hiç zengin adam olmadı o. ne hulusi kentmen gibi babacan zengin amcaları ne de kötü zengin adamları oynamadı ve sanırım biz bu yüzden bu kadar çok seviyoruz onu. en iyi rolü öğretmendi, onda bile hastane sahnesinde "bizden geçti artık rıfat hocam" diye en mütevazi serzenişlerle herkesin dedesinin konuştuğu gibi konuştu. hep emekçi rollerindeydi, en güzel, en onurlu, en bizden.
tarık akan'ın sevdiği kızın zengin babasının onların hayatını zehir ettiği filmde
"dokunma aileme, dokunma oğluma, dokunma gelinime. eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı incitmemiş olan ben çeker vururum seni" diye öyle bir tehdit etti ki, sanki hepimiz birer yumruk atmış gibi olduk tüm kötülerin ve tüm haksız güçlülerin yüzüne.
ama ben en çok fabrikada sendika temsilcisi olduğu ve kızı patronun oğlu tarık akan'la aşk yaşayıp çocuk falan doğurduğu filmde,patron hulusi kentmen'in "bu ne nankörlük, ekmeğimi yiyorsun" sözlerinin karşısında dimdik durup;
"ekmeğini mi yiyorum? asıl biz boğaz tokluğuna çalışıp senin işkembeni doyuruyoruz" diye haykırdığı sahneyi severim ki bence bu sözle onca zamandır "ekmeğini yedikleri" için pis patronların her istediğini yapan, baskılarına boyun eğen ayhan ışık'ların,kartal tibet'lerin, sadri alışık'ların yıllardır boğazında düğümlenmiş sözleri bir çırpıda söyleyivermiştir
değerimize sahip çıkalım






