Her pazar erkenden kalkıp onun programını izlemek isterdim. O zamanlar en büyük hayalimdi bir "adam olacak çocuk" programı katılımcısı olup, toplamı hiç bir zaman yüz etmeyen "on puan, on puan, on puan"ı alıp şampiyon olmak ve arkada bulunan, içlerinde hangi oyuncakların olduğunu hiç öğrenemediğim o büyük kutulardan birini almak. Küçük basamakların en üstünde, Barış Ağabey mikrofonu boyuma göre ayarlarken utanmak, küçük bir esprisinde kıkırdamak, ve orada hangi şarkıyı söyleyeceğimiz gece yatmadan önce düşünülenlerimdi. şüphesiz. Hatta ben, birgün programına katılırsam ve Barış abi bana Sinem dişlerini fırçalıyor musun diye soracak diye fırçalardım dişlerimi... söyleyeceğim şarkı ise hazırdı...Domates biber patlıcan...Kimse onun şarkısını söylemeyecekti ve ben söylediğim için beni daha çok sevecekti....Arabanın ön koltuğunda da hiç gözüm olmamıştır zaten Bu yüzden...
Onunla gezdim tüm dünyayı bucak bucak...onunla öğrendim...benide götürse keşke diye üzüldüm çoğu zaman ben de gezsem onunla...
Büyüdükçe ezbere bildiğimiz "Arkadaşım Eşek", "Süper Babaanne", "Hala Kızı Zehra" gibi şarkıların yanına "Gülpembe", "Kol Düğmeleri", "Dağlar Dağlar" ve niceleri eklenir olmuştu.
Bizim aile fanatik derecede hayrandıydı Uzun saçlı adamın...benim ilk ezberlediğim şarkı düşünün Mini Mini Bir Kuştan bile önce...Domates biber patlıcanmış....onu öğretmişler bana dilim dönmeye dönmeye söylemişim...sabah erkenden uyanırdım...yan odada dayım olurdu ve ben her sabah onun yanına giderdim onunla birlikte Uzun saçlı adamı dinlerdik saatlerce...
Anlamazdım tabi o zaman O domates satan adamın Uzun Saçlı Adamın Hayallerini yıktığını anlamazdım Bu yüzden aşkını itiraf edemediğini.....Ya da Anlamazdım o kol düğmelerinin ayrılış hikayelerini...
Barış Abiyi seven sadece biz miydik....hayır....japonlar ve birçok halk daha... O zamanlar Dünya Kupası'nda üçüncü oldu diye sevinebileceğimiz bir futbol takımımız, marka olabilmiş bir şirketimiz, Dünya'da çok iyi bir itibarımız yoktu. Ama seviyorlardı onu....Belkide bizden bile TürkiyeDeki insanlardan bile daha çok hemde....
aşkı anlatış biçimine bakın...ilan-ı aşk edişi...SENİN BANA GÖNLÜN VAR GİBİ GİBİ..
Keşke bir konserine gidebilseydim, onu canlı olarak görebilseydim de o konserde herkesle beraber deli gibi bağırsaydım: Domates, biber, patlıcaaan....
Sonra bir sabah, o haberi aldık....Spiker Barış Manço öldü dedi....Olamazdı bu...O benim öğretmenimdi...dişlerimi fırçalamayı,arabanın arka koltuğuna oturmayı,çok yaşa diyene Sen de gör demeyi ve daha birçok şeyi o öğretmişti bana...donup kaldım televizyonun karşısında...annem ağlıyordu..bense inanmıyordum hala...Dayımı aradım...dayı ne diyo bunlar dedim...dayım ağlıyordu..şaka değil gerçekten dayım ağlıyordu...Söz vermişti birgün seni onun konserine götüreceğim diye...olmadı...odaya kapandım...saatlerce ağladım...şarkıları eşliğinde...
hayatım boyunca tanışmak istediğim adamdı o...Mükemmel bildiğim tek insan....
artık büyüdüm...üzüldüğüm nokta Çocuklarım seni göremeyecek...
Güz Yağmurlarıyla Birgün Göçtün Gittin...İnanamadık....kim yazabilirdi ki bu sözleri...KELEPCELER YİNE VURULDU KİLİT KİLİT YÜREGİME...
RAHAT VE HUZURLU UYU BARIŞ ABİ...., seninle büyüdüm, senin şarkılarınla sevindim-ağladım ve yine seninle yaşamaya devam edeceğim.





