OSMANLI AMERİKA'YI VERGİYE BAĞLAMIŞTI

Seviyeyi düşürmemek ve bölünmelere yol açabilecek siyasi, dini, spor/futbol konularının konuşulmaması kaydıyla, her türlü konunun konuşulabileceği serbest forumumuz.

Moderatörler: barışhayranı, Mod

Kullanıcı avatarı
jonturk_emre
İHRAÇ EDİLMİŞTİR
Mesajlar: 1467
Kayıt: Cum Mar 23, 2007 22:50 pm
Konum: İstanbul

OSMANLI AMERİKA'YI VERGİYE BAĞLAMIŞTI

Mesajgönderen jonturk_emre » Çrş Tem 25, 2007 00:09 am

Size belki masal yahut hayal mahsulü gibi gelebilir ama askerlerimizi gözaltına almaya kalkan Amerika Birleşik Devletleri, bir zamanlar bize vergi öderdi!

Amerika, Üçüncü Selim'in tahtta bulunduğu 1790'lı yıllarda ticari gemilerinin Akdeniz'de dolaşabilmesi için o devirlerde birer Türk eyaleti olan Cezayir, Trablusgarb ve Tunus'un idarecileriyle ayrı ayrı anlaşmalar imzalamış ve yıllık verginin yanısıra bu eyaletlerde esir bulunan denizcilerini kurtarabilmek için, sadece Cezayir'e 642 bin 500 dolar ‘‘haraç’’ vermişti.

Süleymaniye'de gözaltına almaya kalkıştığı askerlerimize turuncu tulumlar giydirip ellerini bağladıktan sonra başlarına torbalar geçirip götüren Amerika, bir zamanlar vergi mükellefimizdi. Üstelik bize sadece vergi vermekle de kalmaz, resmen 'haraç' bile öderdi.

İşte, şimdi sizlere masal yahut hayal gibi gelebilecek olan bu hadisenin ayrıntıları:

18. yüzyılın sonlarına kadar, bağımsız bir sultanlık olan Fas dışında Kuzey Afrika'nın tamamı, Türk hakimiyeti altındaydı. Mısır, imparatorluğun tabii bir parçasıydı ve o zamanlarda 'Garp Ocakları' denilen Kuzey Afrika'daki topraklarımızda Tunus, Cezayir ve Trablusgarb eyaletleri teşkil edilmişti. İstanbul gerçi Fas'ı da kendi toprağı olarak görüyor ve kağıt üzerinde de kalsa bir eyalet kabul ediyordu ama bu hakimiyet konusu tartışmalıydı. Fas'ın başında bir 'Sultan' vardı ve o devirde 'Magrib' denilen Fas, bağımsız gibiydi.

Osmanlı, 'Garp Ocakları'ndaki iktidarını bu topraklara Anadolu'dan, özellikle de Ege tarafından sevkettiği askerler ve levendler sayesinde devam ettirirdi. İdari güç, bölgenin en sözü geçen kişisi olan ve 'Dayı' unvanını taşıyan yöneticilerin elindeydi.

Garp Ocakları'nın içişlerinde teferruata girmek istemeyen İstanbul, buralarda 'divan'lar kurmuştu. Divana memleketin ileri gelenleri katılır, aralarından birini reis seçerler, 'Dayı' unvanını alan bu reis kendi adamlarını tayin eder, bir çeşit hükümet kurar ve eyaletin hakimi kabul edilirdi. Her eyalette gerçi İstanbul'dan gönderilmiş birer 'vali' de vardı ama valiler işlere pek karışmazlar, padişahı temsil etmekle yetinir, konaklarında oturur ve 'Dayı'nın kararlarını tasdik ederlerdi.

Korsanlıkla Geçindiler

Yerli halk kendi halinde yaşar ama silahlı güçler ve özellikle de denizciler, geçimlerini Akdeniz'de korsanlıkla sağlarlardı. Korsanların İstanbul ile ticaret ve Türk denizlerinde dolaşma anlaşması yapmış olan memleketlerin bayrağını taşıyan gemilere saldırması yasak, ama diğer gemileri yağmalaması serbestti.

İşte, Amerika'nın bir zamanlar bize vergi ve haraç vermesini bu korsanlarla 'Dayı'lardan biri, Cezayir Dayısı olan Hasan Paşa sağlamıştı.

1776'ya kadar İngiliz sömürgesi olan Amerika bağımsızlık savaşını kazanmış ve mücadelenin lideri George Washington, yeni devletin ilk başkanı seçilmişti.

Amerika artık diğer kıt'alara açılmak, ticaret ve deniz yollarında faaliyet göstermek zorundaydı. Kongre'nin bu maksatla görevlendirdiği kişiler, Akdeniz'deki ilk anlaşmayı 1786 Temmuz'unda Fas ile imzaladılar. Fas Sultanı, Amerika ile dost olduğunu duyuruyor ve Amerikan gemilerinin Fas limanlarını kullanmalarına izin veriyordu.

Osmanlı Devleti ile henüz benzer bir anlaşma yapılmamış olmasına rağmen, Amerikan ticaret gemileri Akdeniz'de seyretmeye başlamışlardı. Cezayirli korsanlar, 1785'ten itibaren rastladıkları Amerikan gemilerine el koydular, mallarını yağmaladılar ve denizcileri de esir olarak Cezayir'e götürdüler.

Başkan George Washington, Kuzey Afrika'da yaşanan bu hadiselerden Kongre'yi haberdar etti ve 1795'te Joseph Donaldson başkanlığındaki bir Amerikan heyeti görüşmeler yapıp anlaşmaya varmak üzere Cezayir'e gitti.

Joseph Donaldson ile Cezayir Dayısı Hasan Paşa, 5 Eylül 1795 günü Cezayir'de bir 'Dostluk ve Barış Anlaşması' imzaladılar. Metin Türkçe olarak kaleme alınmıştı ve daha önce Fas ile imzalanan ve Arapça olarak kaleme alınan 1786'daki anlaşmadan sonra, Amerikan tarihinin İngilizce olmayan ikinci metniydi.

642.500 Dolar Haraç

Cezayir Anlaşması'na göre Amerika, Cezayir'de bulunan esirlerin bırakılması için Dayı'ya 642 bin 500 dolar 'haraç' ödeyecek ve her sene 12 bin Cezayir altını eden 21 bin 600 dolar vergi verecekti. Amerikan Kongresi, anlaşmayı 1796'nın 7 Mart'ında onaylayınca, metin yürürlüğe girdi. Kongre, böylelikle Osmanlı Devleti'ne resmen vergi mükellefi oluyordu.

Amerika, 1796'nın 4 Kasım'ında Trablusgarb'ın, 1797'nin 28 Ağustos'unda da Tunus'un Dayıları ve Beyleri ile anlaşmalar imzaladı. Trablusgarb ile varılan anlaşma uyarınca Amerikan tarafı Trablusgarb Bey'i Yusuf Paşa ile 'divan'ına Amerikalı esirlerin iade edilmeleri karşılığında 40 bin İspanyol doları ödüyor, Trablusgarb'ın ileri gelenlerine altın ve gümüş saatler, elmas yüzükler ve pahalı kumaşlardan yapılmış kaftanlar vermeyi taahhüd ediyordu.

Yine Türkçe olan bu anlaşmanın ilginç taraflarından biri, besmeleyle başlayan metnin hemen girişinde 'Bu belge dünyanın hakimi, denizlerin ve karaların hükümdarı, kralların efendisi, sultanlar sultanı, imparatorlar imparatoru, Sultan Mustafa Han'ın oğlu Sultan Selim Han'ın dikkatli nazarları altında imzalanmıştır. Allah, O'nun hükmünü daimi kılsın' şeklindeki ifadelerin yeralmasıydı ve bu ifadeler, metni Türk tarafının dikte ettirdiğini göstermekteydi.

Amerika, 'Garp Ocakları'na vergisini 19. asrın ilk çeyreğine kadar ödemeye devam etti ama bu mükellefiyetten daha sonra güç kullanarak kurtuldu. Trablusgarb Paşası'nın 1801'de kendi başına Amerika'ya savaş ilan etmesi üzerine bir Amerikan donanması limanları bombaladı, sahile asker çıkardı. Aynı gelişmeler daha sonra Cezayir'de ve Tunus'ta da yaşandı. 1824'e gelindiğinde, Amerika, eyaletlerinmize vergi ödeme yükümlülüğünden artık tamamen kurtulmuştu!

Amerika ile Osmanlı eyaletleri arasında imzalanan bu metinler, Amerikan diplomasi tarihinde 'Barbary Treaties' yani 'Barbary anlaşmaları' olarak geçer. 'Barbary' kelimesi, aslı 'Barbarosa' olan ve 'kırmızı sakal' anlamına gelen 'Barbaros'un kısaltılmışıdır, yani gerisinde Barbaros Hayreddin Paşa'nın hatırası vardır ama bir görüşe göre de Kuzey Afrika'nın yerli halkı olan 'Berberiler'den kaynaklanır.

Bu anlaşmaların metinleri, Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin başlattığı 'Avalon Projesi' çerçevesinde yayınlandı ve bir kısmı da Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi doçentlerinden Hasan Tahsin Fendoğlu'nun 'Modernleşme Bağlamında Osmanlı-Amerika İlişkileri' isimli kitabında yeraldı.
Emre başkaya

Kullanıcı avatarı
kadir 2023
Demirbaş Üye
Demirbaş Üye
Mesajlar: 1135
Kayıt: Cmt Haz 18, 2005 19:13 pm
Konum: 2023ün ılık bir ekim sabahından

Mesajgönderen kadir 2023 » Çrş Tem 25, 2007 00:56 am

bunu daha önce duymuştum gerçekten gurur kaynağı.....
osmanlı yıkılırken bile dik durdu...
filistini satmadı....o kadar borcu olduğu halde...kanla aldık kanla veririz dedi sultan abdülhamit...
kanla alınan toprak satılırmı...hele bu kan TÜRK kanıysa... :!:
YA NASİP.....
YA KISMET.....

Kullanıcı avatarı
rapin_kizi__
Rekortmen Üye
Rekortmen Üye
Mesajlar: 2100
Kayıt: Pzr Oca 07, 2007 23:44 pm
Konum: kendi ütopyasından..
İletişim:

Mesajgönderen rapin_kizi__ » Pzt Ağu 27, 2007 15:36 pm

osmanlının o zamanlarında yaşamak ısterdım
KöR OlmUŞ bEyİnLErDE aĞ yapMıŞ ÖrüMCEğİM

Kullanıcı avatarı
cetin445
Profesyonel
Profesyonel
Mesajlar: 348
Kayıt: Çrş Kas 03, 2004 19:59 pm
Konum: ankara

Mesajgönderen cetin445 » Sal Ağu 28, 2007 19:20 pm

paylaşım gerçekten güzel... teşekkür ederim...
ÇeTiN!!!