Hacı Bektaş-ı Veli (1281 - 1338)

Seviyeyi düşürmemek ve bölünmelere yol açabilecek siyasi, dini, spor/futbol konularının konuşulmaması kaydıyla, her türlü konunun konuşulabileceği serbest forumumuz.

Moderatörler: barışhayranı, Mod

Kullanıcı avatarı
silahsız kuvvet
Profesyonel
Profesyonel
Mesajlar: 313
Kayıt: Çrş Haz 14, 2006 01:10 am
Konum: Selçuk'un yüreğinden

Hacı Bektaş-ı Veli (1281 - 1338)

Mesajgönderen silahsız kuvvet » Prş Ara 07, 2006 21:50 pm

Resim Hacı Bektaş-ı Veli (1281 - 1338)

Gerçek ismi, Seyyid Muhammed bin İbrahim Ata olan , Hacı Bektaş-ı Veli Horasan'ın Nişabûr şehrinde 1281 senesinde doğdu.

İlk eğitimini Şeyh Lokman-ı Perende’den aldı. Lokman-ı Perende, Ahmed-i Yesevi’nin halifelerinden olup, zahir ve batın ilimlerinde derin bilgilere sahipti. Bektaş Veli Lokman-ı Perende’nin gözdesiydi. Ve rivayetlere göre kendinde olağanüstü haller gerçekleşiyordu.

Hacı Bektaş-ı Veli, eğitimini tamamladıktan sonra Anadolu'ya geldi. Halka doğru yolu göstermeye başlayan ve kıymetli talebeler yetiştiren Hacı Bektaş-ı Veli, kısa zamanda tanınarak büyük rağbet gördü. Bu sırada Anadolu'da dini, iktisadi, askeri ve sosyal teşekkül olan ve kendisinin de bağlı olduğu "Ahilik Teşkilatı" ile büyük hizmetler yapan Hacı Bektaş-ı Veli ve talebeleri, Osmanlı sultanları tarafından da sevildi ve hürmet gördü.

Bu sıralarda kuruluş devrinde olan Osmanlı Devleti'nin sağlam temeller üzerine oturmasında büyük hizmetleri oldu. Sultan Orhan zamanında teşkil edilen “Yeniçeri Ordusu”na dua ederek, askerlerin sırtlarını sıvazladı. Böylece Hacı Bektaş-ı Veli'yi kendilerine manevi pir olarak kabul eden Yeniçeri Ordusu, manevi hayatını ve disiplinini ona bağladı. Hacı Bektaş-ı Veli, asırlarca Yeniçeriliğin piri, üstadı ve manevi hamisi olarak bilindi. Bu bağlılık ve muhabbet, Yeniçerilerin sulh zamanındaki talimleri ve harplerdeki gayret ve kahramanlıklarında çok müsbet neticeler verdi. Bütün bunlar, halk ile Yeniçeriler arasındaki yakınlığı kuvvetlendirdi.

Yeniçeriler, dervişler gibi cihad azmiyle dolu ve görülmemiş derecede kahraman ve fedakar oluşlarında, bu hadiseler müsbet tesirler gösterdi. Yeniçerilerin; "Allah, Allah! İllallah! Baş uryan, sine püryan, kılıç al kan. Bu meydanda nice başlar kesilir. Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan! Kulluğumuz padişaha ayan! Üçler, yediler, kırklar! Gülbang-i Muhammedi, Nûr-i Nebi, Kerem-i Ali... Pirimiz, sultanımız Hacı Bektaş-ı Veli..." diyerek savaşa başlamaları, bunun manidar bir ifadesidir.

Hacı Bektaş-ı Veli'nin Makalat adlı Arapça bir eseri vardır. 1338 senesinde vefat eden Hacı Bektaş-ı Veli'nin derslerini ve sohbetlerini takip ederek onun tarikatına bağlananlara, tasavvuftaki usûle uyularak "Bektaşi" denildi.

Makalat'ın asıl nüshaları tetkik edildiğinde, onun; İslam dinine sıkı sıkıya ve sağlam bir şekilde bağlı, İslamiyete uymayan davranışlara şiddetle karşı çıkar.

*****

ÖĞÜT

“Tarikatın, tasavvuf yolunun ilk makamı, bir alime canı gönülden bağlanıp, tövbe etmektir. Tövbe, canı gönülden olan pişmanlıktır ve mutlaka yapılmalıdır. Tövbe ederken gözyaşı dökmelidir. Tövbeyi kabul edecek Allahü Tealadır. Tövbe ettikten sonra O'na tevekkül etmelidir. İkinci makamı, talebe olmaktır. Üçüncü makamı, mücahede, nefse zor gelen, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Dördüncü makamı, hocaya hizmettir. Beşinci makamı, korkudur. Altıncı makamı, ümitli olmaktır. Yedinci makamı, şevktir ve fakirliktir. Marifetin birinci makamı edep, ikinci makamı, korkudur. Üçüncü makamı, az yemektir. Dördüncü makamı, sabır ve kanaattır. Beşinci makamı, utanmaktır. Altıncı makamı, cömertliktir. Yedinci makamı, ilimdir. Sekizinci makamı, marifettir. Dokuzuncu makamı, kendi nefsini bilmektir."

*****

MENKIBE

Hacı Bektaş-ı Veli, her gün gelip, şimdiki dergahının bulunduğu yere otururdu. Onu sevenler; "Galiba Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri burada bir dergah bina edilmesini istiyor, o yüzden gelip buraya oturuyor" dediler. Daha sonra Hacı Bektaş-ı Veli'nin hizmetini gören Sarı İsmail'e, Hacı Bektaş'ı sevenlerden biri, buraya bir dergah yaptırmaya niyet ettiğini söyledi. Sarı İsmail de, gelip durumu hocasına arz etti. Hacı Bektaş-ı Veli; "Ona söyle. Bir usta getirsin. Biz istediğimiz büyüklükte bir daire çizelim. Ayrıca yeteri kadar taş getirtip, yonttursun, hazır etsin." dedi.

Sarı İsmail, bu durumu o şahsa bildirince, çok sevindi ve hemen bir mimar getirdi. Hacı Bektaş-ı Veli de kalkıp, mübarek eliyle şimdiki dergahın bulunduğu yeri çizdi. O mimar da, dergahın inşası için yetecek kadar taş getirtip yontturdu. Taşların yontulma işinin bittiği gecenin sabahı, herkes, dergahın yapılmış olduğunu gördü. Dergahı yaptıracak kimse, derhal Sarı İsmail'in yanına gelip; "Ben bu binanın yaptırılması için usta getirdim, taş getirdim ve yaptırma sevabına kavuşmak istedim. Fakat her kimse bir gecede yaptırmış." diyerek üzüntülerini belirtti. Sarı İsmail, durumu derhal hocası Hacı Bektaş-ı Veli'ye bildirdi. Bunun üzerine Hacı Bektaş-ı Veli; "Ey İsmail! O beni sevene söyle, bu dergahı zahirden birisi gelip yaptırmadı. Allahü Tealanın izni ile bir anda yapıldı. Sevabı yine onun amel defterine yazılmıştır." dedi. İsmail durumu derhal o kimseye bildirdi. O zat da Allahü Tealaya şükür secdesi yaptı.

*****

HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELİ'NİN TÜRK TASAVVUF HAYATINDAKİ
YERİ VE TESİRLERİ

Hacı Bektaş Velî’yi anlayabilmek için, Hoca Ahmed Yesevî’ye kadar uzanmakta fayda vardır. Hacı Bektaş Velî, Hoca Ahmed Yesevî’nin Kur’ân’dan aldığı feyizle ateşlediği, Türk insanının gönül dünyasının aydınlığını da beraberinde taşıyan ilim, irfân ve mâna meş’alesini Anadolu’da yeniden tutuşturmakla kalmamış; aynı zamanda asırlara uzanan ve parlaklığından hiçbir şey kaybetmeyen bir ışık kaynağı olmuştur. İlâhi takdir böyle olsa gerek.

Hoca Ahmed Yesevî tarafından ana çizgileri belirlenen, Hacı Bektaş Velî tarafından geliştirilen ve daha sonra Bektaşilik olarak tarihteki yerini alan gönül seferberliğine dayalı Tasavvufî harekete; Türkçe’nin, Türk edebiyatının, Türk sanatının, çok şeyler borçlu olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek.

Hacı Bektaş Velî, Türk kültürünün en önemli kişilerinden birisidir. O, Anadolu’nun İslâmlaşma ve Türkleşme sürecinde etkili olmuş; kalıcı izler bırakmıştır. Hacı Bektaş Velî’nin din anlayışını ve inanç sistemini ortaya koyabilmek için öncelikle, Onun yaşadığı ortamın birtakım özelliklerinin bilinmesi lâzımdır.

Türk tarihinde 13. asır, Selçuklu Devletinin; siyâsi, ictimâî ve iktisâdî buhranların sonu gelmez tazyiki altında can çekiştiği, istikrarsız ve huzûrsuz bir devridir. Yine bu devirde vukû bulan Moğol istîlâsı, mutasavvıfların yorumuyla; dizlerinin dermanı kesilmiş, gözlerinin feri sönmüş İslâm dünyasında, Allah’ın yeni bir doğuş için insanların başına musallat ettiği, bir kahır ve celâl tecellisi olmuştur.

İşte Hacı Bektaş Velî; bu çaresiz ve muztarib kitleleri engin sevgi, birlik, kardeşlik anlayışıyla İslâm tasavvufunun; zengin ve mûnis şevk ile îman potasında mayalayıp, yeniden doğuşu (halk-ı cedid’i) gerçekleştiren uluların, kahramanların ön saflarında yer alır.

Hoca Ahmed Yesevî’nin Türkçe söylediği “Hikmetleri”, kendi ifadesiyle “Mâna-i Kur’ân”dır. Hoca Ahmed Yesevî’nin günümüze kadar ulaşan “Hikmetleri”; dikkatlice incelendiğinde, onların Kur’ân’ın rûhunun Türk insanının gönül dünyasında mayalanması sonucu; şiir (nefes) kalıplarına dökülen özlü sözler, gönülden kopup gelen deyişler hemen fark edilmektedir. Hoca Ahmed Yesevî; İlmin, ilmiyle âmil olan âlimin üstünlüğünün farkındadır.

Hacı Bektaş Velî, Kur’ân’da belirtilen îman esaslarına inandığını, âyetlerden deliller de göstererek tek tek belirtir.

Din; insan için, insanın en iyi şekilde insanlığını gerçekleştirebilmesi için bir araçtır, şarttır. Din; dünya içindir, burada uygulanır ve âhireti kazandırır. Din denildiği zaman akla ilk gelen de, îman esasları olmaktadır. Hacı Bektaş Velî’nin; “Îmanın akıl üzere” olduğunu belirtmiş olması, onun İslâm’ın inceliklerini çok iyi bildiğinin bir kanıtıdır.

Hacı Bektaş Velî’nin; üstün karakteri, geniş hoşgörüsü, keskin zekâsı, teşkilatçılığı, yöneticiliği, derin ilmi ile birleşince; Hacı Bektaş Velî’nin yerleşmiş olduğu Sulacakarahöyük’ün çehresi değişmiş ve mânevî bir potansiyel merkezi durumuna gelmiştir.

Hacı Bektaş Velî; ilmi, irfânı, kişiliği ve engin hoşgörüsü ile kısa sürede pek çok dost edinmiş, düşmanların dahi takdirini kazanmıştır. Bu dostların sevgisi önce Sulucakarahöyük’ü aşmış, daha sonra da Anadolu sınırlarından taşarak, Rumeli’ye, Balkanlar’a ve Avrupa’ya ulaşmıştır.

Hacı Bektaş Velî’nin; Îman büyüklüğü, ibâdet üstünlüğü, ilim, hoşgörü ve sevgi gibi konularda verdiği mesajlar, geçmişte olduğu gibi günümüze ve geleceğe de ışık tutacak açıklamalarıdır. (iki ayrı kaynaktan alıntıdır)

Kullanıcı avatarı
Yakupca
Demirbaş Üye
Demirbaş Üye
Mesajlar: 933
Kayıt: Cum Oca 06, 2006 14:37 pm
Konum: TR Sakarya

Mesajgönderen Yakupca » Cmt Ara 09, 2006 19:15 pm

Sağolasın...
Osmanlı'nın manevi kurucusu sıfatına sahiptir Hacı Bektaş-ı Veli...
Ellerine sağlık...
İlle de Barış !!! O'nun kadar bize bizi anlatan olmadı hiç !
Sus ve Dinle!...
Resim

Kullanıcı avatarı
efemanco
Demirbaş Üye
Demirbaş Üye
Mesajlar: 3776
Kayıt: Çrş Haz 29, 2005 17:43 pm
Konum: DÖNENCENİN DÖNECEĞİ YERDEN(TÜRKİYEDEN)

Mesajgönderen efemanco » Pzr Ara 10, 2006 15:04 pm

TEŞEKKÜRLER KARDEŞ BU GÜZEL BİLGİENDİRMEN İÇİN...
BİR GÜN GELECEK DÖNENCE BİLİYORUM...

Kullanıcı avatarı
serk@n
Profesyonel
Profesyonel
Mesajlar: 509
Kayıt: Pzr Haz 13, 2004 20:42 pm
Konum: izmir

Mesajgönderen serk@n » Pzr Ara 10, 2006 20:47 pm

çok güzel bir çalışma olmuş

çok teşekkür ederim
Resim


serk@n adlı üyemiz, forum düzenini bozmaya yönelik davranışlarından dolayı 1 hafta mesaj yazamama cezası almıştır.

Bitiş tarihi:

Kullanıcı avatarı
scubi
Demirbaş Üye
Demirbaş Üye
Mesajlar: 896
Kayıt: Cmt Mar 18, 2006 20:54 pm
Konum: İZMİR

Mesajgönderen scubi » Sal Ara 12, 2006 17:22 pm

teşekkürler bilgiler için...

Kullanıcı avatarı
bm777dd
Profesyonel
Profesyonel
Mesajlar: 374
Kayıt: Sal Eyl 21, 2004 22:49 pm
Konum: çarşı-türkiye

Mesajgönderen bm777dd » Sal Ara 12, 2006 18:57 pm

ellerine sağlıkk arkadaş....17 aralık konya - mevlana 733. Vuslat Yıldönümü nedeni ile Mevlana hakkın da da çalışma istiyoruzz... ;)
....bm777dd....

Kullanıcı avatarı
silahsız kuvvet
Profesyonel
Profesyonel
Mesajlar: 313
Kayıt: Çrş Haz 14, 2006 01:10 am
Konum: Selçuk'un yüreğinden

Mesajgönderen silahsız kuvvet » Çrş Ara 13, 2006 19:37 pm

inşallah ;)

ben de sizlere duyarlılığınız için teşekkür ederim..