Pakize Suda

Barış Manço

Önce hastaneye kaldırıldığı haberi geldi sonra da ölümü... Ve Barış Manço yok artık. Klasik bir ifadedir, ‘‘Bir döneme imzasını atan...’’ diye başlanır söze, gidenlerin ardından. Bir değil, birkaç döneme birden imza atan ender kişilerden biriydi Barış Manço. Beş yaşındaki çocuktan tutun da seksen yaşındaki ihtiyara kadar hemen herkes, hiç değilse bir defa bir Barış Manço şarkısı mırıldanmıştır.

Sesini beğenmeyebilirsiniz, yorumunu olağanüstü bulmayabilirsiniz, kızabilirsiniz, şarkılarının siyasi mesajı yok diye; ya da ne bileyim saçlarına, kocaman yüzüklerine laf edebilirsiniz. Ne düşünürseniz düşünün Barış Manço'nun ‘‘sanatçı’’ ünvanını hak eden ender kişilerden biri olduğunu inkár edemezsiniz. Sanatçı ‘‘üreten’’ demekse, üretirdi Barış Manço... Sanatçının ‘‘ufku geniş’’ olmalıysa, ufku genişti Barış Manço'nun... Sanatçı ‘‘Toplumun bir adım önünde’’ olmalıysa bir adım öndeydi Barış Manço... Sanatçı ‘‘kendi tarzını yaratmalı’’ ise tarzını yaratmıştı Barış Manço. Hem zeki, hem akıllıydı Barış Manço, gözlemciydi. Türk insanı, hatta dünya insanını çok iyi tanırdı; neyi seveceklerini adı gibi bilirdi.

Türkiye'de müzik yapmak çok zordur. Şimdi ‘‘Eğer öyleyse müzik dünyasındaki bu bereket neyin nesi?’’ diyeceksiniz. ‘‘Zor’’ derken kaset yapmaktan söz etmiyorum; gerekli parayı cebinize koydunuz mu bütün stüdyolar emrinizde. Dillerde gezen şarkılar yapmaktan da bahsetmiyorum; gördünüz mü Banu Alkan'ı, gayet kolay oldu. Yüzlerce bardan birinde de şarkı söylemek değil benim dediğim. Sesiniz idare ederse, eliniz ayağınız da düzgünse, ezberinizde popüler on tane şarkı varsa sizi kimse tutamaz, alın elinize mikrofonu. Kimse ‘‘Bu da nereden çıktı’’ demez, arada kaynar gidersiniz. Zor olan ‘‘şarkı’’nın önüne geçebilmektir. Zor olan ‘‘seviye’’yi düşürmeden dinletebilmektir. Zor olan 7 yaşındakiyle 77 yaşındakini aynı şarkıda buluşturabilmektir. Ve zor olan yıllar yıllar boyu bunu sürdürebilmektir. Barış Manço zoru başarmıştır. Barış Manço hiç pazar eklerinde görülmemesine rağmen ‘‘sanatçı’’dır. Barış Manço sabaha karşı bar kapısında paparazzilere yakalanmamasına rağmen ‘‘sanatçı’’dır. Barış Manço evliliğini hayranlarından saklamamasına rağmen ‘‘sanatçı’’dır. Barış Manço hiç ‘‘Maraba Televole’’ demediği halde ‘‘sanatçı’’dır. Barış Manço erkekliğini abartmadığı halde ‘‘sanatçı’’dır. Barış Manço hiç genç görünmeye çalışmamış, mesela saçlarını boyatmamıştı; çünkü o zaten ‘‘gen璒ti, hatta ‘‘çocuk’’tu. O kadar ki kırk yaşına gelen herkese ‘‘Dinozor’’ diyen genç sanatçılar (!) bile Barış Manço için asla böyle bir yakıştırma yapmadılar. Mizah, unutulmaya yüz tutmuş deyimler, atasözleri, kaybolan değerler, kol düğmeleri, babaanneler, hala kızı Zehra'lar, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa'lar, davetler, hendekler, eşşekler... Belki de ilk kez şarkı sözleri aşkın esaretinden kurtuldular... Ellerin de konuştuğunu öğrendik sayesinde.

Bir zaman övgü dolu yazılar okuyacak, programlar seyredeceksiniz. Gelenek yine bozulmayacak; sağlığında esirgediğimiz güzellikleri, ölümden sonra cömertçe sunacağız. Nasıl olsa artık şımaramaz, ‘‘Ben neymişim’’ diyemez, kendini bulunmaz hint kumaşı zannetmez. Nasıl olsa artık onu mutlu edemeyiz, rahatça övelim; bizi duyamaz, korkmayalım. Meğer severmişim ben Barış Manço'yu. Televizyonda başka şey seyredemez oldum, kanal kanal gezip ağlıyorum. Kendime kızıyorum birini sevdiğimi anlamam için illa ölmesi mi lazım? Siz bu satırları okurken cenazesi kalkmış olacak; ben gitmeyeceğim, yüzüm yok. Defalarca aynı sahneyi paylaştık, kuliste dertleştik, şakalaştık; eşiyle de öyle; ama ben bir kez olsun arayıp hatırlarını sormadım, onlar da beni aramadılar. Olsun! Ben arasaydım. Bu bana ders oldu, tanıdığım herkesi arayacağım, ne kadar iyi, ne kadar hoş olduklarını söyleyeceğim onlara; taa ki bu olayın etkisi geçene kadar. Sonra yine aslıma rücu edeceğim... Herkes gibi...

HÜRRİYET, 04.02.1999.