak vaktiyken diğer
tarafda gece oluyor...
-Numaran kaçtı senin?
-Ne olduki hocam?
-Çok güzel soru sordun 5 vericem...Cevabını bilmiyorum çünkü...
____ o _______
-Arapça bilenler el kaldırsın...(Sadece 1 kişi el kaldırır...)
-Afferim kızım Ayşeee...siz niye bilmiyonuz? Nasıl dua ediyonuz???
-Hocam
ben türkçe dua ediyorum.
-Olmazz! Arapça edicen! Türkçe kabul olmazzz!
-Niye hocam, Allah türkçe bilmiyormu?
-Haşaaaa! Haşaaaa!
____ o _______
-Çocuklar cuma namazı herkese açık olan bir yerde kılınır...
-Hocam bizim ev herkese açık, bizim evde niye kılmıyorlar?
-Olmaz oğlum istediğin her zaman girebileceğin bir yer olmalı.
-Hocam bizim eve istediğiniz her an girebilirsiniz ama.
-Olum sizin ev genelevmi?
____ o _______
-Çocuklar şimdi, ahiret gününde bütün herkes tartılacak, sevapları
günahlarından fazla olanlar sırat köprüsünden geçerek cennete
ulaşıcak.
-Hocam nasıl bir şey o sırat köprüsü?
-Kıl gibi ince, Kılıç gibi keskin.
-Eeee nasıl geçiyoruzki biz ordan hocam? Ayağımız acır, duramayız
üstünde denge diye bir şey var herkes cehenneme düşer böyle hocam.
-Sevabı
fazla olanlara o köprü böyle otoban gibi geniş gelecek.
-E hocam sevabı fazla olanlar gecicekse kıldan köprüye otobana ne
gerek var, Allah sevabı çok olana geç desin geçsin, az olana cehenneme
git
desin gitsin, sanki itirazmı edicez -Sus esek sıpası aklın ermez senin
Allahın işine, tövbe summe, haşaa tövbe
____ o _______
-Bu evren, bu kuşlar, bu böcekler çiçekler, hepsi yüce rabbimizin
bizlere birer armağanıdır..
Kendi vücudunuza bir bakın ... bu mükemmeliyeti başka kim
yapabilirdiki? mesela gözlerimiz... yüzümüzde yani ona en uygun
yerde...
Gözlerimiz
diz kapaklarımızda olsaydı ne kadar çirkin olurdu değil mi?
-Itirazım var hocam.
-Söyle çocuğum!
-Eğer gözlerimiz diz kapaklarımızda olsaydı değişen hiç bir şey
olmazdı , çünkü herkesin gözleri diz kapaklarında olurdu, o zaman da
siz
"çocuklarım, gözlerimiz yüzümüzde olsaydı ne kadar çirkin olurdu"
derdiniz, ben de itirazım var derdim...
____ o _______
O derse aldığım kedi yavrusu sınıfda gezerken hoca; -Kim soktu bu
mendebur hayvanı sınıfa?
-Been. ama hocam o da allah-i teala'nın yarattığı bir varlık değil mi?
yazık...
-??? e tabii o da allah-i teala'nın yarattığı bir mahluk. hem
peygamber efendimiz de çok severmiş. Ay pek de sevimli kerata...
____ o _______
-Ahauh
-Hocam n'olcak bu cimbomun hali?
-Bak şimdi Tugay'ı al orta sahaya yerine de Ergun'u koy bak ne güzel iş
yapar.
-Hocam müdür bey bakıyor!
-Ahlak ve Fazileeet her zaman müslümana yakışır.
-Tamam hocam gitti.
-Sonra Hakan Ünsal'ı geriye almak lazım...
____ o _______
-Peygamberimiz Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi vesellem de
iftarını hurma ile açarmış..
-Hocam, Mekke'de iskender kebap mı vardı ki?
-Sus! terbiyesiz, zindik, kafir...
____ o _______
-Çocuklarım eğer dünya güneşe 1 cm. yakın olsaydı her yer erir eğer 1
cm.
uzak olsaydı her taraf donar ve yaşayamazdık... allah'ın
olduğunu bundan anlayabiliriz.
-e iyi de hocam dünya güneşe 18 ocakta yakınlaşır 21 hazirandada
uzaklaşır.. hem de 1 cm. değil yaklaşık 2 milyon kilometre ... ee hiç
bir
şey olmuyor...
-Işte bu da allah'ın bir mucizesidir...evladım...otur...laubali,
ukala...
- Çocuklar cehennem cuma günü şafak vaktinde olucaktir.
-Ama hocam nereye göre şafak vakti? bizde şafak vaktiyken diğer
tarafda gece oluyor...
-Numaran kaçtı senin?
-Ne olduki hocam?
-Çok güzel soru sordun 5 vericem...Cevabını bilmiyorum çünkü...
____ o _______
-Arapça bilenler el kaldırsın...(Sadece 1 kişi el kaldırır...)
-Afferim kızım Ayşeee...siz niye bilmiyonuz? Nasıl dua ediyonuz???
-Hocam
ben türkçe dua ediyorum.
-Olmazz! Arapça edicen! Türkçe kabul olmazzz!
-Niye hocam, Allah türkçe bilmiyormu?
-Haşaaaa! Haşaaaa!
____ o _______
-Çocuklar cuma namazı herkese açık olan bir yerde kılınır...
-Hocam bizim ev herkese açık, bizim evde niye kılmıyorlar?
-Olmaz oğlum istediğin her zaman girebileceğin bir yer olmalı.
-Hocam bizim eve istediğiniz her an girebilirsiniz ama.
-Olum sizin ev genelevmi?
____ o _______
-Çocuklar şimdi, ahiret gününde bütün herkes tartılacak, sevapları
günahlarından fazla olanlar sırat köprüsünden geçerek cennete
ulaşıcak.
-Hocam nasıl bir şey o sırat köprüsü?
-Kıl gibi ince, Kılıç gibi keskin.
-Eeee nasıl geçiyoruzki biz ordan hocam? Ayağımız acır, duramayız
üstünde denge diye bir şey var herkes cehenneme düşer böyle hocam.
-Sevabı
fazla olanlara o köprü böyle otoban gibi geniş gelecek.
-E hocam sevabı fazla olanlar gecicekse kıldan köprüye otobana ne
gerek var, Allah sevabı çok olana geç desin geçsin, az olana cehenneme
git
desin gitsin, sanki itirazmı edicez -Sus esek sıpası aklın ermez senin
Allahın işine, tövbe summe, haşaa tövbe
____ o _______
-Bu evren, bu kuşlar, bu böcekler çiçekler, hepsi yüce rabbimizin
bizlere birer armağanıdır..
Kendi vücudunuza bir bakın ... bu mükemmeliyeti başka kim
yapabilirdiki? mesela gözlerimiz... yüzümüzde yani ona en uygun
yerde...
Gözlerimiz
diz kapaklarımızda olsaydı ne kadar çirkin olurdu değil mi?
-Itirazım var hocam.
-Söyle çocuğum!
-Eğer gözlerimiz diz kapaklarımızda olsaydı değişen hiç bir şey
olmazdı , çünkü herkesin gözleri diz kapaklarında olurdu, o zaman da
siz
"çocuklarım, gözlerimiz yüzümüzde olsaydı ne kadar çirkin olurdu"
derdiniz, ben de itirazım var derdim...
____ o _______
O derse aldığım kedi yavrusu sınıfda gezerken hoca; -Kim soktu bu
mendebur hayvanı sınıfa?
-Been. ama hocam o da allah-i teala'nın yarattığı bir varlık değil mi?
yazık...
-??? e tabii o da allah-i teala'nın yarattığı bir mahluk. hem
peygamber efendimiz de çok severmiş. Ay pek de sevimli kerata...
____ o _______
-Ahauh
-Hocam n'olcak bu cimbomun hali?
-Bak şimdi Tugay'ı al orta sahaya yerine de Ergun'u koy bak ne güzel iş
yapar.
-Hocam müdür bey bakıyor!
-Ahlak ve Fazileeet her zaman müslümana yakışır.
-Tamam hocam gitti.
-Sonra Hakan Ünsal'ı geriye almak lazım...
____ o _______
-Peygamberimiz Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi vesellem de
iftarını hurma ile açarmış..
-Hocam, Mekke'de iskender kebap mı vardı ki?
-Sus! terbiyesiz, zindik, kafir...
____ o _______
-Çocuklarım eğer dünya güneşe 1 cm. yakın olsaydı her yer erir eğer 1
cm.
uzak olsaydı her taraf donar ve yaşayamazdık... allah'ın
olduğunu bundan anlayabiliriz.
-e iyi de hocam dünya güneşe 18 ocakta yakınlaşır 21 hazirandada
uzaklaşır.. hem de 1 cm. değil yaklaşık 2 milyon kilometre ... ee hiç
bir
şey olmuyor...
-Işte bu da allah'ın bir mucizesidir...evladım...otur...laubali,
ukala...
Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
Karar Vermenin Bilgeligi..
Öykümüz ünlü Çin düsünürü Lao Tzu'nun zamaninda geçer.. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, sik sik anlatirmis hatta..
Efendim köyde bir yasli adam varmis.. Çok fakir.. Ama kral bile onu kiskanirmis.. Öyle dillere destan bir beyaz ati varmis ki.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamini teklif etmis ama adam satmaya yanasmamis..
"Bu at, bir at degil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mi" dermis hep..
Bir sabah kalkmislar ki, at yok..
Köylü ihtiyarin basina toplanmis..
"Seni ihtiyar bunak.. Bu ati sana birakmayacaklari, çalacaklari belliydi. Krala satsaydin, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yasardin. simdi ne paran var, ne de atin" demisler..
İhtiyar "Karar vermek için acele etmeyin" demis.. Sadece 'At kayip' deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiginiz karar. Atimin kaybolmasi, bir talihsizlik mi, yoksa bir sans mi, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir baslangiç. Arkasinin nasil gelecegini kimse bilemez.."
Köylüler ihtiyar bunaga kahkahalarla gülmüsler.
Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansizin dönmüs.. Meger çalinmamis, daglara gitmis kendi kendine.. Dönerken de, vadideki 12 vahsi ati pesine takip getirmis.
Köylüler, ihtiyar adamin etrafina toplanip özür dilemisler..
"Babalik" demisler.. "Sen hakli çiktin.. Atinin kaybolmasi bir talihsizlik degil adeta bir devlet kusu oldu senin için.. simdi bir at sürün var.."
"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demis ihtiyar.. Sadece atin geri döndügünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getirecegini henüz bilmiyoruz. Bu daha baslangiç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkinda nasil fikir yürütebilirsiniz?.."
Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemisler açiktan ama, içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmisler..
Bir hafta geçmeden, vahsi atlari terbiye etmeye çalisan ihtiyarin tek oglu attan düsmüs ve ayagini kirmis. Evin geçimini temin eden ogul simdi uzun zaman yatakta kalacakmis.
Köylüler gene gelmisler ihtiyara..
"Bir kez daha hakli çiktin" demisler. "Bu atlar yüzünden tek oglun bacagini uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak baskasi da yok.. simdi eskisinden daha fakir, daha zavalli olacaksin" demisler..
İhtiyar "Siz erken karar verme hastaligina tutulmussunuz" diye cevap vermis. "O kadar acele etmeyin. Oglum bacagini kirdi. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiginiz karar.. Ama acaba ne kadar dogru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacagi size asla bildirilmez.."
Birkaç hafta sonra, düsmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldirmis. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çagirmis. Köye gelen görevliler, ihtiyarin kirik bacakli oglu disinda bütün gençleri askere almislar. Köyü matem sarmis. Çünkü savasin kazanilmasina imkan yokmus, giden gençlerin ya ölecegini ya esir düsüp köle diye satilacagini herkes biliyormus.
Köylüler, gene ihtiyara gelmisler..
"Gene hakli oldugun kanitlandi" demisler. "Oglunun bacagi kirik, ama hiç degilse yaninda. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oglunun bacaginin kirilmasi, talihsizlik degil, sansmis meger.."
"Siz erken karar vermeye devam edin" demis, ihtiyar.. Oysa ne olacagini kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oglum yanimda, sizinkiler askerde.. Ama bunlarin hangisinin talih, hangisinin sanssizlik oldugunu sadece Allah biliyor."
Lao Tzu, öyküsünü su nasihatla tamamlarmis, etrafina anlattiginda:
"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkiniz kalmaz. Hayatin küçük bir parçasina bakip tamami hakkinda karar vermekten kaçinin. Karar aklin durmasi halidir. Karar verdiniz mi, akil düsünmeyi, dolayisi ile gelismeyi durdurur. Buna ragmen akil insani daima karara zorlar. Çünkü gelisme halinde olmak tehlikelidir ve insani huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi baslar. Bir kapi kapanirken, baskasi açilir. Bir hedefe ulasirsiniz ve daha yüksek bir hedefin hemen oracikta oldugunu görürsünüz."
Öykümüz ünlü Çin düsünürü Lao Tzu'nun zamaninda geçer.. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, sik sik anlatirmis hatta..
Efendim köyde bir yasli adam varmis.. Çok fakir.. Ama kral bile onu kiskanirmis.. Öyle dillere destan bir beyaz ati varmis ki.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamini teklif etmis ama adam satmaya yanasmamis..
"Bu at, bir at degil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mi" dermis hep..
Bir sabah kalkmislar ki, at yok..
Köylü ihtiyarin basina toplanmis..
"Seni ihtiyar bunak.. Bu ati sana birakmayacaklari, çalacaklari belliydi. Krala satsaydin, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yasardin. simdi ne paran var, ne de atin" demisler..
İhtiyar "Karar vermek için acele etmeyin" demis.. Sadece 'At kayip' deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiginiz karar. Atimin kaybolmasi, bir talihsizlik mi, yoksa bir sans mi, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir baslangiç. Arkasinin nasil gelecegini kimse bilemez.."
Köylüler ihtiyar bunaga kahkahalarla gülmüsler.
Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansizin dönmüs.. Meger çalinmamis, daglara gitmis kendi kendine.. Dönerken de, vadideki 12 vahsi ati pesine takip getirmis.
Köylüler, ihtiyar adamin etrafina toplanip özür dilemisler..
"Babalik" demisler.. "Sen hakli çiktin.. Atinin kaybolmasi bir talihsizlik degil adeta bir devlet kusu oldu senin için.. simdi bir at sürün var.."
"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demis ihtiyar.. Sadece atin geri döndügünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getirecegini henüz bilmiyoruz. Bu daha baslangiç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkinda nasil fikir yürütebilirsiniz?.."
Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemisler açiktan ama, içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmisler..
Bir hafta geçmeden, vahsi atlari terbiye etmeye çalisan ihtiyarin tek oglu attan düsmüs ve ayagini kirmis. Evin geçimini temin eden ogul simdi uzun zaman yatakta kalacakmis.
Köylüler gene gelmisler ihtiyara..
"Bir kez daha hakli çiktin" demisler. "Bu atlar yüzünden tek oglun bacagini uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak baskasi da yok.. simdi eskisinden daha fakir, daha zavalli olacaksin" demisler..
İhtiyar "Siz erken karar verme hastaligina tutulmussunuz" diye cevap vermis. "O kadar acele etmeyin. Oglum bacagini kirdi. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiginiz karar.. Ama acaba ne kadar dogru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacagi size asla bildirilmez.."
Birkaç hafta sonra, düsmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldirmis. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çagirmis. Köye gelen görevliler, ihtiyarin kirik bacakli oglu disinda bütün gençleri askere almislar. Köyü matem sarmis. Çünkü savasin kazanilmasina imkan yokmus, giden gençlerin ya ölecegini ya esir düsüp köle diye satilacagini herkes biliyormus.
Köylüler, gene ihtiyara gelmisler..
"Gene hakli oldugun kanitlandi" demisler. "Oglunun bacagi kirik, ama hiç degilse yaninda. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oglunun bacaginin kirilmasi, talihsizlik degil, sansmis meger.."
"Siz erken karar vermeye devam edin" demis, ihtiyar.. Oysa ne olacagini kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oglum yanimda, sizinkiler askerde.. Ama bunlarin hangisinin talih, hangisinin sanssizlik oldugunu sadece Allah biliyor."
Lao Tzu, öyküsünü su nasihatla tamamlarmis, etrafina anlattiginda:
"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkiniz kalmaz. Hayatin küçük bir parçasina bakip tamami hakkinda karar vermekten kaçinin. Karar aklin durmasi halidir. Karar verdiniz mi, akil düsünmeyi, dolayisi ile gelismeyi durdurur. Buna ragmen akil insani daima karara zorlar. Çünkü gelisme halinde olmak tehlikelidir ve insani huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi baslar. Bir kapi kapanirken, baskasi açilir. Bir hedefe ulasirsiniz ve daha yüksek bir hedefin hemen oracikta oldugunu görürsünüz."
Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok!..
- nehir taşçı
- Demirbaş Üye

- Mesajlar: 1883
- Kayıt: Prş Tem 14, 2005 15:18 pm

