Şimdi new york'ta yaşayan ve osmanlı ailesinin en büyük şehzadesi olan osman ertuğrul, osmanlı devleti devam etseydi 'dördüncü osman' veya 'birinci ertuğrul' adıyla tahta geçecekti.Hikayeye göre (ilk osmanlı padişahı osman bey'in babasının ertuğrul bey olmasından ötürü), vahdettin'in çocuğuna "ertuğrul" adını koyması, "en başa döndük, yeniden başlıyoruz" anlamını taşımaktadır
Sabah gazetesindeki röportajında atatürk için "bizim aile için çok kötü fakat türkiye için çok iyi oldu." demiştir.

kendisi ile yapılan bir röportaj:
-1924’ten beri yurt dışındasınız. Türk vatandaşlığı aldığınızda neler hissettiniz?
Çok makbule geçti. Benim açımdan çok farklı oldu. Aslında, pasaportum olmuş olmamış çok önemli değil. Sadece bir resmiyet kazandı. Nitekim, 1974 yılında izin vermişlerdi zaten. Türkiye’ye ilk kez 1992’de geldim.
-Sürgün yıllarını hatırlıyor musunuz?
Pek hatırlamıyorum. Bebekken babamla seyahate çıkardık. Avrupa’ya gider, sonra dönerdik. Niye bizi götürürdü bilmezdik. Sonra mektebe gittik kardeşimle beraber. Herkes sürüldüğü zaman biz Viyana’da okuldaydık. Ondan sonra bir daha geri dönüş olmadı. Viyana’da üniversiteye gittim. Hayatımı Paris’te sürdürdüm. Felsefe eğitimi ve politika dersleri aldım. Bu esnada Amerika’ya gelip gitmeye başladım.
Amerika’da 60 sene kadar yaşadım. İlk seyahatimin tarihi 1933’tür. 1940 yılından sonra yerleştim ve bir maden şirketi kurdum. Güney Amerika’da (Venezüella, Şili, Kolombiya) maden ocakları açtım. Altın, taş, demir, hangisi olursa. Hükümetler adına finansman temin ederek maden açıyor ve işletiyorduk. Çıkardıklarımızı hükümet alıyor, ne yaparsa yapıyordu. Ya satıyordu ya da kendisi kullanıyordu.
-Ya babanız?
Hayır o da benimle Viyana’daydı, geri dönmedi. Diğer aile fertlerinin hepsi Viyana’ya geldi, babam onları karşıladı. Bizimle Fransa’ya gelenler oldu. 3 bin kişi kadar vardık. Gelenlerin hepsi bizim aileden değildi. Biz 50 kişi kadardık. 150’likler, yani idama mahkum olanlar vardı aralarında. Bizim her şehzadenin, sultanın etrafında en az 20-30 kişi vardı. Birlikte hiç yaşamadık; ama birbirimizi görürdük. Aramızdaki bağ her zaman devam etti.
-Hanedan geleneği de sürdü mü?
Elbette, o âdet devam etti. Avrupalılar da öyle görüyordu bizi. Halifenin kızı Şehra Sultan’ın Nice’te büyük bir düğünü oldu. Kuzeni ile aynı anda iki kız alaturka bir düğünle evlendi. Türk olarak yaşantımıza devam ettik. Nice, adeta bir Türk şehri oldu. Şahsen benim işim çoktu. Sürekli seyahat ediyordum. 60 sene New York’ta yaşadım. Asıl yazıhanem New York’taydı. Nerede maden ocağım varsa orada yazıhanem oluyordu. Çok az param olduğundan bankadan borç aldım.
-Ayrılırken babanızın parası var mıydı?
Babamın parası vardı. Çok zengin değildi; ama yine de iyiydi. Çok sıkıntı çekenler oldu. Biz de, başkaları da yardım ettik onlara... Şehzadelerin hepsi zengin değildi. İstanbul’da iken yalıları ve maaşları vardı, o kadar. Burada sıkıntı çeken yoktu; lakin Nice’te vardı. Orada bizim aileden belki 50 kişi oldu. Yardım ediyorduk birbirimize. Kimse aç kalmadı.
-Kimler vardı yardım ettikleriniz arasında?
İsimlerini size vermek niyetinde değilim. Bugün, sıkıntı çeken, bildiğim kadarıyla yok. Herkes iş buldu, yerleşti. Yaşlılar gitti, bir ben kaldım. Şimdi yardımlaşmaya lüzum da yok.
-Hanedan mensuplarından bekçilik yapanlar vardı?
Orhan benim kuzenimdir. Paris’te Amerikan Mezarlığı’nda bekçilik yaparak geçimini sağladığı ortaya atılmıştı. Ama bekçilik değildi o. Bir kere mezarlık kullanılan bir mezarlık değildi. Eski harpten kalma Amerikan askerlerinin mezarlığı. Kimse artık orada bekletilmiyordu. Kapanmıştı. Kimseyi defnetmiyorlardı. Arada nazırlar gelip ziyaret ederdi. Bir de merasimler düzenlenirdi. Orhan da orayı idare eden bir memurdu. Sıkıntı çekiyordu. Zaten sıkıntı çekmese orada çalışmazdı.
-Dedeniz II. Abdülhamit’i görebiliyor muydunuz?
Büyükbabamızı her istediğimizde göremiyorduk. Müsaadeyle gidiliyordu. Zannederim bugün Abdülhamit ile yüz yüze gelen benden başka kimse yoktur. Kendisini iki-üç defa gördüm. Kanepede oturuyordum. Çocukları severdi, sevilirdi. (Bu arada eşi araya girerek şunları söylüyor: Osman Efendi’nin babası Abdülhamit’in çok sevdiği oğluydu. Hatta, kendisinden sonra oğlunu tahta geçirmek için kanunu değiştirecekti diye rivayetler çıkmıştı.) Ama o rivayetti. Değişiklik yapmayacaktı. Öyle bir rivayet vardı, ama hakikat değildi. Babamı padişah yapalım deseler kabul etmezdi. Sürüldükten sonra Suriye ve Arnavut krallığını teklif ettiler; ama hepsini reddetti.
-Dedenize Kızıl Sultan denilmesini nasıl yorumluyorsunuz?
Abdülhamit’in kızıl sultan olarak adlandırılması hep dış kaynaklıdır. İttihatçılar, Sultan Hamit’i çok kötü bir insan olarak gösterdiler. Tabii halk o tür şeyleri kolay kabul eder. Esasen Türkleri sevmezler. Ermeni propagandası müthişti. Büyükbabamdan mekteplerde kanlı sultan olarak bahsediliyordu. Büyükbabam sadece iki kişiyi idam etti. Onları da mahkeme idam etti, o da onayladı. Sonra imzasını geri çekti, hiç kimse ölmedi. Herkes sürüldü. Sürgüne gidenler de sefir olurdu, vali olurdu. Gidip de ortada kalmaz, bir vazife verilirdi.
-Hanedanın en kıdemli üyesi sizsiniz?
Çünkü şu an en yaşlısıyım. Padişah olsam ben olacaktım. Çünkü sıra bendeydi. Hâlâ da sıra bende. Çok uzun sürmeyecek. (Eşi: Allah uzun ömür versin). Esasen tekrar hiçbir imparatorluk gelemez. Ne Osmanlı ne de başkası.
-New York’ta iken anneniz ziyaretinize gelir miydi?
Çok eskiden gelirdi. Misafir ederdik kendisini. Babam evliydi. Validem bir kere babamla, bir defa da üvey validemle görüştü. Onlarla çay içti. Validem de Cavit Bey’le evlenmişti. (İzmir Suikastına adı karıştığı gerekçesi ile 1927 yılında asıldı.) Cavit Bey’i pek az hatırlıyorum ama çocukluktan tanıyorum. Cavit Bey babamla ahbaptı. Allah rahmet eylesin. Bir çocuğu oldu Cavit Bey’den. Şiar. (Şiar Yalçın, Osman Efendi’nin üvey kardeşi.)
Babam New York’ta vefat ettiğinde annem bizde misafirdi. Babamın cenazesi Adana gemisi ile döndü. Annem de aynı gemideydi. Babamın cenazesi ile validem aynı gemi ile geldi. Babamın cenazesi o geminin üzerinde diye gemiyi İstanbul’a sokmadılar. Gemi açıkta kaldı. Yolcuları indirdiler. Ordan motorla İstanbul’a geldi. 1949 yılında. Annem de çatana ile indi. O zamanki görüşme miydi yoksa bir önceki görüşme miydi hatırlamıyorum. Cenazenin gelmesi beni üzdü. Cenazesini İstanbul’a sokmayanlara çok şaşmadım. Mezarı, Şam ve Lübnan hükümeti hazırladı. Türkiye ise kabul etmedi. Önce Beyrut’a gitti. Orada askeri merasimle karşılandı. Sonra da Şam’a...
-Bir Arap gazetesi, İsrail’e yönelik izlediği politikadan ötürü Başbakan Erdoğan’ı II. Abdülhamit’e benzetti. Böyle bir benzerlik var mı hakikaten?
Var tabii... Aynı şeyi yaptılar. Bir benzerlik var. Politika hususunda bilmem ama o doğru bir tespit.
-Türk hükümetleri sizle geçmişte görüştü mü?
Türk hükümeti hiç devreye girip görüşmedi. Ama bazı sefirlerle ahbap olarak görüştük. İlk defa Abdullah Gül ile görüştük, daha sonra da Tayyip beyle...
-Türk vatandaşlığı daha önce gündeme geldi mi?
Hayır. 1974 yılında vatandaşlık çıkmıştı zaten. Ama ben bugüne kadar istemedim. O zaman tesadüfen Venezüella’daydım. Bir maden ocağımız vardı. Sefir bana haber yolladı; “Vatandaş olmak istiyorsanız bize başvurun. Amerikan pasaportunuz varsa vize verelim, gidiniz” diye... Amerikan pasaportumuz da yoktu. “Af çıktı” dediler. “Biz, hiçbir zaman bir kabahat işlemediğimiz için affa ihtiyacımız yok” dedik. Öyle kaldı.
-Saltanatın kaldırılmasını nasıl değerlendiriliyorsunuz?
Harp bittikten ve Türk imparatorluğu ortadan kalktıktan sonra bir manası kalmadı. Memleketi kurtarmanın şekli, cumhuriyet kurmaktı.
-İngiltere ve İspanya’da krallıklar hâlâ sürüyor ama...
Onlar birer lüks. Bizde olmaz. Lüzumsuz bir şey. Ben bir şey anlamam. Bir kral koyuyorsunuz. Müthiş bir masraf. Ağzını açamıyor, bir şey söyleyemiyor. İdare etmiyor. Bir sembol. Bu memleketin sembole ihtiyacı yok.
-Bulgaristan’da krallık kaldırıldı. Ama kral başbakan oldu. 2007’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde size böyle bir teklif yapılsa değerlendirir misiniz?
92 yaşında intihar mı edeceğim zannediyorsunuz. (Gülümsüyor) Hiçbir zaman politikayla meşgul olmadım. Bundan sonra da karışmak niyetinde değilim.
-Hanedan mensuplarının Kadıköy’de mahkeme kararı ile aldığı miraslar var. Sizin de isminiz bunların arasında yer alıyor mu?
(Eşi: Kadıköy’de satılan yerlerle Osman Efendi’nin hiçbir alakası yok.) Hanedan mensuplarının belli yerlerde mirası var. Bunun bir kısmı da hanedan mensuplarına verildi. Biz hiçbir şey istemedik. Bizim de ismimiz var. Mana görmüyorum o mirasta.
Şehzadeler arasında bir tek parası olan Sultan Abdülhamit’ti. Padişah olmadan önce kendisi para vererek, kendi namına aldı. (Eşi: Kendisinin değil de abisinin padişah olabileceğini düşünüyordu. Şehzadeliği zamanında bir sürü mal mülk aldı. Kerkük’te, Filistin’de çok büyük toprakları var. Irak’ın güneyindeki ada kendisinindi. Padişah olduktan sonra da bir sürü yer aldı.)


