Mehmet Gündem'in Röportajı (1999)

Siz bir radikal misiniz?

Hayır ben bir Barış Çelebiyim.

Bence bir radikalsiniz. Sizin çok özel bir ilgi alanınız da çocuklar. Bizim çocuklarımıza olan o yoğun ilginin nedeni?

O çocuklar hepimizin. Onların adam gibi adam olmasında hepimizin sorumluluğu var. Aslında ben sadece bir çocuk programı yapıyor değilim. Biliyorum ki, beni çocuklar seyrettiği kadar onların büyükleri, anneleri, babaları, dedeleri, amcaları, anneanneleri, babaanneleri de seyrediyor. Daha güzel imkanlar sunarak daha huzurlu bir dünya kuralım istiyorum çocuklar için.

Biz sizi tevazu ve içtenliğinizle tanıyoruz. Her sanatçı, toplumun kendisini baş tacı etmesini ister...

Bir şartla bunu istemeye hakkı olur sanatçının; onun da toplumu baş tacı etmesi ve bunu en yalın haliyle göstermesi şartıyla. İyi niyetli, samimi ve içten bir insan olduğumu düşünüyorum. Bana ulaşmak, benimle konuşmak kolaydır. Sanata kırk yılımı verdim. Beni mahcup etmeyecek eserler ortaya koydum. İddialı olmadım; ama otuz yıl önce bestelediğim, söylediğim bir şarkı bugün hâlâ aynı coşkuyla dinleniyor. Sanatla başladım hayata ve sanatçı olarak bitirmek istiyorum. Siyaset aklımdan geçmiyor. Niye geçsin ki, ben şimdi iyi bir noktadayım. Konuştuğunda sözü dinlenen ve halkı tarafından oldukça sevilen biriyim. Aradığım şey geniş kitlelere seslenmek ve onlardan bir ses duymaktı. Bir usta olduğumu söyleyenler de oldu; ama ben buna ‘estağfirullah’ dedim. Hayatım boyunca da, ustayım, sanatçıyım gibi iddialarda bulunmayacağım. Benden sonra insanlar benim için böyle güzel şeyler konuşurlarsa, buna da çok memnun olacağımı itiraf etmeliyim.

Benden sonra’ diyorsunuz. Hayatı fâni olarak görebilmek, insanın kendisini inşa etmesi ve ilişkilerini düzenlemesi açısından da çok önemli bir fırsat değil mi?

İsabet buyurdunuz. Bizler genel anlamda elimizdeki şeylerin kıymetini onu kaybettikten sonra anlıyoruz; ama iş işten geçiyor çoğu kere. İhtiraslarımız, hırslarımız insani değerlerimizin, insana yaraşır kabiliyetlerimizin önüne geçiyor. Hayatın ve dolayısıyla kendimizin fani olduğunu unutmazsak, elimde ne kadar olduğunu bilmediğimiz zamanı kendimizi gerçekleştirmeye ve eser ortaya koymaya ayırırız. Hayatın böyle kavranıldığı bir toplumda, bir ülkede, bir dünyada da sevgi ön plana çıkar.

Şarkılarınızda çağrışım dünyası oldukça geniş ve daha çok bir filozof edasıyla ifade edilmiş bu tür parçalar var değil mi?

Ben hayatın gerçeğini anlatıyorum. Sevda kadar, ayrılık kadar ölüm de bizim bir gerçeğimiz. Bunlardan kaçmak yerine anlamak ve zaman içinde içimize sindirmek zorundayız.

Hüzünlenince daha fazla mı düşünüyoruz ayrılığı ve ölümü?

Olabilir, tam bilemiyorum. Ama genellikle pek fazla düşünmediğimiz, hatta kendimize ölümü yakıştıramadığımız için, her gelen ölüm bir şok etkisiyle geliyor. İnsan aynı zamanda düşünen ve hisseden bir varlık. Sanıyorum düşünerek ve hissederek yaşamak gerekiyor.

Yahya Kemal’in on beş yılda tamamladığı Sessiz Gemi’yi hatırlıyorum da anlam zenginliği ve çağrışımları açısından sizin birkaç eseriniz de ruhumda aynı etkiyi yapıyor.

Elbette ki bende Sessiz Gemi kıvamında bir eser yok. Merak ettim hangi eserim sizde ona benzer bir çağrışım yapıyor?

Mesela; Ömrümün Sonbaharında, mesela; Dağlar Dağlar... Kendi kendime soruyorum acaba bir yolculuk mu var ve yolcu kim?

Yolculuk sürekli var ve sıramız gelince hepimiz yolcuyuz. Bir gün söylemeye, vedalaşmaya fırsat bulamayız belki. Onun için şimdiden söyleyeyim:

Çoktan uçmuş güvercin
Tahta masam devrilmiş
Can dostum çoban uykuda.
Tatlı komşu Ayşe Teyze
Emekli Salih Öğretmen
Hepinize, hepinize elveda...
Dostlar elveda...
Gözlerim kurşun gibi ağır ağır kapandı bu gece
Elveda...

Allah gecinden versin, emr-i Hakk vaki olduğunda geride kalanların size hangi eserlerinizle seslenmelerini istersiniz?

Biz nasıl yaşamışsak ona göre eserler bırakmışızdır geriye... Gülpembe, Unutamadım...

Unutulma korkunuz var mı?

Hayır yok. İnsan ne zaman ölür biliyor musunuz? Fizik varlığınız itibarıyla bu dünyadan ayrılınca ölmüş olmazsınız. İsminiz ne zaman artık anılmıyorsa bu dünyada, o gün hem ölmüş hem de unutulmuş olursunuz.

İnsanın yüreğine seslenen ve kalıcı izler bırakan pek çok esere imza atmış bir insan olarak kimseden beste istemediğinizi, almadığınızı biliyorum; fakat bir istisnası var.

Bir dostumun çok güzel bir bestesi vardı: ‘Canım Oğlum.’ İlk dinlediğimde gözyaşlarımı tutamamıştım. Onu çok fazla istedim; fakat vermedi.

Siz toplumdan, bizlerden yeteri kadar sevgi gördünüz mü?

Ben sevildiğimi biliyorum ve oldukça fazla hissediyorum; fakat her insanın benim kadar bu konuda nasipli olmadığını da biliyorum. Ne var biliyor musunuz? İnsanlar korkuyorlar birbirlerinden; çünkü çok ciddi bir çatışma sürecinden geçtik yakın tarihlerde. Ben o süreçte taraf olmadım ya da taraf olduysam sadece ve sadece ‘insanın’ tarafında oldum. 7’den 77’ye bu ülkenin tüm insanlarına aynı gözle baktım ve hepsini sevdim. Dedim ya ben hep sizin şarkınızı söyledim. Biliyorum ki, sanatçıya sevginizi ne kadar çok hissettirirseniz, o zaman o sanatçı ortaya çok daha güzel eserler koyar. Çıkmaz sokağa girmeden gösterelim ve hiçbir insandan esirgemeyelim sevgilerimizi. Üç-beş günlük dünya hayatı değmiyor hiçbir kavgaya...

Bu bir veda sohbeti olsaydı nasıl seslenmek istediniz bize?

Dün yine yapayalnız
Dolaştım yollarda
Yağmurlarda ıslanan
Bomboş sokaklarda

Unutmak kolay demiştin
Alışırsın demiştin
Öyleyse sen unut beni
Yeter ki benden isteme
Gözlerimde yaş, kalbimde sızı, unutmadım seni...
Unutamadım, unutamadım ne olur anla beni...